SERDA BÜYÜKKOYUNCU PANAMA VE BOGOTA'YI ANLATIYOR

14.11.2018 14:42:16

Kuzey ve Güney Amerika’yı birbirine bağlayan yedi ülkeden biri olan, Panama Kanalı’yla özdeşleşen, okyanuslar köprüsü Panama ile dünyanın en popüler seyahat noktalarından biri olan Kolombiya’nın başkenti Bogota’yı anlatacağım sizlere…

Serda BÜYÜKKOYUNCU - [email protected] / Fotoğraflar: iStock

Panama derken aklınıza gelen ne? Şu okyanusları birleştiren ülkeden mi söz ediyorsunuz? Yoksa sadece bir şapka mı sanıyorsunuz? Şu ünlü Wikileaks Panama belgelerinin adı mı kastettiğiniz? Sizi bilmem ama ben Orta Amerika’nın en zengin ülkelerinden biri olan Panama’yı anlatacağım sizlere. Görkemli yağmur ormanlarının ev sahiplerinden birini. Ülkenin adının anlamı da bir başka güzel; yerli dilinde ‘sayısız kelebek’ anlamına geliyor Panama. Panama, haritada her ne kadar Güney Amerika’ya yakınlığıyla dikkat çekse de ilginç ama coğrafi olarak Kuzey Amerika kıtasında…


Başkent Panama City
Ülkemizden vize istemeyen Panama’da mutlaka gidilmesi gereken yer hiç kuşkusuz ki başkent Panama City. 1519 yılında kurulan dünyanın önemli limanlarından olan Panama City,  Arnavut taşlı dar sokaklar ile bezenmiş koloniyel taş binaları, şehrin içine serpiştirilmiş Amazon ormanları kıvamında yeşil, çok yeşil parkları, plajları ve müzeleriyle hoş bir şehir… Yağmur sezonu Haziran ile Aralık arasında. Tropikal bir tatil için pek uygun değil ama Panama’da yılın her dönemi farklı bir keyif var. O yüzden aldırış etmeyin zamana ve çok da ertelemeyin bu şehri görmeyi. Panama nüfusunun çok büyük bir kısmını Mestizo dedikleri İspanyol-Kızılderili melezleri oluşturuyor. Derinin rengi bir şey ifade etmiyor bu şehirde. Nüfusun siyahi kesiminin %60’ı ataları Jamaika ve diğer adalardan esir gelen insanlar. Ülkede resmi dil İspanyolca ama İngilizce de oldukça yaygın. Şehir tropikal iklim kuşağında, yaşayanlarsa çoğunlukla Latin kökenli. O zaman ne diyelim: Dans, dans, dans… Eğlence dünyası için ülkeden beklenebilecek bütün hareketlilik ve coşkuyu size gece gündüz sunuyor Panama. Genelde emekli pek çok orta yaş insanının yaşamak için bu ülkeyi, bu şehri tercih ediyor olması gençlerin önünü kesmemiş. “Calle República de Uruguay” yani Uruguay Caddesi’nde sıralanan gece kulüpleri Panama City gece hayatına renk katıyor. Şehir merkezine pek çok alışveriş merkezi de serpiştirilmiş. Bella Vista Bölgesi’nde tezgahlarda satılan Panama işi örtüler, danteller, kumaşlar da ilginizi çekebilir. Panama Kanalı ve turizmden elde ettikleri gelir ve yatırımlarla gittikçe zenginleşmiş şehir. Bunu sergilemek istercesine, özellikle liman kısmına birbirinden ihtişamlı gökdelenler inşa edilmiş.

Gelelim şu ünlü kanala
Sadece Panama için değil, dünya ekonomisi için de büyük bir önemi var kanalın. Düşünsenize kanal inşa edilmeden önce Avrupa’dan yola çıkan bir yük gemisinin Batı Amerika kıyılarına ulaşmak için Güney Amerika’nın en Güney ucu olan Macellan Boğazı’ndan geçmesi gerekiyordu. 1800’lü yıllarda Fransızlar başlamış yapımına ama bitirmek Amerikalılara kısmet olmuş, 1914’de inşası tamamlanmış. Tam da kanalın açılacağı zaman karışmış ülke, iç savaş çıkmış. Binlerce insan ölmüş. Sonunda Kolombiya ve Panama birbirinden ayrılmış. Sonra ne mi olmuş? Amerika Birleşik Devletleri bölgeye demokrasi getireceğim demiş. Bir girmiş, pir girmiş. Yıllarca gitmemiş ülkeden. Birçok skandala imza atılmış bu süreçte. 2001 yılına kadar çeşitli gerekçelerle kanalın işletmesini Panama’ya teslim etmemiş. Ancak o sene yapılan bir anlaşmayla Panama Kanalı’nın bütün hakları Panama’ya geçmiş.Kanalın çalışma prensibi bir asansör gibi. Atlas Okyanusu’ndan Pasifik Okyanusu’na geçmek isteyen bir gemi, Panama Kanalı’nın kademeli havuzları ile aşama aşama su yolu boyunca ilerliyor. Bir süre sonra da Pasifik Okyanusu’nda yoluna devam ediyor. Kanaldan ilk buharlı gemi 3 Ağustos 1914’te geçmiş. Kanalın iki okyanusun arasındaki mesafesi, 81.7 km. Kanal sadece su yoluyla sınırlı değil elbette. Müthiş bir pazarlama tekniği ile her bir geminin havuzdan havuza kanal boyunca ilerlemesini, dünyanın en heyecanlı macerasıymış havasına sokuyorlar. Kanala ilişkin her türlü hediyelikçiler, gemi geçişlerini saniye saniye hoparlörlerden anlatan çığırtkan edalı sunucular, alkışlar, çığlıklar… Sanırsınız ilk kez sizinle birlikte onlar da görüyor. Panama Interoceanic Canal Museum adlı bir de müze var gezebileceğiniz. Kanalda aynı zamanda limanlar, bunların tesisleri, dalgakıranlar, setler, havuzlar ve yapay göller de göreceksiniz. 

Gizli güç Kolombiya ve yıldızı Bogota
Ülkemizde uzaklığı sebebiyle gözardı edilse de dünyanın en popüler seyahat noktalarından biri Kolombiya. Karlarla kaplı dağları, kızgın volkanları, ıssız çölleri, yılın neredeyse tamamında güneşli plajları ve kültürünün son damlasına kadar işlemiş yerli kültürü ile gözde bir turistik ülke. En güzeli de Kolombiya’nın vize istememesi! Gümrük memuru ne kadar kalacağınızı sorup 90 günlük kalış damgası vuruyor pasaportlarınıza, o kadar…

Başkent Bogota
Bir yanında Brezilya, Venezuela, diğer yanında Ekvador ve Peru, öbür tarafında Karayip Denizi ve Panama ile Büyük Okyanus var Kolombiya’nın. Bulunduğu konumun hakkını fazlasıyla veren gizli bir güç olmuş kıtada. İsmini Amerika kıtasına gelen ilk Avrupalı’dan, Kristof Kolomb’dan almış almasına ama, aslında Kolomb buraya hiç ayak basmamış. İspanyol sömürgecilerden önce Muisca, Tayrona ve Quimbiya gibi Kızılderililerin ana vatanı olmuş. Ülkede hala yerli halka rastlamak mümkün. Gelelim Kolombiya’nın başkenti ve en kalabalık şehri Bogota’ya. Güney Amerika’nın en hızlı büyüyen metropollerinden. Rakımı sebebiyle La Paz ve Quito‘dan sonra dünyanın en yüksek üçüncü başkenti. Graffiti dolu sokakları, enfes kahvesi, birbirinden güzel çiçekli parkları, koloniyel tarzı binalarıyla görülmeye değer bir şehir Bogota. Birçok üniversitesi, eğitim kurumu, müzesi ve anıtlarıyla

Kolombiya’nın en önemli kültür merkezi
Kolombiya ayrılıkçı gerillalar ile yıllardır süren iç savaşa rağmen her geçen yıl daha da gelişiyor. Sınırındaki ormanlarda elinde dev tüfeklerle Rocky kılıklı adamların dolaştığı, şehrin tozlu yollarında eski model jipleriyle gezen Indiana Jones’ların olduğu, köşeleri uyuşturucu mafyasından kara gözlüklü adamların tuttuğu, havaalanında geveze, neşeli ama biraz deli bir şoförün pazarlıkla sizi çekiştirdiği, alışveriş için büyü ayini malzemeleri satan dükkanlara yolunuzun düşeceği, daha kötüsü bu ayinlerin yapıldığı köylerde mahsur kalacağınız ve törenlerde nerdeyse kurban olacağınız bir şehir bekliyor olabilirsiniz. Oysa ki şehrin gelişmişliğini daha havaalanından itibaren Bogota’nın her dokusunda hissedebiliyorsunuz. Şehir sırtını Monseratte Tepesi’ne dayamış, Kuzey’e doğru da genişlemeyi sürdürüyor. Ama Monseratte Tepesi’nin yamaçlarındaki ormanlar yer yer apartmanlara kurban edilmiş maalesef. Çok kısa bir süre öncesine dek ‘Buseta’ adındaki dolmuşlar şehirde ciddi bir kaos yaratıyordu. Bugün yollarda çok sayıda elektrikli otobüs göze çarpıyor. Gene de ulaşımda da ciddi yol alması gerekiyor Bogota’nın. Güvenlik geçmiş yıllara oranla olumlu yönde yol almaya başlamış. Ama yine de, ekonomik dengesizliğin etkisiyle kentte çok sayıda özel güvenlik görevlisi ve yüksek duvarlı ev göze çarpıyor. Şehirdeki dağınık yapılaşmadan Bogota’nın bu hızlı büyümeye hazır olmadığını düşünebilirsiniz. Ancak yeniyle eskiyi harmanlamayı ustaca yapmışlar. Üniversiteler sebebiyle genç nüfusun fazla olduğu sömürge zamanlarından kalma yapılarıyla La Candelaria’yı, eğlencenin merkezi El Salitre ve şehrin yeni yapılarının yükseldiği modern bölgesi Chapinero’yu ziyaret edin derim. 

Melon şapkalı Aymara kadınları
Bolivya’da kafalarında küçük melon şapkalar olan geleneksel kıyafetleri içinde pek çok kadın dikkatinizi çekecek gittiğinizde. Bu batılı şapkalar, bu geleneksel kıyafetlerle nasıl bir araya gelmiş şaşıracaksınız. Komik bir öyküsü var ve ben bu öyküyle bitirmek istiyorum bu yazımı: Demiryolu işçileri için 1920’li yıllarda İtalya’dan büyük bir şapka sevkiyatı olmuş. İtalyanlar minyon Bolivyalıların kafalarının da küçük olduğunu düşünerek şapkaları da küçük ölçüde imal edip yollamışlar bu topraklara. Ama zannettikleri gibi küçük değilmiş halkın kafa ölçüleri, aksine Avrupalılar ile aynı ölçülerdeymiş. Şapkalar ancak kadınların kafasına olabilecek ölçülerdeymiş. Bu durum karşısında ellerindeki şapkaları satabilmek için Avrupa’daki tüm kadınların melon şapka taktığını ve bunun çok moda olduğu söylentisini yaymışlar ülkede. Ve böylece şapkaların hepsini ucuza kadınlara satmışlar. O zamandan beri de bu melon şapkalar Aymaralı yerli kadınlar arasında moda olma özelliğini hiç kaybetmemiş.

PAYLAŞ