EVLADİYELİK STİL

22.10.2019 17:07:13

Modanın tam ortasında duran ama aynı zamanda trendlerden de bir o kadar bağımsız olan bir isim Aslı Kalelioğlu. Onunla rahatlığı esas alan stilini ve anneliğin kariyerini nasıl şekillendirdiğini konuştuk.

Lara Mutlu - [email protected] / Fotoğraflar: Fevzi Ondu

 

Kurduğu BrandMa şirketiyle stratejik marka ve perakende danışmanlığı veren Aslı Kalelioğlu, daha öncesinde uzun yıllar Beymen ve Demsa’da satın alma ve marka yöneticiliği yapmış. Kızının doğumuyla birlikte işten uzak kaldığı bir dönemde ise daima aklının bir köşesinde yer alan danışmanlık fikrini hayata geçirmiş. “Annelik kariyerimi çok yönlendiren bir etken oldu. Kendimi çok rasyonel sanırken aslında içgüdümü dinleyerek hareket ettiğimi, anne olduktan sonra fark ettim” diyen Kalelioğlu, bu vesileyle eşinin de önermesiyle şirket ismi olarak BrandMa’yı tercih etmiş. Kalelioğlu, “İsmin içinde hep anneliğin de olmasını istedim çünkü daha olgun, daha objektif bakmayı öğrenmiş ama bir o kadarda tutkulu ve sahiplenen bir kimlikten bahsedecektik” diyor. Markalarla bu denli içli dışlı olan Kalelioğlu ile stili ve gardırobu üzerine sohbet ettik.

 

 

BrandMa markası altında tam olarak neler yapıyorsunuz?

Markalara uzun vadeli, stratejik bir yol çiziyoruz diyebilirim. Bu yolda markanın ihtiyacı olan şeylere bakıyoruz, kuvvetli bir marka kimliği yaratmak için tüm kriterleri elden geçiriyoruz. Marka kimliği, tasarım, konumlandırma, kreatif süreç, satış noktaları, fiyatlandırma gibi tüm ögeler ile ilgileniyoruz. Marka hazır olduğu noktada yurt dışı bağlantılarımızla satışı başka bir boyuta taşıyoruz veya fuara gitmek isteyen markalar için doğru fuarları tespit ederek onları hazırlıyoruz. Gerek duyduğumuzda birlikte çalıştığımız sosyal medya ekibi ve kreatif ekipleri devreye sokuyoruz. Bir de proje bazlı olarak danışmanlık verdiğimiz perakende projeleri oluyor. Buna ek olarak haziran ayında ilk defa Paris’te iki Türk markasıyla BrandMa Showroom olarak dünyanın birçok yerinden gelen satın almacılarla markaları buluşturduk. Bu da BrandMa’nın yurt dışı ayağı olacak.

 

Yıllar içinde nasıl bir stil oluşturdunuz?

Çok kesin bir tanımın içine sokamayacağım bir stil diyebiliriz. Çünkü bazen daha erkeksi, bazen romantik, bazen de daha feminen siluetleri seviyorum. Bazen ikisini, bazen hepsini birbirine karıştırabiliyorum ama benim için en önemli unsur rahatlık. Geçmişte çok beğenerek giydiğim ama kendimi içinde rahat hissetmediğim kıyafetlerim oldu ama artık dolabımda öyle parçalar yok. Otuzlara geldikçe sanırım stilim iyice olgunlaştı. Geri dönüp baktığımda çok severek giydiğim 10-15 senelik parçalarım var. Mesela giydiğim jean kalıbı çok uzun senelerdir aynı. Yani modanın çok içinde olup trendlerin çok etkilemediği bir stilim var aslında.

 

 

Stilinizi nasıl şekillendirdiniz?

Kıyafet, mimari, mobilya, mücevher, saat gibi birçok alanda eskiye çok hayran olan biriyim ve eski dönem giysileri, neoklasik mimari yapıları, Viktoryen dönemi mücevherlerini çok seviyorum. Bunun yanında yalın çizgilerin ve netliğin dinginliğinde huzur buluyorum. Sanırım stilim de bu ikisinin karışımı. Çok sade giyindiğim zamanlarda bile hep küçük detaylarda eskiyi yanımda taşıyorum.

 

Dolabınızın en temel parçaları neler?

‘Cigarette’ pantolon ve jean’ler, kışın triko; yazın keten elbiseler ve genelde bol giymeyi sevdiğim için eşimin tişört ile triko kazakları.

 

Belirli bir alışveriş stratejiniz var mı?

Strateji değil belki ama farklı şehirlerde özellikle ziyaret ettiğim butikler var. Her şeyin çok hızlı tüketildiği sosyal medya çağında, Avrupa şehir ve kasabalarda kendine özgü tasarımları olan marka ya da butiklerden çok güzel parçalar buluyorum. Çünkü onlar sayesinde her yerde olandan kaçabiliyorum. Bir de sezon trendi olan bir şeyi beğendiğimde hemen almayıp bekliyorum ve öncelikle benim dolabımdaki raf ömrünü doğru tahmin etmeye çalışıyorum.

 

 

Modunuza göre mi seçersiniz günlük kıyafetlerinizi? Güne başlarken kendimi nasıl hissettiğim, kıyafet seçimimde önemli bir rol oynar tabii ama esas kararı gün içerisindeki programıma göre veririm. Birkaç farklı işim varsa veya gündüzden akşama devam edeceksem yanıma bir yedek ayakkabı ve sonradan takılacak takı aldığım oluyor. Çok sabah insanı olduğum da söylenemez ama güne erken başlamayı seviyorum.

 

Mücevher ve takılarla ilişkiniz nasıl?

Mücevher ve takılar benim zayıf noktam! Bazen iş, çoğunlukla da keyif için Kapalıçarşı’ya sık sık gidiyorum. Yurt dışında da bit pazarları en severek gezdiğim yerler. Özellikle vintage mücevherleri çok seviyorum ve çoğu zaman taktığım parçaların hepsinin bir hikayesi ya da benim için özel anlamları var.


En çok neler takmayı tercih edersiniz?

Sanırım en çok yüzük ve saat takıyorum. Genelde gün içinde taktığım mücevher ve takılarımın çoğu eski ve yeninin karışımı.

 

Sezondan en severek aldığınız ya da almayı düşündüğünüz parçalar neler?

The Row yüksek belli, pileli beyaz pantolon,  Toteme’in küt burunlu, kısa topuklu botları ve toprak tonlarındaki trikoları, Khaite marka, beyaz önü bağcıklı krep gömlek, Deveaux ekose palto ve Mehry Mu Lucia Bag.

 

Hangi parçalara yatırım yapmayı tercih edersiniz?

Kendimi uzun süre içinde görebildiğim parçalara yatırım yapıyorum. Koton beyaz gömlek, jean pantolon, devetüyü bir palto gibi… Ama bazen de bulmakta zorlandığım ürün gruplarından o anda ihtiyacım olmasa da alıp kenara koyuyorum. Buna örnek olarak daha abiye kıyafetleri verebilirim.

 

Ne olmadan yaşayamazsınız?

Kısa da olsa gün içinde kendimle baş başa kaldığım bir an.

 

Kendinize aldığınız en değerli parça? 

1920’lerden kalma altın bir vintage köstek zinciri.

PAYLAŞ