TUBA ÜNSAL İLE BODRUM'DAYIZ

13.07.2020 11:10:04

Tuba Ünsal ile Yalıkavak Marina'da kapılarını açan Dioriviera pop-up mağazasını “J’Adior Bodrum” diyerek kutluyoruz.

Sizden birkaç yaş büyük biri olarak kariyer yolculuğunuza yakından tanıklık edenlerdenim. Kendini geliştiren, hep enerjik ve her daim güzel bir Tuba bizim dışarıdan gördüğümüz. Yolun başındaki Tuba ve şimdiki Tuba’yı karşılaştırdığınızda çok değiştiğinizi düşünüyor musunuz?

Hem de çok. İnsan çok değişen ve gelişen bir varlık. Bence görsel alanlarda iş yapan insanlar bu gelişimi başkalarının gözünün önünde de yaşadığı için çok daha fazla sorumlu olarak ilerliyor hayatta ve bu belki de diğer insanlardan daha çok farkındalığa sahip olup farklı bir şekilde gelişmenizi sağlıyor. Ben ilk önce eğitimle başladım çünkü kariyerime başladığımda çok küçüktüm. Çalışırken üniversiteye gittim. Ondan sonra da hayatıma baktığımda her yedi senelik periyotta mutlaka görsel iletişimin içinde bir alan seçip farklı yollardan gittiğimi görüyorum. Bir dönem proje geliştirme ajansım vardı. Ana hattım hep oyunculuktu, çevresinde hep bambaşka işler yaparak ilerledim. Şimdi bulunduğum bu noktada yapımcılık da devam ediyor ama sanki yine bambaşka bir işin arifesindeyim gibi hissediyorum. Pandemi döneminde online eğitimleri takip ediyordum, daha proaktif nasıl vakit geçirebilirim diye düşünürken Harvard’ın online programı  Edx’e başladım. Temmuz’un sonunda mini MBA’imi tamamlayacağım. Küresel ısınmanın insan sağlığına etkileri üzerine MBA yapıyorum, az bir sürem kaldı. Bir süredir WWF (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) ile çalışıyorum. Onlarla daha iyi bir dünyanın mümkün olabileceğiyle ilgili farkındalık yaratmaya ve insanlara çevre bilinci aşılamaya çalışıyoruz. Bakalım hayatım ileride nasıl evrilecek?

Fiziğiniz hiç değişmedi. Güzellik sırlarınız var mı? Bakımınıza çok vakit harcar mısınız? Beslenme ve spor rutininiz nasıl?

Hamileliklerimde ben fiziksel görüntüye hiç önem vermedim. 20 küsur kilo aldım ve özgürce yemek yiyebildiğim için çok da mutluydum. Ondan sonrasında iş hayatına döndüğümde diyet uygulamadan ama dikkat ederek ilerledim. Şimdi her gün spor yapmaya çalışıyorum, 15 dakika 20 dakika ya da yarım saat. Bu bana psikolojik olarak iyi geliyor. Gitgide dış görünüşten çok iç dünyanın nasıl olduğuna kafayı takmış durumdayım. Nasıl olduğun ve nasıl hissettirdiğin önemli. Sen dünyanın en güzel kadını ol, iç dünyanda sorunlar yaşıyorsan dış dünyaya verdiğin enerji o kadar kötü oluyor ki. Bizler enerji çeken varlıklarız. Sen hangi enerjideysen o enerjideki insanları çekiyorsun. Ben daha hissetmeye yönelik şeylere odaklanıyorum. Cilt bakımına da yeni yeni başladım. Kadınlar da çok dürüstçe anlatmıyor, ben de araştırıyorum. Herkes doğuştan sanki öyleymiş gibi davranıyor, utanıyorlar şunu yaptırdım demeye, anlaşılabilir bir şey tabii ki. Geçen gün bir buçuk yıldır oturduğumuz apartmandaki kapı komşumun çok ünlü bir plastik cerrah olduğunu yeni öğrendim. Yavaş yavaş kendime uyan şeyleri toparlamaya çalışıyorum ama doğal olmak benim için en temel şey. Suratımdaki değişikliklere cesaret edemedim, bence doğru bakımla hallolur. Beslenmeme dikkat ederim, tatlı çok yemem. “Fasting” yapmaya çalışıyorum. Ramazanda oruç tutmaya çalışıyorum. Bu dönemde çevremdeki herkes kilo alırken ben verdim. Evdeyiz, cezbedecek yemek toplantıları yok. Bir süre detoks yaptım. Çok da abartmıyorum tabii, her şeyi yiyorum.

Dışarıdan baktığımızda çocuklarını sınırlamayan son derece eğlenceli bir anne görüyoruz. Anne olduktan sonra neler değişti hayatınızda? Sare ve Civan’ı yetiştirirken en çok nelere öncelik veriyorsunuz?  Birlikte neler yapmaktan hoşlanıyorsunuz?

Yakın arkadaşımın aynı yaşlarda iki çocuğu var. Birkaç hafta önce yazlık evimde bir hafta beraberdik. O zaman görmeliydin. Çocuklar evden koşarak kaçtılar biz çok daha kurallı bir eviz. O kadar kural var ki bizde. Çocuk dünyasının, kuralların içinde olması gerekiyor, onların düşünce sistemini geliştirebilmen için. Kurallı bir özgürlük var bizde. iPad ile yemek masasına oturulmaz. Alınması gereken protein, yağ, tahıl oranı bile belirli. Beş yaşına kadar şekerli gıda vermemek için üstün bir performans gösterdim. Okula başladıklarında tabii ki paketli gıdaları gördüler. Eminönü’ne gittim janjanlı kağıt alıp, evde sebze-meyve kurutma makinesinde cips yapıp onu paketleyip bu da Sare’nin özel cipsi diye verdim. Yaratıcılığımı işimden daha çok çocuklarımı büyütürken kullandım. Çok kurallıyız ama eğleniyoruz. Anne-çocuk ilişkisinin temelini gerginlik üzerinden değil, iletişim üzerine kuruyoruz. Arkadaş gibiyiz ama aynı zamanda ebeveynim. Çocuk sahibi olduğumda hiç hazır değildim. Dokuz ayımı üniversite eğitimi gibi nasıl anne olunur üzerine çalışarak geçirdim. Bunun üzerine zaten “Benim Tatlı Komposto Günlüğüm” kitabını yazmıştım. Benim gibi bir kız anne olduğunda neler yaşayacak, bu yolculuğu nasıl tamamlayacak. Bize hep sanki anne, anne doğuyor gibi öğretildi. Ben dans etmeyi seven, daha özgür, sırtına çantasını takıp ertesi gün Hindistan’a giden bir kızım. “Ben nasıl anne olacağım, bu hayatım değişecek mi?” sorusunun cevabını ararken çok okudum ve kendimi geliştirdim. Hayatımdan da feragat etmedim. Sare 40’a yakın şehir gördü, ülke dahil bunlara. Biz her sene Tayland’da bir köyde kalıyorduk. Süt bulamadığımda Hindistan cevizi suyu içiyordu. Bunlar biraz daha özgür büyümelerini sağladı ama yine de kurallar var. Saat 20:00 olunca yatmaları gerekiyor.

Sinema, tiyatro, ajans sahipliği, prodüktörlük... Yaratıcılığınızı farklı alanlarda kullanmayı sevdiğiniz aşikar. Sizi en çok yansıtan oyunculuk mu?

Salt oyunculuk yapmak beni tatmin etmiyor, etmediği için zaten hep farklı perspektiflerde ilerlemeye çalışıyorum. Yapımcılık yapma maceram zaten şöyle gelişti. Canlandırmak istediğim çok fazla güçlü kadın hikayesi vardı ve bunların bana gelmesini beklemek için vakit kaybetmek istemiyordum. Önümde bir listem vardı, Maria Puder bunlardan bir tanesiydi. İnsanların o kitapların haklarını alıp, uyarlayıp, akıllarına benim gelmem olasılığını hesapladığımda kendi yapmamın daha mantıklı olduğuna karar verdim ve yapımcılığa adım attım. Şimdi Ayşe Kulin’in “Adı Aylin” kitabını sahneye uyarlıyoruz. Aylin hayatımın karakteri. İşin sadece ön tarafında değil, mutfağında olmayı da seviyorum. Sadece kendi oynadığım oyunlar değil, başka kadın oyuncuların da canlandıracağı hikayeleri tiyatroya ve sinemaya taşımak istiyorum.

Hayal kurmak serbest. İstediğiniz oyuncuları dilediğiniz bir yapımda bir araya getirme şansınız olsa kimlerle nasıl bir projede buluşurdunuz?

Juliette Binoche ile iki kadının hikayesini canlandırırdık. James Franco ile ben çift olurdum, Juliette Binoche’un partneri de nasıl olsa hayal kurmak serbest, geçmişten biri olsun James Dean. Kadroda kesinlikle “Normal People”daki Daisy Edgar-Jones olmalı, onun o kadar duru bir oyunculuğu var ki birlikte oynamak çok isterdim. Filiz Akın’ı isterdim, benim için çok özel. Sektöre ilk girdiğimde “Türk sinemasında sarışın iyi kadın olmaz. Tek örneği Filiz Akın, o da zamanında çok zorlandı” dediler. Türk kültüründe fettan kadın sarışındır. Ben de “Böyle bir şey olur mu, bizden öncekilerle ilgilenmiyoruz” dedim. İlk dizimde saçımı boyamak istemişlerdi. O yüzden Filiz Akın çok önemli bir rol modeldir. Yönetmen koltuğunda da Almodovar olsun. Kadro böyle olurdu. Müzikleri Hans Zimmer yapardı ve Katar Filarmoni Orkestrası ile çalışırdı. Andreas Ottensamer klarnet çalardı.

Sosyal medyayı aktif kullananlardansınız. Olumsuz yorum yapanlara çoğunlukla esprili yanıtlar verdiğinizi gördüm. Hep böyle sakin misiniz?  Ruhsal tedavilere ilgi duyduğunuzu biliyorum, duygularınızı yönetmenize nasıl katkısı oldu bu tür tedavilerin?

Çok yorum görmüyorum açıkçası. “Tuba uzun zamandır seni takip ediyorum, konuşurken sağa doğru kayan dudağınla ve suratına yaptığın mimikle...” diye bir yorum gördüm. Çok mimik yapıyormuşum ve dudağım kayıyormuş! Bundan dolayı takipçim bana kızgın. Bende “Allah da beni kahretsin” diye kahkaha attım. Komik çünkü. Bence çok küçük yaşta iş hayatına atılmanın etkisiyle ben psikolojimi güçlü tutmak için kişisel gelişimle ilerledim. İlk sessizlik kampımı 22 yaşında yapmışım. Minik Tuba sen ne biliyordun iç ses ne demek, susmanın kıymeti ne demek. Bence bununla baş etmenin yolunu hasbelkader bulmuşum o zamanlar. Son beş yıldır meditasyon yapıyorum, mutlaka zaman ayırıyorum. Bir seneye yakındır içimizdeki çocukla ilgili Özlem Oğuz ile çalışıyorum. Hayatımızda aldığımız kararlar tamamen 0-8 yaş arasında aldıklarımıza dayanıyor. Yaşadığımız hayat o perspektifte ilerliyor. Bugünkü aklımız ve vizyonumuzla o döneme bakarak aldığımız kararları sorgulamamız gerekiyor. Bu da tabii içsel olarak bir dinginlik, huzur, insanları kale almamayı beraberinde getiriyor. Çirkin dese ne olacak? Ne güzel işte, başka bir perspektif.

Şu anda aşk, hayatınızın neresinde?

Ben aşkı çok önemsiyorum. Hayatımda önemli bir yer kaplıyor. Yeni tanıştığım ve arkadaş olduğum insanlar “İş hayatında bu kadar programlı, ne yaptığını bilen, çevresini donatan kadın, o durumlarda çok savunmasız oluyor” diyorlar. Bu aslında aşkın kendi tanımının içine giriyor. Çok hesaplı kitaplı olmuyor. O yüzden de seviyorum aşık olma halini.

RÖPORTAJIN DEVAMI BU HAFTA ALEM'DE.

Röportaj: Ayça BARUT TANMAN

Fotoğraflar: Tamer YILMAZ

Styling: Ayça ELKAP

Saç: Suat ÜRÜN

Makyaj: Ece BİRSEN

Video editörü: Fatih ER

Fotoğraf asistanı: Doruk UĞURLUER

PAYLAŞ