SERDA BÜYÜKKOYUNCU İTALYA'YI ANLATIYOR

24.10.2018 17:07:06

Geçen günlerde, Andrea Bocelli’yi doğduğu topraklarda dinlemek için İtalya’da olan Serda Büyükkoyuncu, Toskana’nın müthiş manzaralarının eşliğinde, dünyanın en iyi seslerinden birinin canlı performansına tanıklık etti.

Serda BÜYÜKKOYUNCU - [email protected] / Fotoğraflar: Getty Images Türkiye, iStock

Dünyanın en iyi üçüncü tenoru olarak kabul edilen Andrea Bocelli, aynı zamanda söz yazarı, besteci ve müzik yapımcısı. Toskana doğumlu sanatçı, 60 yaşında. Hayatı tam bir başarı ve azim öyküsü… Zaten doğduğunda yarı görebilirken, çocukken futbol oynarken geçirdiği kaza ile iki gözünü de kaybetmiş. Hayata küsmek yerine keyifle sarılmayı bilmiş. Hukuk Fakültesi’ni bitirmiş. Müziğini de sosyal yardımlaşmanın aracı olarak kullanmış. Kurduğu Bocelli Vakfı, Haiti’de yüzlerce kimsesiz çocuğun bakımını ve eğitim masraflarını üstleniyor. Dünyanın farklı yerlerinde göz hastalıkları ile ilgili yapılan bilimsel çalışmalara fon sağlıyor.


10 bin Bocelli hayranı
Gittiğim konserse her sanatçıya örnek olması gereken türden bir vefa. Bocelli, her yıl doğduğu köyde konser vermeyi gelenek haline getirdi. Öyle bir konser ki, her yıl 10 bin kişiyi köyüne getirmeyi başarıyor. Tek başına böyle bir turizm hareketinin ardındaki güç olması inanılmaz!

Süprize, sürpriz tepki
Bocelli’nin geleneksel Toskana konserlerinin özelliği, her yıl farklı bir temaya sahip olması ve içeriğinin sır gibi saklanması. Bu yıl da biz izleyiciler ne ile karşılaşacağımızı bilmeden gidip, merakla beklemeye başladık ve ezber bozan bir işle karşılaştık! Seyircilerin bir kısmının hiç hoşlanmadığı hatta konseri erken terk ettiği ama benim hayran kaldığım bir sürprizi vardı İtalyan tenorun.

Konsere niyet, operaya kısmet
Konser diye geldik ama Andre Chenier Operası’nı izledik. Müthiş bir cast vardı sahnede. Oyuncu, solist ve müzisyenlerden kurulu yaklaşık 250 kişi ve Bocelli! Başta herkesin çok hoşuna gitti çünkü operadan bir bölüm sahneleneceğini ve sonrasının konser olarak devam edeceği sanıldı. Ama öyle olmadı ve Bocelli tam dört perdelik bir opera sahneledi. Aylarca çalışmış, konser alanına sürekli gidip gelmiş ve ekiple provalara katılmış. Bana kalırsa yaptığı çok kıymetliydi çünkü sadece şarkılarını söylese bu onun için en kolayıydı. O zor olanı seçip fark yaratmak istemiş, başarmış da… Ama kendini Bocelli’nin en iyi parçalarını dinlemeye ve sadece konser izlemeye hazırlayarak gidenler için pek de motivasyonlarına uygun bir sonuç çıkmadı ortaya.

Sadece konser dinleyip dönmedik tabii ki… Kültür turlarına çok değer veriyor @sacred7travel. Yonca Ebuzziya danışmanlığında “Sanatla Randevu” proje ekibi ile farklı sanat etkinlikleri oluşturuyorlar. Kısaca söz etmeyi çok önemsiyorum. Çünkü entelektüel yaşamımızı besleyecek müthiş dolu günler bekliyor bizleri: Eylül’de Contemporary Istanbul gezisi, ekimde Baksı Müzesi’nde Alev Ebuzziya sergisi, 10-11 Kasım’da Ankara’da Sanat Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Evliyagil ve Erimtan Müzeleri gezileri ve Anıtkabir ziyareti… Ayrıca ekim, kasım ve aralık aylarında 20. Yüzyıl Batı Sanatında Akımlar Seminerleri olacak. Ben de bu programın Müzik Söyleşileri bölümünde Bach’ın kantatları ve Dante’nin İlahi Komedya’sı rüzgarı estireceğim. Umarım beraber oluruz sizlerle birlikte. Aralıkta ise Paris Sanat Gezisi ve Fazıl Say konserleri var. Dilerseniz 0542 722 73 45 no’lu telefondan Duygu Hanım ile irtibat kurabilirsiniz.

Siena’nın tarihten günümüze değişmeyen sokakları
Konserin yanı sıra, en güzel durağımız Siena’ydı. Orta Çağ’a doğru zaman yolculuğuna çıktığımız bir İtalya keşfi de yaptık. Siena en güzel duraklarımızdan biriydi. Tarihi dokusunu öyle iyi korumuş ki, UNESCO Dünya Miras Listesi’ne de girmiş. Üç tepe üzerine kurulu şehirde, her yol Piazza del Campo Meydanı’na çıkıyor. Tepeden bakınca deniz kabuğunu andıran meydana çıkan ara sokaklar parke taşlarla döşeli.

Siyah-beyaz katedral
Evlerin hepsi birbirinden güzel. Kiliselerin mimari görkemi ise kendine hayran bırakıyor. Hatta dünyanın en büyük katedralinin burada yapılması istenmiş ve Duomo di Siena’nın inşası başlamış. Fakat salgın hastalıklar yüzünden planlandığı gibi gitmemiş işler. Uzun yıllar sonra bitirilse de en büyük olma iddiasını gerçekleştirememiş. Yine de İtalya’da göreceğiniz en ihtişamlı katedrallerden biri olduğu kesin! Siyah-beyaz taşların sütunlarla birleşmesiyle ortaya çıkan etkileyici bir atmosferi var.

Mağaza gezmeden yapamayanlara
Meydanda yer alan çeşme Fonte Gaia, 14. yüzyılda yapılmış. “Benim için nerede olduğum fark etmez, alışveriş de lazım” derseniz, o zaman Via Banchi di Sopra caddesinin yolunu tutmanız gerek. Lüks markaların vitrinleri arasında, Orta Çağ havasından çıkıp günümüze dönmeniz birkaç saniye alacak. Trafiğe de kapalı olduğu için rahat rahat vitrin bakabilir, alışveriş yapabilirsiniz. Ve sonra da masallardan çıkma San Gimignano’ya düştü yolumuz.

Kalenin içinde yaşam: San Gimignano
Etrafını çevreleyen kalenin içine bir masal şehri hapsetmiş gibiler. Yaklaşırken önce kulelerin ihtişamı ve bir merak sarıyor. Tanışıp da sokaklarını adımlamaya başladıkça da tarihin nasıl bu kadar güzel korunabildiğine hayret ediyorum. Dünyanın farklı köşelerinde 1500’e yakın şehir görmüş biri olarak, bu hissi her yaşadığımda ülkemizde koruyamadığımız yerler bir bir geçiyor gözümün önünden, tarihe vefasızlığımıza üzülüyorum…

Güç gösterisi kuleler
Her devrin zenginliğini gösterme ve güç dengelerini kendinden yana çevirme çabası farklı. San Gimignano’nun eski sahipleri de yaptırdıkları kuleler ile üstünlük sağlamaya çalışmış. Soylu aileler tarafından yaptırılan bu kuleler aslında 76 taneymiş. İnsan bu küçücük kasabada bu kadar kuleyi nereye yapmışlar diye düşünmeden edemiyor! Bugüne sadece 14 tanesi ulaşmış, hepsi de birbirinden güzel.

Her köşede sanat
San Gimignano’da çok şık dükkanlar ve inanılmaz güzel sanat galerileri var. Hatta tam bu sıralarda, galerilerden biri dünyaca ünlü heykeltıraş Anish Kapoor’un sergisine ev sahipliği yapıyor. Görmek ister misiniz bilmem ama bir de işkence müzesi yapmışlar. İtalya denince akla gelen ilk lezzetlerden biri dondurma. San Gimignano’nun merkezi olan Cisterne Meydanı’nda çok lezzetli bir İtalyan dondurması yedim; giderseniz Dondoli markası aklınızda bulunsun. Benim gibi siz de çok severseniz, kulaklarımı çınlatırsınız! Aslında kasabada yiyeceğiniz her şeyi seveceksiniz çünkü öyle güzel bir konumda ki… Bereketli toprakların ortasında tarım için cennet gibi bir noktada kurulan kasaba, kendi kendine yeterek gelmiş bugünlere.

PAYLAŞ