SONGÜL ÖDEN

21.05.2019 15:28:59

Kalbine dokunan her şeyi, birer sanat dalına çevirmeyi başarmış bir isim Songül Öden. Onunla sanatını, kalbindekileri ve hayatını konuştuk.

Röportaj: Lara MUTLU

Fotoğraflar: Emre GÜVEN

Styling: Bengisu GÜREL

Saç: Akın ÜNAL

Makyaj: Selen KARABULUT

Video: Fatih ER

 

Catering için Ginger İstanbul’a teşekkürler.

 

Songül Öden, “Bir Aile Hikayesi” adlı dizisi ve “Làl Hayal” oyunuyla şu sıralar üretken ve bir o kadar da verimli günler geçiriyor. “Hayallerimi gerçekleştiriyor olmak, bende büyük bir heyecan yaratıyor ve bu mucizeye her seferinde şükrediyorum” diyen Öden, belki de kariyerinin en parlak dönemini yaşıyor. Bunda en büyük etken, kuşkusuz Öden’in işini gerçekten büyük bir tutkuyla yapıyor olması.

 

Devam eden hem dizi, hem de tiyatro oyununuz var. İkisinden de bahsedebilir misiniz?

Med Yapım imzalı “This is Us” isimli Amerikan dizisinin Türk uyarlamasında oynuyorum. Dizide 25, 30, 40 ve 65 yaş aralığını canlandırıyorum. Tiyatro oyunumun adı ise “Làl Hayal.” Yedi farklı karakteri canlandırdığım bir oyun bu. Oyun karakterleri, 16 ve 65 yaş arası farklı sosyal sınıf ve statüden oluşan yedi kadın. Hem televizyon, hem de tiyatroda yaş bakımından geniş bir skalaya sahip karakterleri oynamam tesadüfi ve heyecan verici.

 

 

Tek perde bir oyunda yedi farklı kadını canlandırıyorsunuz. Bu karakterlere hazırlanmak için nasıl bir süreç geçirdiniz?

Yaklaşık iki yıldır oyun arayışına girmiştim. Bu süreçte yerli, yabancı çok metin okudum. Sonra bendir dersi aldığım müzisyen arkadaşım Diler Özer’e bu fikrimden bahsettim. Galiba her şeyden önce müziklerin oyunda nasıl var olacağını hayal ettik. Diler, beni feminist metinlerin çalışkan ve güçlü kalemi Sevilay Saral ile tanıştırdı. Saral bana, “Ne istiyorsun?” dedi, ben de ona kafamdaki dünyayı ve kalbime, aklıma değen kadınları anlattım. O da not aldı. Birkaç ay böyle geçti sonra aramıza Aysel Yıldırım katıldı. Şahane bir oyuncudur kendisi. Bu dört kadınla birlikte kelimeleri cümlelere bağladık. Ben doğaçlamalar yapıyordum, yazarımız not alıyor, ardından kaleme aldıklarını tekrar irdeliyor, yapıyor, bozuyor ve oluşturuyorduk. Bu böyle bir yıl sürdü. Diler Özer, Metehan Dada ile eş zamanlı müzikler besteledi. İkisi de Kardeş Türküler ekibinin bayıldığımız müzisyenleri. Sonra Ezel Akay da aramıza dahil oldu. Bir erkek, bir kadın yönetmen, bilinçli tercihimizdi. Bu ekip, dantel gibi eklene eklene oluştu diyebilirim.

 

Dizideki karakterin sizi en çok etkileyen özelliği ne oldu?

Önyargısız bir kadın. Sevgisiz bir aileden gelmesine rağmen sevmeyi ve sevilmeyi seçmiş. Sevmek bir tercih olduğunda bir ömre yayılacak birçok güzel duyguyu yanına arkadaş olarak alabiliyor. Bu durumda hayat zorluklara rağmen daha manalı ve katlanılır oluyor.


UNFPA ile yollarınız nasıl kesişti? Oyununuzda yaşadığınız hikayelerden izler var mı?

UNFPA Türkiye ile yedi yıldır çalışıyorum. Tiyatro oyunundaki kadınların oluşmasında ilham aldığım birçok tecrübe yaşadık sahada. Aslında her şey orada yaşadığım tecrübelerle başladı desem abartılı olmaz. İlk orada düştü yüreğime bu kadınlar. Sahada tanıştığım bu güçlü kadınlar, savaştan, şiddetten, zorluklardan ve yoksunluktan gelmişti ama insanı utandıracak kadar sabırlı bir metanetleri vardı. Olup bitene sakince isyan ediyorlardı. Bu içime dokundu. Çoğu zaman uyku uyuyamadım fakat ne zamanki kağıda düştü yaşadıklarım o vakit şifalandım diyebilirim. Oyunumuza sahada karşılaştığım kadınlar geldi, mülteci kadınlar gözyaşlarıyla geldi; teşekkür ettik birbirimize. Bu kez acılı değil; anlaşıldıkları için sevinçliydi gözyaşları. Sanatın empati yaratmadaki gücü, hiçbir teskin edici ilaçta yok bence.

 

Size tiyatro mu, televizyon mu klişesini sorsam?

Mesleğimi doğru icra edebildiğim her yer beni mutlu ediyor. Tabii, tiyatroyu ayırıyorum. Bugün ne yapabiliyorsam tiyatroya borçluyum. İş disiplinim, kolektif çalışma bilincim ve her daim öğrenci olma isteğim oradan geliyor.

 

RÖPORTAJIN TAMAMI BU HAFTA ALEM'DE.

 

 

 

PAYLAŞ