Hayatımızı altüst eden pandemi sürecinin daha fazla motive olmamızı sağladığını düşünüyorum. Sanat tarihine baktığımızda göreceğimiz gibi zor dönemler daima anlamlı işler yaratımına vesile olmuştur. Pandemi öncesi sanat piyasamızda mevcut problemler vardı ve pandemi sonrasında da bunlar devam ediyor. Ekonomik sıkıntıların alımları da etkilemesi kaçınılmaz bana göre. Önceliklerin kişiden kişiye değiştiği bir dönemdeyiz; fakat dünya tarihinin sıkıntılı dönemlerinde ve savaş zamanlarında sanat her daim ayakta kalmasını bildi. Kolektif sorumluluk bilinci ile bu krizin de üstesinden geleceğimize inananlardanım. Yeter ki birlik ve beraberlik içinde motivasyonumuzu kaybetmeyelim. Bu ekosistemin parçası olan herkesin bir araya gelip, sorunları tartışarak bir çıkış yolu bulması gerekiyor.
Sizce salgın döneminde koleksiyonerlerin alışkanlıklarında ne gibi değişiklikler oldu? Eskiye oranla neredeyse alım yapmadım diyebilirim. Öncelikle küresel ve ekonomik belirsizlik hepimizi etkiliyor ve bu dönemde daha önceki gibi bir şevk ve cesaretle büyük adımlar atmaktan çekiniyoruz doğal olarak. Bence koleksiyoner davranışlarındaki en önemli değişim bu temkinlilik hali oldu. Bunun dışında asıl verimli üretimin pandemi sona erdikten sonra başlayacağını düşünüyorum. Hatta yeni yeni girişimler de oluyor. Sanatçıların bu süreçte demlendirdiği fikir ve projelerini tam olgunlaşmış halleriyle izlemeyi beklemeyi tercih ediyorum kendi adıma.
Fiziksel olarak eve kapanmanın daha sağlıklı olduğu şu günlerde; pek çok galeri ve sanat kurumu sergilerini çevrim içi erişilebilir hale getirdi. İlk etapta mevcut sergilerin neler olduğunu ve yakında açılacak olanları takibe almakla başlanabilir. Sonrasında ilgili sergiye dair basın bülteni ve diğer materyalleri kolaylıkla edinip, sanatçı ve pratiği hakkında bir ön araştırma yapılmasını öneririm. Ardından sergiyi online ortamda gezmeye hazırsınız. Ayrıca galeriyle irtibata geçerek eserlerin detaylı bilgilerinin ve görsellerinin yer aldığı bir dosya da temin edilebilir. Sanal tur, bu anlamda kesinlikle çok başarılı bir deneyim.
Uluslararası dolaşıma ve fuarlara bağımlı olan sanat piyasası kültürü pandeminin etkileriyle beraber içe kapanan ülkelerde zayıf yönlerini daha da gözler önüne serdi. Dünyada dijital altyapılarına pandemiden önce yatırım yapmaya başlayan mega galeriler ve müzayede evleri bu dönemi ekonomik açıdan daha rahat atlattılar. Oyunun kurallarını bilmediğimiz ve yeni baştan stratejiler üretmek zorunda kaldığımız bu dönemde dijital stratejiler ve çevrim içi etkinlikler üretmek hayat kurtarıcı oldu. Sanat izleyicisi ve koleksiyonerlerle bu sayede dirsek temasını x-ist galeri olarak hiç kesmemiş olduk.
Galeride şu anda Aylin Zaptçıoğlu’nun yedinci ve x-ist’teki ikinci kişisel sergisi “in situ/ex situ” izleyiciyle buluşuyor. Zaptçıoğlu’nun mürekkep, guaj ve suluboya kullanarak karışık teknikte ürettiği eserlere desenler ve gravür teknikleriyle oluşturduğu baskılar eşlik ediyor. Bu dönemde, pandeminin bize kazandırdığı sergiyi dijitale taşıma alışkanlığımızı devam ettirerek sergiyi de çevrim içi izlenebilir hale getirdik.
Dijital süreç artık kaçınılmaz olarak var, sergi ve fuarların bir ayağının hem bu süreçte hem de sonrasında da var olmaya devam edeceğini düşünüyorum. Fiziki olarak sanat hep var olacaktır ancak dijitalin de ulaşılabilirlik açısından faydalı olduğu noktaları görüyoruz. Geliştikçe daha da verimli olacağını düşünüyoruz.
Belki de bu süreç hem izleyiciyi hem de sanatçıyı daha çok düşünmeye, gözlem yapmaya teşvik etmiştir. Sanat eserine bakmak, anlamak, üzerine düşünmek ve yorumlamak için daha çok vaktimiz olduğunu düşünüyorum. Dünya ve ülke gündemlerine göre de sanatçıların üretimleri şekillenebiliyor, birçok etken var. Dolayısıyla bu süreçten sonra çıkacak olan yeni üretimler de bize bu yolun nasıl gideceğini gösterecektir.
İzleyen herkesten çok olumlu geri dönüşler oldu. Sergilerimizi ziyaret edenler ya da eser alan koleksiyonerler her zaman sanatçı ile tanışma ve sohbet etme şansına sahip olamayabiliyor. Özellikle şehir dışında yaşayan sanatçılar için bu kaçınılmaz. O nedenle direkt ilişki oluşturması bakımından bizim için çok yararlı oldu.
Çevrim içi müzayedelerden alımların arttığını biliyoruz. Salonlarda toplanılamaması nedeniyle bu artış mantıklı. Ev konforunda eser seçmek ve almak da kolaylık oldu diye düşünüyorum. Galerilerin sadece eser satmak değil, sanatçı yetiştirmek, koleksiyonerleri bilgilendirmek gibi farklı görevleri ve doldurdukları önemli bir boşluk var. Benim açımdan satışların çoğu yine birebir ilişki üzerinden oldu.
Salgın süreci bizleri sanat üretimlerini mekandan bağımsız olarak düşünmeye itti bir süre. Mekanlardan çıkıp ekranlar aracılığıyla iletişim modelleri geliştirdiğimiz bir noktaya taşıdı hepimizi. Bir süre boyunca galeri alanımızı fiziksel olarak izleyiciye açamadığımız bir döneme girdik. Eylül ayı ile beraber ise izleyici sayılarımız arttı. İnsanların mekan ve yapıt ile kurduğu ilişkiyi özlediklerini hissettik. İlerleyen yıllarda şüphesiz ki tüm bu süreç hafızalardan silinmeyecek bir dönem olarak hatırlanacak.
Mixer’in, ilki 2015 yılında hayata geçirilen ve baskı sanatına odaklanan sergi serisi “Printed”, bu yıl altıncı edisyonu ile izleyici ile buluştu. Seçkinin küratörlüğünü ise Kerimcan Güleryüz gerçekleştirdi. “Printed” sergi serileri gravür, litografi, linolyum baskı, serigrafi, fotoğrafçılık ve heykel gibi farklı disiplinlerde üretilen çalışmaları izleyici ile buluşturduğumuz bir yapıdan oluşuyor. Sergiye paralel olarak gerçekleştirdiğimiz atölye çalışmaları ve eğitimler ile baskı alanına dair geniş bakış açısı geliştirmeyi hedefliyoruz.