JALE BALCI VE HANDE ÇİLEK’TEN LEZZET DOLU BİR HİKAYE

08.01.2020 12:13:03

"Tadında Yolculuk" kitabının yazarları Jale Balcı ve Hande Çilek, tariflerin Youtube kanallarından yapıldığı bir dönemde neden bir yemek kitabı çıkardıklarını anlatıyor. Dinlemeye değer!

Lara MUTLU - [email protected]

Seyahat ve yemek kültürünü farklı coğrafyalar üzerinden anlatan “Tadında Yolculuk” kitabı, yemek yapmayı ve yemeyi her zamankinden keyifli ve sağlıklı hale getiriyor.  Kitabın yazarları, seyahat ve yemeğin birbirini tamamlayan unsurlar olduğunu bir kez daha vurguluyor.

Bir şef ve seyahat yazarının yolları nasıl kesişti? Nasıl başladı ve gelişti bu süreç?
Hande Çilek: Jale seyahat etmeyi ve yeni yerler görmeyi çok sever ben de yemek yapmayı ve sofra hazırlamayı. Arkadaşlığımız yemek ve seyahat üzerinden gelişti. Ben Jale’nin kitaplarından yemek yapıyordum; Jale de seyahatlere çıkmadan önce bana danışıyordu. İki Başak burcu kadını olarak çok güzel bir dostluk oldu aramızda. Birlikte kitap çıkarma fikri ise tanıştığımız günden beri aklımızdaydı.
Jale Balcı: Biz Hande ile daha önce İstanbul’da tanışmıştık. Ben bir seyahate gittiğimde ona soruyordum. O da yemeklerle ve gidilmesi gereken mekanlarla ilgili soruyordu. Çocuklarım Kaliforniya’ya okumaya gidince, Hande orada yaşadığı için yollarımız bir kez daha kesişti. Kaliforniya’da kendimizden geçiyorduk yemekleri deneyip, mekanları gezerek. Hatta bir seyahatimde Hande beni, Cosco adlı büyük bir markete götürdü. Uzun zamandır gördüğüm en çok çeşitliliğe sahip marketti. Tek başıma iki sepet dolusu ürün aldığımı fark ettiğinde, hayretlerle bakan Hande’ye, “Merak etme tüm bu ürünleri kullanacağım ve çok lezzetli yemekler hazırlayacağım” dedim. Eve gittik, mutfağa girdik, bir şeyler hazırlamaya başladığımda baktım ki Hande, kendi tarzıyla Kaliforniya’da deneyimlediği lezzetleri yapıyor. O esnada aramızda şöyle bir diyalog gelişti: “Ben Türkiye’de bunu böyle yapıyorum” dedim. O da, “Ben de Kaliforniya’da bunu öğrendim, böyle yapıyorum” dedi. Ve yolculuğumuz böyle başladı.

Herkesin Youtube videolarından yemek yaptığı bir dönemde sizi yemek kitabı çıkartmaya yönlendiren şey neydi?
H. Ç.: Günümüzde Youtube ve dijital içerikler çok yaygın fakat sosyal medya ve dijital platformlar da çok sık değişiyor. Eskiden VHS kasetler, DVD’ler ve kaset çalarlar vardı fakat şu an bunları kullanmak mümkün değil. Ama kitaplar hep sizinle ve size yıllar boyunca eşlik edebiliyorlar. 
J.B.: Ben gelenekçi bir yapıdayım dört kitabım daha var. Kitap çıkarmak, prodüksiyon ve styling yapmak bana inanılmaz bir yaratıcılık veriyor. Sürekli tarif denemek, işime çok katkı sağlıyor. Herkesin yaptığını yapan bir yapıya sahip değilim ve Youtube kanalı açma fikri beni heyecanlandırmıyor. Sosyal medyanın popülerliği gittikçe artıyor ama kitaplar herkesin kullanacağı bir araç olarak kalacak diye düşünüyorum.

Bu kitabın en büyük farkı nedir?
H.Ç.: Kitabımızın en büyük farkı, Akdeniz ve Kaliforniya’nın sevilen popüler lezzetlerini rengarenk sunumlar ve pratik anlatımlar ile buluşturuyor olması. Ben Kaliforniya’da yaşadığım için buradaki akımları çok yakından takip edip sürekli workshop’lara katılıyorum. Özellikle Los Angeles’ta vegan mutfak yaygın ve en popüler kafelerin arasında hep vegan olanlar yer alıyor. Türkiye’de yaşayan biri, bu tarifleri internetten aratsa, ‘cup’ ölçü birimi ile verilmiş sayısız İngilizce içeriğe ulaşacaktır fakat ben en çok yaptığım ve denediğim tarifleri, çay bardağı ya da yemek kaşığı ile Türkçe veriyorum.
J.B.: Kitap alışagelmişin dışında tarifler içeriyor. Yalın, kolay ve sağlıklı pratik tariflerin yanı sıra Akdeniz ve Kaliforniya bölgesinin favori beslenme tarzını yansıtıyor. 

Sizce hala her ülkenin farklı bir mutfağı var mı yoksa tüm lezzetler ortak dünya mutfağı olarak birleşiyor mu?
H.Ç.: Bence her ülkenin kendine ait bir mutfağı var ve her zaman olacak. Fakat herkesin seyahat ettiği ve aradığı bilgiye ulaşabildiği bir dönemde, en çok sevilen lezzetler ön plana çıkıyor.
J.B.: Ortak bazı lezzetler olsa da her ülkenin kendi kültürünü yansıtan beslenme alışkanlıkları var. Tek tip beslenme dünyanın iklim ve yaşam özelliklerinden dolayı mümkün değil. Mevsiminde olmayan beslenme ve ithal edilen ürünlerden dolayı kirlilik artıyor. Sağlıklı olan, her ülkenin kendi yetiştirdiği ürünü tüketmesi. Bu da sürdürülebilir kültür açısından büyük önem arz ediyor.

Sizin nasıl bir beslenme düzeniniz var? 
H.Ç.: Benim laktoz intoleransım olduğu için maalesef peynir ve yoğurt tüketemiyorum.  O nedenle vegan mutfak kurtarıcım oldu. Vegan değilim ama vegan olmaya kendimi çok yakın hissediyorum. Mümkün olduğunca bol sebze, meyve ve tahıl tüketmeye çalışıyorum. 
J.B.: Diyet olaylarını sevmiyorum ve doğru da bulmuyorum. Az ve sağlıklı beslenmeye önem veriyorum. Tatlı çok aramam ama haftada iki-üç gün tüketirim. Daha çok meyve ve sebze seven bir yapım var. Et tüketimim de az hatta neredeyse yok gibi; vejetaryen bir beslenme tarzına sahibim diyebilirim. Mevsiminde çıkan ürünleri kullanmaya gayret ederim.

Asla yemediğiniz şeyler var mı?
H.Ç.: Çok sık seyahat ettiğim için asla dememeyi öğrendim. Hatta et yemeyi bırakmamın en büyük sebebi seyahat etmek. Moğolistan’da bir yurt çadırında kaldığınızda, Serengeti’nin ortasında bir hafta geçirdiğinizde ya da Amazon Ormanları’nda bir kulübede kaldığınızda yemek seçme şansınız olmuyor.
J.B.: İşlenmiş hazır market gıdaları ve endüstriyel pastane ürünlerini yememeyi tercih ederim.

Vegan beslenme şekli dünyada hızla yükselmeye devam ediyor. Siz ne düşünüyorsunuz?
H.Ç.: Herkesin bitki ile beslenmeye başlayacağı bir dönemin geleceğini düşünüyorum. Et sevenler içlerinden imkansız diyecekler belki ama Amerika’da etin yerini tutan ve birebir aynı lezzette satılan “impossible meat” yani imkansız et dönemi başladı. Soyadan yapılıyor ve tadı birebir ete benziyor. Ben bir keresinde böyle hamburger siparişi verdim ve siparişim gelince, “Bana et göndermişsiniz” diyerek geri yolladım. Yani o derece benziyor tadı gerçek ete.
J.B.: Aslında vegan beslenme bana doğru bir beslenme gibi gelmiyor. Hayvansal gıdalar özellikle tereyağı, yumurta ve süt ürünleri çok önemli. Bence doğanın nimetlerinden yararlanmalı. Mevsiminde çıkan ürünleri tüketmek en doğru seçim.

Glütensiz ve laktosuz beslenme de artış gösterdi. Ne düşünüyorsunuz?
H.Ç.: Laktoz intoleransı olan ve glütene alerjisi olan insan sayısı hiç de azımsanacak gibi değil. Hatta bu durumun farkında olmayan çok kişi olduğuna eminim çünkü ben de uzun yıllar fark edememiştim. Egzaması olan kişilerin süt ürünlerine veya glütene alerjisi olabiliyor. Bu nedenle vücudu iyi dinlemek gerektiğini düşünüyorum.
J.B.: Benim de laktoza intoleransım olduğu için açıkçası süt kullanamıyorum. Yoğurt ve tereyağı çok seviyorum ve bolca tüketiyorum. Hayvansal süt ürünü yerine bitkisel sütleri tercih ediyorum. Glüten vücuda çok zararlı, birçok rahatsızlığın temelinde yer alıyor. Ben normal un yerine daha çok glisemik indeksi düşük siyez, tam buğday, keçiboynuzu veya badem unu tercih ediyorum.

Kitaptan favori üç lezzetinizi seçebilir misiniz?
H.Ç.: Yulafsız granola, avokado puding ve karnabahar pizza.
J.B.: Aslında hepsi kolay ve lezzetli. Üç tane seçecek olursam kayısı armut rulo, yulaf puding ve kısır diyebilirim. 

Size çocukluğunuzu anımsatan bir yemek/lezzet var mı?
H.Ç.: Vejetaryen bir ailede büyüdüm, annem de babam da et yemezdi. Bir tek ben etkilenmeyeyim diye ara sıra etli yemekler yapılırdı fakat etkilenmemek tabii ki mümkün olmadı. Kısır, börek, salata, bol sebzeli yemekler, zeytinyağlılar aklıma ilk gelenler. 
J.B.: Yemek konusunda şanslı bir çocukluk geçirdim. Çünkü babam için yemek özel bir ritüeldi. Sabah kahvaltıları ve akşam yemeği çok önemli ve çeşitli olurdu. Mutlaka çorbası, salatası, mezesi, eti, turşusu ve tatlısı olurdu. Damakta lezzet şöleni yaşayarak büyüdüm. Ama aklımda hep kalanlar kalem gibi incecik sarılı yaprak sarması, kuru patlıcan dolması, borani ve okul kapısında satılan Şam tatlısı.

RÖPORTAJIN TAMAMI BU HAFTA ALEM'DE.

PAYLAŞ