BERGÜZAR KOREL VE ENGİN AKYÜREK İLE BİR ARAYA GELDİK

20.02.2019 10:35:49

Bergüzar Korel ve Engin Akyürek ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Gerçek bir aşk hikayesi… Sanki hepimizin kenarından, kıyısından geçtiği cümleler, yaşanmışlıklar, belki benzerlikler belki de daha fazlasıyla izleyen her ruha dokunabilecek diyaloglarla örülü bir film 'Bir Aşk İki Hayat'. Ali Bilgin, izleyiciyi düşünmeye yöneltiyor açılış itibariyle. ‘’Bir anın içinde kaç ihtimal vardır? Tesadüflere inanır mısınız? Seni buraya hangi tercihlerin getirdi?’’ Tüm bu soruların cevabı içimizde bir yerlerde saklı. Belki cevapları biliyor, belki de deneyim kazandıkça var olan cevaplarımızı değiştiriyoruz. Engin Akyürek ve Bergüzar Korel’in başrollerini paylaştıkları film, içinde barındırdığı duygularla, aşina olduğumuz diyaloglarla, uzun zamandır hissetmediğimiz bir gerçeklik hissi aşılıyor içimize. Umut karakterinin verdiği cevaplar, yaptığı hatalar, içsel sorgulamaları, Deniz karakterinin var oluş serüveni, bir kadın olarak hayatı algılama biçimi, tam da Engin Akyürek’in röportajda söylediği gibi, ‘’2019’da geçecek bir aşk hikayesi.” Konuşsak mı biraz benim marazlarımı, senin suya bıraktıklarını’’ repliğinden yola çıkarak, aslında ne denli birbirini tamamlayan karakterler olduğunu daha da iyi anlıyoruz onlar konuştukça, hikayenin içine girdikçe. Tesadüf diye bir şey var mıdır, hangi an en doğrudur, aşk aranmalı mıdır yoksa zaten size doğru koşarak gelir mi, ihtimaller denizinde bulabilirsiniz kendinizi.


Sette şahane bir enerji hissettik, bir de sizden dinlemek isteriz. Beraber çalışmak nasıldı?
Bergüzar Korel: Huzurluydu benim için. Engin ile daha öncesinde tanışmamamıza rağmen gayet uyumluyduk. Sette o uyumu çabuk yakaladık, ilk söyleyeceğim kelime huzur oluyor ve eğlenceliydi.
Engin Akyürek : Benim söyleyecek bir şeyim yok diyormuşum. (gülüyor) Sinema filmi olunca meseleye biraz çabuk adapte olmak gerekiyor çünkü orada yaptığınız en ufak hata ya da sorun peşinizden geliyor. Filmin bütününde biz varız o yüzden bir an önce hemen bir şeylere başlamak gerekiyordu. Biz ilk gün o sıcaklığı yakaladık. Karakterler dışında, insan olarak da onu yakaladığımızı düşünüyorum. Bergüzar’ın sette iyi bir şeyler yapmak için olan arayışlarını, dertlerini kendime de benzetiyorum. Biz Engin ve Bergüzar olarak çok iyi anlaştık.

İkinizin de kült haline gelmiş çok fazla televizyon dizisi var. TV dizilerinde çok uzun soluklu karakterlere bürünüyorsunuz. Filmde çok yoğun duygu yükü olan karakterleri canlandırıyorsunuz. Bu ruha bürünmek, hazırlık süreci nasıldı?
B.K.: Bu film üzerinde maalesef uzun bir hazırlık sürecimiz olmadı. Uzun soluklu bir diziden hemen çıkıp filme dalmak beni çok kaygılandırdı en başta. Uzun süre dönem dizisinde ve farklı karakterler oynadıktan sonra bana daha benzer bir kadını (Deniz karakterini) oynamak aslında beni rahatlatacakken daha zor geldi. Benim için kaygılı bir süreçti.
Karar verme sürecinizle setin başlaması arası kısa mı sürdü?
B.K.: Çok kısa sürdü. İşimin bitmesi,fiziksel olarak yaptığım değişiklik – saçlarımı kestirmem- hepsi çok kısa zamanda oldu. Bu yüzden biraz apar topar kendimi sette buldum diyebilirim. O noktada Engin ile birlikte çalışmak beni çok rahatlattı. Hazırlık sürecinde de okuma provaları gerçek mekanlarda oldu, atölye çalışması yaptık, Moda sokaklarında çekim yaptık.
E.A.: Uzun süreli bir hazırlık süreci olmadı, bir an önce filme başlamak gerekiyordu. Bir taraftan da karakterler, hikaye kendi içinde kendi duygusuyla değişecek, evrimleşecekti. Kadıköy sokaklarında geçiyor hikaye ve birbirine bağlanan sahnelerden oluşuyor.

İstanbul’un her semtinin kendine has bir ruhu var. Moda’nın da kendine has bir ruhu var, özellikle sevdiğiniz bir semt midir özel yaşamınızda da?
E.A.: Ben zaten Kadıköy’de yaşıyorum. Bildiğim, yaşadığım, her zaman aşina olduğum mekanlardaydık. Çekim yaptığımız mekanların çoğuna zaten daha önce gitmiştim, bu yüzden bildiğim duyguları yaşadım.
B.K.: Ben Avrupa Yakası’nda yaşıyorum ama ailece bir şeyler yapmak istediğimizde genellikle Anadolu Yakası’na geçiyoruz. Cadde tarafına, Moda tarafına. Ben Moda’yı çok seviyorum bana sayfiye yeri gibi geliyor. Filmde de diyor ya… İzmir gibi geliyor bana biraz Moda. Çok mutlu, cıvıl cıvıl yaşayan bir yer. Kadıköy – Moda’yı seviyorum.
Kariyerinde bu noktaya gelmiş iki yıldız olarak, ‘Bir Aşk İki Hayat’ film teklifi geldiğinde kabul etme sürecinizde, yönetmen mi, senaryo mu ne etkili oldu?
E.A.: Benim için tek bir unsur geçerli olmuyor. Bazen bir his, bazen başka bir faktör etkili oluyor, bunu hesaplayamıyorum. Bazen senaryoyu bazen karakteri seviyorsunuz bazen de o ekiple bir şeyler yapmayı istiyorsunuz. Bu hikayenin anlattığı meseleyi, güncel bir aşk hikayesi olmasını sevdim. 2019’da geçebilecek bir aşk hikayesi. Benim de hayatta dert ettiğim birçok şeyi barındırdığı için filmi kendime çok yakın buldum.

O zaman filmi kabul etmeniz çok zor olmadı...
E.A.: Olmadı. Güvendiğim, sevdiğim insanlar vardı. Onlarla birlikte bir şeyler yapmak bana iyi geldi. Oynadığım karakter Umut bizim sektörden, tanıdığımız birisi. Ben de 24 - 25 yaşlarımdayken o karaktere yakın insanlarla tanıştım. İlk filmini çekmeye çalışan, çekemeyip reklam filmi çeken ve büyük dertleri olan, onların içinden çıkamayan insanlarla. O yüzden bana da çok uzak bir karakter değil.
B.K.: Ekip, Engin ile oynayacak olmam, yapım şirketi derken tüm faktörler hepsi birleşti ve ben de içinde yer aldım.

PAYLAŞ