CELINE GAINSBURG-REY İLE MODA SEKTÖRÜNDE NORMALLEŞME

19.06.2020 18:04:35

Celine Gainsburg-Rey, yerelin değerine ve lüks markaların dağıtım ve iletişim stratejilerinin dijitale kaymasına dikkat çekiyor.

Kendinizden ve hikayenizden kısaca bahseder misiniz?

Toprağa ve sanata oldukça önem verilen Güney Fransa’da doğdum. Köklerim tüm kariyerim boyunca yani Amerika’da, Fransa’da ve beş senemi geçirdiğim Türkiye’de hep benimleydi. Çok büyük lüks markalarla çalıştığım 14 senenin ardından, 2018’de kreatif markaları ve mükemmel sanatçıları desteklemek için diğer tarafa geçtim. Onların bugünün ve yarının heyecan verici yaratıcıları olduklarına inandım. Aynı zamanda, Céline Gainsburg-Rey adına küçük bir yer açtım. Misyonum yaratıcı sanatçılara destek vermek, ışık tutmak ve hak ettikleri yere gelmelerine yardımcı olmak. Günlük hayatta onlara marka stratejilerini geliştirmelerinde eşlik ediyorum. Rakipler, büyük markaların duruşuna sahip olmaları için kendilerini yapılandırmaları konusunda hepsine en iyi pratiği yaptırıyor. Müşterilerimle gerçekten yoğun bir iş-duygu alışverişi içerisindeyiz. İlerleme kaydettiklerine dair gönderdikleri tek bir mesajla inanılmaz bir mutluluk yaşıyorum. İşte bana enerji veren bu his, büyük markalarla çalıştığım dönemde eksikliğini duyduğum şeydi.

Covid-19 lüks markalar için kriz nedeni olarak tanımlanabilir mi?

Koronavirüs, lüks markalar için son derece üzücü ve benzeri görülmemiş bir olay. Gerçekten de lüks markalar, son yıllarda Çin’e epey bağımlı hale geldiler. Önceden çalıştığım bazı firmaların ürünlerinin yüzde 80’i ya yaptıkları yolculuklar süresince ya da kendi ülkelerinde Çinliler tarafından üretiliyordu. Covid-19, milyonlarca yolcunun seyahat etmesini önlediği ve lüks ürün satışı yapan binlerce mağazayı kapanmak zorunda bıraktığı için öncelikle Çin’i çok sarstı ve bu da geçmiş krizlerde daha geç etkilenen lüks markalarda başlangıçtan itibaren şok tesiri yarattı. Örneğin 2002-2003 yıllarında ortaya çıkan SARS, Batı ülkelerinin Doğu’ya bu derece bağımlı olmaması sebebiyle sektörde böylesine bir etkiye yol açmamıştı. Aynı şekilde, 2008 ve 2009 senelerinde dünya çapında gerçekleşen ekonomik kriz sırasında, Batı ülkelerinin zayıflamasına karşılık Çinli tüketiciler gittikçe zenginleşerek harcama yapmaya devam etmişlerdi. Üstelik sonradan Avrupa’yı yoğun bir biçimde etkileyen Covid-19 krizi, bir sürü lüks markanın yuvası niteliğindeki Fransa ve İtalya’yı kısıtlamalara ve üretimi durdurmaya itti. Bugüne dek örneğine rastlanmamış bir durumdan söz ediyoruz. Sonuç olarak, ülkelerin salgının yeni dalgalarını önlemek adına seyahat kısıtlamalarıyla kendilerini korumaya almaları ve insanların uçak yolculuğundan endişe duymalarından dolayı yerel pazarlar dışında yavaş ilerleyecek bir normalleşme beklenebilir. Ancak diğer yandan, alışverişte çılgın bir geri dönüş de gözlemleniyor. Açıldığı 11 Nisan tarihinde Guangzhou’daki Hermès mağazasının yaklaşık 2,7 milyon dolarlık bir ciroya ulaşması, bunun göstergesi! Çin’de hiçbir mağazada şimdiye kadar böyle bir kazanç sağlanmadı.

Lüks alışverişin yeni yolu nedir?

Akılda tutulması gereken bir kelime varsa o da “yerel”. Ben bu kelimeden iki farklı anlam çıkarıyorum: Birincisi; devam eden seyahat kısıtlamalarının diğer ülkelerdeki alışveriş yoğunluğunu Çin’e taşıyacağı, diğeri ise tüketicilerin çevresel ve sosyal bir bilinç geliştirdikleri yönünde. Bu ikinci nokta çok önemli, iş birliği yaptığım markalarda örneklerini açıkça görebiliyorum. Özellikle yeni markaların, tüm üretim ve dağıtım zincirlerini bu doğrultuda gerçekleştirmelerine dair yoğun bir talep var. Etik, estetikle aynı derecede önemli hale geliyor çünkü tüketiciler önceliklerini kıymetli bir misyona sahip ve bir hakkı savunan markalardan yana kullanıyorlar. Yerel kelimesinin her harfi asil bir değer kazanırken yeni teknolojiler de her zamankinden daha çok karşımıza çıkıyor. Yeni nesil birbiriyle buluşuyor ve yapay zeka endüstriyi adeta sallıyor.

Sizce, yeni normal diye adlandırdığımız bu süreçte lüks saatleri bile internetten mi satın alacağız yoksa bir süre sonra mağazadan alışveriş yapma alışkanlığı geri mi dönecek? 

Bu eğilim Covid-19’dan önce başlamış, lüks markalar özellikle de saat sektörü web siteleri üzerinden satış yapmaya odaklanmışlardı. Online mağazalar, zaten birçok marka için satış rakamları açısından en önemli dağıtım ağını meydana getiriyorlardı. Dolayısıyla evet, bu kanalın yapay zeka sayesinde kullanışlı olup müşteri deneyimleri ile daha da güçleneceğine inanıyorum. Örneğin, gelişmiş teknikler artık dijital ortamda bir saati bileğinizde denemenize imkan tanıyor fakat lüks markaların dijital müşterileriyle daha fazla yakın ve insancıl ilişkiler kurmaları ve çok daha fazla deneyim kazanarak ilerlemeleri gerekiyor.

Dijital platformlar her geçen gün etkisini artırırken modanın geleceğini nasıl hayal ediyorsunuz?

Yolculuklarına eşlik ettiğim moda markalarında bir strateji değişikliği gözlemliyorum. Dağıtım, dolayısıyla da iletişim stratejileri hızla dijitale kayıyor. Müşterilerine doğrudan mağazadan satış yapmayı hedefleyen bazı markalar, artık çapraz kanallı pazarlama sayesinde online satışlarla doğrudan tüketiciye yöneldiler. Günlük pop-up mağazalara veya samimi sohbetlere başvurarak tüketiciyle ilişkilerini güçlendiriyor ve böylece oluşturdukları dijital yol haritasını gerçek ve otomatikleştirilmiş bir biçimde destekliyorlar. Ürüne ilişkin stratejilerinde moda haftasını dikkate almadan kendi takvimlerine bağlı kalıyor, daha kalıcı parçalarla daha az koleksiyon çıkarıyorlar. Gucci ve Saint Laurent gibi büyük markalar da bu duruşu onayladıklarını belirttiler. Saint Laurent’ın Kreatif Direktörü Anthony Vaccarello, WWD ile yaptığı bir röportajda şu cümleleri söyledi: “Bu sene, önceden belirlenmiş bir takvimin parçası olmayarak bugünümüzün ve hayatın değerini anlama arzusundayız. Bugün demode olan sistemin takvimidir: Gösteriler, defile salonları, siparişler.”

Karantina sürecinde, birçok ülkede yaratıcı zihinlerin daha verimli olduğunu gözlemledik. Önümüzdeki aylarda bu yaratıcılığın devam edeceğini mi yoksa durulacağını mı düşünüyorsunuz?

Bu yaratıcılığın devam edeceğini düşünüyorum. Belki aynı büyüme hızında değil ama bana göre bir “önce-sonra” durumu olacak kesinlikle. Bu yaşananlar, bize hiçbir zaman vazgeçemeyeceğimiz alışkanlıklarımızı değiştirebileceğimizi gösterdi yani mümkünler dünyası ile tanıştık. Bundan böyle kanepemizde otururken dünyanın diğer ucundaki bir müzeyi gezmeyi, tanımadıklarımızla felsefi konularda fikir alışverişi yapmayı, kahkahalara boğulmayı veya kendimizi spiritüel bir yoga seansında bulmayı gayet normal addedeceğiz. Özetle sosyal mesafe paradoksal bir terim çünkü aslında birbirimize hiç olmadığımız kadar yakınız. Hemen hemen bütün dünya aynı anda enfekte oldu ve tüm mesafelere karşı koyarak yardımlaştı.

PAYLAŞ