ALEM TALKS! ERDEN TİMUR & OYLUM TALU

05.06.2020 17:51:20

Erden Timur ve Oylum Talu’nun iyiliğin paylaştıkça çoğaldığına inandıran ilham verici sohbetine konuk oluyoruz.

Oylum Talu: Pandemi Danışma Heyeti’nden bahsetmek istiyorum. Özellikle bu zor dönemde çok değerli işlere imza attınız. Nasıl kuruldu bu heyet bugüne kadar neler yaptınız?

Erden Timur: 16 Mart’ta Pandemi Danışma Heyeti’ni kurduk. Hastalığın bulaşıcılığını azaltıp, sağlık çalışanlarını korumak adına çözümler üretmeye odaklandık. Heyetimizde Çapa Hastanesi’nden Dekanımız ve Cerrahpaşa Hastanesi’nden hocalarımız var. Entübasyon kutusu, numune alma kabini, dezenfektan istasyonu gibi üretimlerimiz oldu. Pandemi vakalarının olduğu hastanelerde prototipler, tasarımlar yapıldı; çeşitli laboratuvarlarda testler yapılıp daha sonrasında deneme prototipi şeklinde tekrar hastanelere gönderildi. Onaylanıp final ürünü haline gelince de üretimine başlandı. İlk üretime 21 Mart’ta başladık. Bazı ürünlerin geliştirilme süreci ise on beş yirmi gün kadar sürdü. Hatta bu tarz teknik ürünleri ilk üreten kurum biz olduk diyebilirim. Başlarda stant malzemesi üretmeyelim demiştik, nasıl olsa herkes üretiyor diye ama ihtiyaç fazla olunca tulum, önlük gibi medikal malzemeler de ürettik. İlk tartıştığımız konulardan biri sadece belirli bir bölgeye odaklanmaktı. Ancak ihtiyaç her yerde olunca insan belirli bir bölgeye odaklanamıyor. Biz de gücümüzün yettiği kadarıyla yetişmeye çalıştık. İnsan genelde başarıyı zafere odaklar ama seferden, verdiği çabadan sorumludur. İşin sonuna geldiğimizde seksen bir ilde altı yüzün üzerinde sağlık kuruluşuna bir milyon dört yüz bin ürün göndermiş olduk. İhtiyaç azalsa da hala göndermeye devam ediyoruz. Gerçekten süreç ülkemizde çok başarılı bir şekilde yönetildi. Bizi destekleyen herkese teşekkür ederiz, çok güzel bir çalışma ortaya çıktı.

O.T: Anladığım kadarıyla Nef Vakfı, nerede ihtiyaç varsa orada o ihtiyaç ile var olmayı tercih ediyor. Yardım konusunda vakıf olarak çok geniş bir yelpazeniz var, öyle değil mi?

E.T: Yıllardır odaklandığımız ana konularımız var. Eğitimle ilgili, fiziksel eğitim mekanları ile ilgili. Yaklaşık on yıldır okullar yapıyoruz, vakıftan önce de yapıyorduk. Eğitimde öğretmen eğitimi kısmı var. Öğretmen Akademisi Vakfı ile projelerimiz var. Şimdi KODA (Köy Okulları Danışma Ağı) ile beş yıllık bir proje başlattık. Hayalimiz orta düzeyde bir özel eğitim kurumu standardı oluşturabilmek. Ben Tarsus Amerikan Lisesi’nde okudum. Benim de yönetim kurulunda olduğum SEV (Sağlık Eğitim Vakfı) var, birlikte yüzde yirmi beş otuzlara varan oranlarda burslu öğrenci okutuyoruz. Anadolu’nun herhangi bir köyünden gelip Oxford, Yale, Stanford Üniversite’lerine giden öğrenciler var yeter ki imkan verilsin. Diğer taraftan uzun zamandır devam eden, kadınlarla ilgili çalışmalarımız var. Çok dar gelirli, dezavantajlı kadınları hem meslek sahibi yapmak hem de hayata kazandırmak istiyoruz. Sosyal geçim desteği gibi Aile Bursu adını verdiğimiz bir konu var. Belli bir odakla çalışmak lazım. Fakat insan bir yerde büyük bir dert olduğu zaman duramıyor. Nef Vakfı’nın böyle bir misyonu var. Afet diye tanımladığımız durumlar olduğunda yerine gidip sürdürülebilir sistemler geliştiriyoruz. Ben de ekiple birlikte gidiyorum. Elazığ depreminde sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çok önemli işler yaptık, yaklaşık otuz gün kadar orada kaldık. Pandemi sürecinde de böyle oldu. Entübasyon kutusu nedir bilmezdik, öğrendik. Hastalığın doktorlara ve sağlık çalışanlarına bulaşmasını engelliyor. Ayrıca şunu da eklemek istiyorum, sağlık çalışanları muazzam insanlar. İlk zamanlarda Başhekimlerle ihtiyaç görüşmelerine ben de katılıyordum ama üçüncü günden sonra katılamadım. Çünkü böylesine fedakarca çalışan insanlar size teşekkür edince, minnet duyunca ister istemez duygulanıyorsunuz. Fedakarlıkları yanında zarafetleri, böylesine bir gönüle sahip olmaları da çok kıymetli.

O.T: Türkiye’de ‘İhtiyaç haritası’ ile birlikte çok güzel bir proje gerçekleştirdiniz. Bu ihtiyaç haritasından bahsedebilir misiniz?

E.T: Hastanelere koronavirüs ile ilgili yaptığımız yardımların azaldığı dönemde eşim Emine dikkat çekti bu konuya, ‘Günlük geçinen insanlar da şu an çok zor durumdalar’ diye. Hepimizin malumuydu aslında ama birinin net olarak hatırlatması gerekiyordu. Eve gelen gündelik çalışan kadınlarımız, tarım işçilerimiz, inşaat işçilerimiz, bakkalın berberi çırağı, birçok esnafımız hep günlük yevmiyeyle çalışıyor. Biz kurum olarak bir yardım çalışmasında bulunduğumuz zaman sürdürülebilir olmasına dikkat ediyoruz. Sürdürülebilir olmasının yanı sıra kimseyi incitmemeye de özen gösteriyoruz. Bu noktada ihtiyaç haritası ile çalışmaya başladık. İhtiyaç Haritası zaten böyle bir çalışmanın eşiğindeymiş, birleştik. Birlikte iş yapmak çok kıymetli. Bir Kart Birlikte Kart diye debit kart çıkardık, banka kartı gibi de düşünebilirsiniz. Gıda, temizlik ve eczane harcamalarında kullanılıyor. Aileye kartı bir defa verdiğinizde, son kullanma tarihine kadar ne zaman ihtiyacı olursa kullanabiliyor. Tekrar o aileyi bulmak ve yardım göndermek gibi verimsiz bir süreç yaşanmıyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Valilik ya da Sosyal Yardımlaşma Vakfı’na müracaat ettiğiniz zaman bu aileler çok belli zaten.

O.T: Neye göre karar veriyorsunuz peki? İhtiyaç sahibi çok geniş bir kavram malum. Anladığım kadarıyla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile bir arada çalışıyorsunuz.

E.T: Şöyle, biz Aile Geçim Desteği yardımını Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile dokuz yıldır İstanbul tarafında yapıyoruz. Bir Kart Birlikte Kart ayrı bir konu ama benzerlikleri de var. Aile Geçim Desteği projesinde kart yok, geçim derdi olan insanlar tespit ediliyor, kayıtları mevcut zaten. Vakıf işinde ihtiyaç sahibini gidip yerinde teyit etmek çok önemli. Devletin bu konuda çok muazzam bir sistemi var. İhtiyaç Haritası ise kent ve mahalle temelinde ihtiyaçların vatandaş katılımı ile sistematik bir şekilde öğrenilmesini, harita tabanlı olarak toplanmasını sağlıyor. Hem illerde ihtiyaç sahiplerini bu çerçevede belirleyip hem de bazı kurumlarla ortak bir çalışma yapacağız. Mesela mahallenin bakkalına ürün veren büyük bir kurum diyelim, oradaki ihtiyaç sahiplerini tespit edecek. Şu dönemde zaten dar gelirliyi tespit etmek çok daha kolay. Diyelim ayda iki yüz lira ile üç ay boyunca bir kardeş aile seçeceksiniz. Türkiye’de üç dört milyon tekil insan bunu yapsa çok büyük bir derdi çözmüş oluruz. En önemlisi de bu kartın kendisi. Çünkü bizim kültürümüz, ‘’Sağ elin verdiğini sol el görmesin’’ der. Sebebi de budur aslında, ihtiyaç sahibinin incinmemesi. Gıda yardımı yaptığınız zaman o kişiyi mahallelisine mahcup edebiliyorsunuz. Biz de kimseyi mahcup etmeyecek, taşımaktan gurur duyulacak çok şık bir kart tasarımı yapıyoruz.

O.T: Siz çok değerli işler yapan büyük bir kurumsunuz tabii ama tek başınıza böyle bir yükün altından kalkmanız mümkün değil. Bireysel ve kurumsal bağışlara da ihtiyacınız oluyordur, yanılıyor muyum?

E.T: Kesinlikle. Pandemi döneminde yaptığımız yardımlar kendi başımıza üstelenebileceğimiz bir işti ancak dar gelirli insanlara uzandığımızda bizlerin katkısı sınırlı kalıyor. Nef Vakfı olarak yirmi bin aileye destek verelim dedik ama yüzbinlerce böyle aile var. Bu arada devlet zaten yaklaşık altı milyon aileye ulaştı, bin liralık yardım yaptı ama bizlerin de destek vermesi gerekiyor. Hem kurumlarla hem bireylerle kolektif olarak yapmamız gereken bir iş bu. Şöyle bir önemi daha var, bu yardım etme işi kanınıza bir doz bulaştığında gerisi fazlasıyla geliyor. Biz bu dönemde hep vakıf için çalıştık. Hatta geçenlerde sohbet edince fark ettik ki çalışmaktan koronavirüs ile ilgili tedirginlik duymaya bile vakit bulamamışız. Yunus Emre’nin çok güzel bir sözü vardır ‘’Derdi dünya olanın dünya kadar derdi olurmuş’’ diye. Hayır işleriyle ilgilenince derdiniz olmuyor, aslında insanın kendine yapabileceği en büyük iyilik bu bence.

PAYLAŞ