MARY KATRANTZOU

11.12.2019 10:38:00

Londra Moda Haftası’nın uluslararası sesi olan Mary Katrantzou, global moda sektörünün en güçlü ve renkli isimlerinden biri. MARKA Konferansı için İstanbul’a gelen Katrantzou ile fikirlerin önemi üzerine konuştuk.

Röportaj: Lara MUTLU
Fotoğraflar: Panayis CHRYSOVERGIS

MARKA Konferansı için İstanbul’a gelecek olan Mary Katrantzou, “Dört yıl önce İstanbul’u ilk kez ziyaret ettiğimde dünyanın en güzel şehirlerinden birine geldiğimi düşünmüştüm. Kültürü, enerjisi ve kozmopolit yapısı burayı yaratıcı kılıyor. İnsanlardan ilham alan biri olarak İstanbul’da yaşayanların kültürüne kendimi yakın hissediyorum. Optimist bir yaklaşımları var; iletişimleri ve kalpleri hep açık” diyor. Tasarımlarını fikirleri etrafında şekillendiren Katrantzou ile biz de konferansta yeni fikirler üzerine tartışacağız.

Yunanistan’da moda çok büyük bir sektör değil. Ancak siz son defilenizi Atina’da gerçekleştirdiniz ve büyük yankı uyandırdı. Nasıl oldu her şey?
Her şey, Marianna Vardinogiannis’in beni arayıp kurucusu olduğu Elpida adlı vakfın 30. yıl etkinliğine davet etmesiyle başladı. Elpida, kanserle savaşan çocuklar için çalışan bir vakıf. Onların inşa ettiği hastanenin onkoloji bölümünü ziyaret ettiğimde, adanmışlıklarından ve yapmakta oldukları yardımlardan çok ama çok etkilendim. Atina’nın altın çağının en önemli yapıtlarından olan Poseidon Tapınağı’nda bir defile gerçekleştirmek, en büyük hayallerimden biriydi. Tarihi yapılar aracılığıyla günümüz kültürüyle bağlantı kurmanın her ülke için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Burada yaptığım defile sayesinde moda aracılığıyla tüm dünyaya bir mesaj verme şansını yakaladım. Defilenin tüm geliri, Elpida’ya bağışlandı. Bu, kariyerimdeki en tatmin edici deneyimlerden biri oldu. Yunan moda endüstrisi ile de bir diyalog başlatmış olduğumu umuyorum. Ancient Greek Sandals ve Callista gibi hayranı olduğum Yunan moda markaları var ve onlar beni bu şov döneminde desteklediler. Hem özgünler hem de Yunan zanaatkarlığını dünyaya tanıtıyorlar. Ben de defiledeki iş birliğimiz sayesinde onları dünyaya lanse etmiş olmaktan dolayı çok mutluyum.

Yunan asıllı olmanız tasarımlarınızı nasıl şekillendiriyor?
Yetiştiriliş şeklim, düşünce yapımı şekillendirmemde etkili oldu. Çocukluğumdan itibaren fikir dediğimiz şeyin ne kadar önemli olduğu bilincime işledi. Benim dünyamda her şey bir fikir etrafında şekilleniyor ve çok çalışıp iyice odaklanarak fikirlerden yeni tasarımlar ortaya çıkarıyorum. Son koleksiyonumdaki parçalar, Poseidon Tapınağı’nın inşa döneminden ilham alıyor. Her tasarımcının dünyayı algılama biçimi, yaratım sürecine etki ediyor.

Peki, bu son defile marka isminize ne kattı, anlatır mısınız?
Benim için çok anlamlıydı çünkü sadece kıyafet tasarlamadım aynı zamanda umut ile insanlık gibi değerlere değinmek ve Elpida Vakfı için farkındalık yaratmak istedim. Defilem, bugün olduğum kişi olmamı sağlayan ülkeme bir sevgi mektubu niteliğindeydi. Markam için yepyeni bir dönemin başladığını hissediyorum. 

Şu an ne üzerine çalışıyorsunuz?
Bir mücevher markasıyla özel bir iş birliği hazırlığındayım. Bu koleksiyon önümüzdeki yıl piyasaya çıkacak. Bir de The Rug Company ile ilk deneysel iş birliğimizi yaptık. Markam artık sadece gardıroplara değil; yaşam alanlarına da sızdı.

Dijital desenler sizin alamet-i farikanız. Desenlerin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
İşlerimin her zaman öyküsel olmasını arzu ettim. Görsellik, hikaye anlatmanın en önemli yolu bence. Bu işe başladığım zaman, teknolojinin hızla ilerlediği moda sektörünün sınırlarını genişletmem için çok fazla alternatifim vardı. Yıllar içinde desenler, fikirlere hayat vermenin en etkili yolu haline geldi. Ancak benim tasarımlarımda zanaatkarlık ve farklı ifade biçimleri de en az desenler kadar önemli. Desenlerin tasarımcının vizyonunu anlatma konusunda çok etkili bir araç olduğunu düşünüyorum. Ancak “Wisdom Begins in Wonder” adlı ilk couture koleksiyonumda, desenlere hiç yer vermedim. Onun yerine fikirler, silüetler aracılığıyla dile geldi ve zanaatkarlık ön plana çıktı. 

Kariyerinizde aldığınız en büyük risk neydi, özel bir anınız var mı?
Üniversiteyi bitirir bitirmez dönemin ekonomik şartlarına aldırmaksızın iş kurmam oldukça riskliydi. Bu işe çok naif bir şekilde başladım ama ilk koleksiyonum çok başarılı oldu ve doğru yerlerde, doğru tüketicilerle buluştu. İş hayatında korkusuz olmak gerektiğini öğrendim. Bu da kararlarımda daha cesur olmamı sağladı. Doğru bildiğiniz yoldan şaşmamak ve kendi kararlarınızı vermeniz bence her daim çok önemli.

Pek çok moda markasıyla iş birlikleri yapıyorsunuz. Nasıl bir strateji ile ilerliyorsunuz?
Kendi alanlarında lider olan markalarla çalışmayı ve onlardan teknik bilgiler öğrenmeyi seviyorum. Bu iş birlikleri, markamın daha demokratik ve ulaşılabilir olmasını sağlıyor. Moncler ile koleksiyon hazırladığımda daha önce hiç dış giyim parçası  üretmemiştim. Remo Ruffini ile çalışmak çok heyecan vericiydi. Aynı şekilde spor kıyafetleriyle büyüdüğüm Adidas ile çalışmak da öyleydi. Bu vesileyle ilk kez spor koleksiyonu hazırladım. Araştırmacı kişiliğim, bu tarz iş birliklerinin temelini oluşturuyor. Ve bence böyle koleksiyonlar, yaratıcılığı artırıyor. Her koleksiyonun ticari bir yönü olmak zorunda değil; bazen de sadece tatmin duygusu yaşatıyor. New York City Ballet ve Opera de Paris için kostüm tasarlamak benim için çok ama çok keyifliydi.

Yakın zamanda yeni bir iş birliği var mı?
The Greek National Opera’da sergilenecek “Don Kişot” balesinin kostümlerini tasarlıyorum. Sonbahar/Kış 2020 için de Villeroy and Boch ile bir koleksiyon hazırlıyoruz.

Modanın ticari tarafı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Moda, uygulamalı bir tasarım ve bir amaca hizmet etmeli. Kadınların tasarımlarımı giydiğinde kendilerini güçlü hissetmelerini istiyorum. Rengi iyileştirici bir araç olarak kullanıyorum ve renklerin canlandırıcı etkisi olduğunu düşünüyorum. Modayı satın alıyoruz çünkü iyi bir tasarım, kendimize olan güvenimizi artırıyor ve güzel yanlarımızı ortaya çıkartıyor. 

Sürdürülebilirlik kavramı ne kadar sürdürülebilir?
Gerçek şu ki, pek çok genç tasarımcının sürdürülebilir kaynakları yeterli bir biçimde araştırabilecek finansal gücü yok. Güçlü moda markalarının liderlik etmesine, çevre kirliliği konularının daha kapsamlı araştırılmasına ve bu konuya yatırım yapılmasına ihtiyacımız var. Ne kadar doğal olursa olsun moda endüstrisinin tamamı yüzde yüz sürdürülebilir olamaz. Ancak bunu dengelemek için zanaatkarlığı ön plana çıkartan zamansız tasarımlar yapmaya özen göstermeliyiz. Böylece insanları daha az satın almaya ve kaliteye odaklanmaya teşvik ederiz.

RÖPORTAJIN TAMAMI BU HAFTA ALEM'DE.

PAYLAŞ