Londra Moda Haftası, her yıl olduğu gibi moda dünyasının en heyecan verici etkinliklerinden birine ev sahipliği yapıyor. Ancak bu sezon, alışıldık dinamizmin biraz daha yavaşladığı bir atmosferle başladı. Birçok marka, lüks tüketimdeki duraklama nedeniyle, katılmak ya da katılmamak konusunda yeniden düşünmek zorunda kalsa da bağımsız tasarımcılar, her sezonun sunduğu fırsatları başarıya dönüştürmeyi başardı. Ancak, programda yer alan bazı isimler bu sezon geri adım atarak, moda dünyasına farklı bir gündem getiriyor. Patrick McDowell gibi isimler, geleneksel defile formatını terk edip, daha samimi ve anlamlı buluşmalarla podyumun aksi yönüne çizilen yeni bir rota belirliyor. Yine de tüm bunlara rağmen Londra Moda Haftası'nın her zamanki kural tanımayan, cesur bir ruhu karşımıza çıkıyor. Biz de bu sezonda, JW Anderson, Molly Goddard ve Wales Bonner gibi büyük isimler olmasa da Burberry, Simone Rocha ve S.S. Daley gibi markaların defilelerini büyük bir ilgiyle izliyoruz. Harris Reed'in dramayı yansıtan etkileyici tasarımlarından, Dilara Fındıkoğlu'nun uzun bir aradan sonra geri dönüşüne kadar, bu yılki Londra Moda Haftası, her yönüyle moda dünyasının geleceğine dair güçlü izler bıraktığına şahitlik ediyoruz.
Simone Rocha, nostalji ve hayal gücünün ustalıkla harmanlandığı bir anlatı sunuyor. Kaplumbağa ve tavşan metaforunu temel alarak inşa ettiği koleksiyonunda, yapay kürk mantolar, bisiklet kilitleriyle sıkıştırılmış elbiseler ve pembe jakar şeritlerinden oluşan romantik katmanlar dikkat çekiyor. Rocha'nın geçmiş koleksiyonlarına referans veren fırfır ve iç çamaşırı detayları, emo-naif bir estetikle modernize ediliyor. Fiona Shaw'un taşıdığı görkemli görünümle doruğa ulaşan koleksiyon, Rocha'nın sanatla moda arasındaki zarif yolculuğunu taçlandırıyor.
Londra'nın en gotik mekânlarından Slimelight'ta, gölgelerle örülü bir moda ayini düzenleyen Dilara Fındıkoğlu, yine her bir silüeti mitolojik karaktere dönüştürüyor. "Venus in Chaos" adlı koleksiyon, korsetlerle şekillendirilmiş heykelsi bedenler, deniz kabukları ve incilerle bezenmiş zırhlar ve dantel kenarlı maskelerle gerçeküstü bir güzellik arayışına evriliyor. Yıkım yoluyla estetik bulan bu isyan, gotik unsurları zarafetle harmanlayarak Fındıkoğlu'nun Londra moda sahnesindeki anarşist ruhunu bir kez daha kanıtlıyor.
Daniel Lee'nin Burberry için çizdiği vizyon, İngiliz aristokrasisinin bohem çarpıklığını yakalayarak çarpıcı bir moda fantezisi sergiliyor. Saltburn'ün büyülü görsellerinden ilhamla, koyu çiçek desenli kapitone paltolar, duvar kağıdı tonlarında damask kadifeler ve dev püsküllerle süslenmiş örgü elbiseler podyumu dolduruyor. Goblen üstler, av sahneleri ve şövalyelerin ejderhalarla savaşını betimleyen masalsı detaylarla, markanın köklü mirasını çağdaş bir dokunuşla harmanlıyor. Lee, Burberry'nin DNA'sını yeniden yazarak aristokratik ihtişam ve modern özgürlüğü buluşturuyor.
Erdem Moralioğlu, 2025-26 Sonbahar/Kış sezonunda Kaye Donachie'nin sanatsal dokunuşlarıyla zamanı aşan bir güzelliği tasvir ediyor. Uhrevi mavi tonlarda resmedilmiş portreler, neopren koza ceketlere, tekno organzalara ve 3D çiçek işleme detaylarına dönüşerek melankolik bir moda şiiri yaratıyor. 1950'lerin zarif siluetleri, fırça darbeleriyle yün ve deriye işlenerek soyut çiçek motifleriyle zenginleşiyor. Maria Callas'tan Radclyffe Hall'a uzanan Erdem silüeti, tarihin romantik gölgelerinden süzülerek podyumu nostaljik bir zarafetle dolduruyor.
Richard Quinn, 2025-26 Sonbahar/Kış koleksiyonuyla gotik romantizmine dramatik bir imza atıyor. Gürcü cepheli bir çatının altında ve sahte korkuluklar arasında geçen gösterisiyle, karla örtülü bir masala ev sahipliği yapıyor. Geçit töreninde 50'ler ve 60'ların haute couture siluetleri, korseli çan etekler, gül detaylı fiyonklarla romantik bir nostalji yaratıyor. Renk patlamalarından kaçınarak siyah, beyaz ve fildişi tonlarında bir ihtişam sunan Quinn, avangart çizgideki yerini sağlamlaştırmaya devam ediyor.
Bora Aksu, "Sissi"den ilham alarak, romantik bir peri masalının karanlık yüzünü ortaya çıkarıyor. 19. yüzyıl Avusturya'sının trajik prensesi Elisabeth'in ruhunu çağıran koleksiyon, asimetrik gelinlikler, cenaze süslemeli kalp aplikleri ve ponpon detaylarıyla hüzünlü bir masalın içinde geziniyor. Egon Schiele'nin resimlerinden alınan çarpıtılmış hatlar, tül ve dantel katmanlarıyla birleşerek klostrofobik bir güzelliğe atfediliyor. Bunun aksine lazer kesim çiçeklerle bezeli jakarlı mini takımlar ve mor tafta elbiseler, Elisabeth'in gizli özgürlüğünü kutlayan neşeli bir kontrast sunuyor.
Roksanda Ilincic, Phyllida Barlow'un avangart ruhunu kumaşlara yansıtarak heykelsi bir koleksiyon sunuyor. Dev dikişler, dalgalı siluetler ve beklenmedik dokular, moda ile sanat arasındaki sınırları zorluyor. Rafia püsküller, fil coupé katmanlar ve 3D köpük heykeller, vücuda biçim verilmiş sanatsal bir performansa dönüşüyor. Negatif hislerin, boşluğun ve cesaretin değerini işleyen bu koleksiyon, Roksanda'nın sezgisel tasarım dilini en özgün haliyle ortaya koyuyor.
Fotoğraflar: Getty Images Türkiye