ELİF BOYNER İLE ÇOK ÖZEL

14.11.2018 10:41:03

Hayatının en heyecanlı, üretken ve mutlu döneminde yollarımız kesişti Elif Boyner’le. Boyner, “Hayatta hiçbir karşılaşma tesadüf değildir” diyor. Bizce bu karşılaşma da bir tesadüf değildi. Bakın ondan neler öğrendik.

Röportaj: Lara MUTLU
Fotoğraf: Zeynel ABİDİN AĞGÜL
Styling: Şeyda SÖZÜER
Saç: Talat KIVRAK
Makyaj: Barış YILMAZ

Elif’le yaptığımız röportajı dinlerken son beş dakikasında takıldım kaldım. Aynalamaktan bahsediyordu Elif. Aynalamak nedir, daha önce hiç duydunuz mu? Hemen anlatayım. Örneğin, bir arkadaşınızın bir huyu sizi çok mu rahatsız ediyor; nasıl derler geri dönün ve çuvaldızı kendinize batırın. Şunu sorun kendinize, “Onun bu davranışı neden beni bu kadar rahatsız ediyor? Acaba aynısı bende de mi var?” Elif, şimdilerde böyle yapmaya başlamış. “Yani karşımdaki kişide beni rahatsız eden her neyse, aslında benimle ilgili bir şey bu” diyor ve ekliyor, “Eskiden üste çıkmaya çalışırdım ama zamanla aynalamayı, içe dönmeyi öğrenmeye başladım.” Röportaja sonundan başlamam biraz değişik bir giriş oldu ama zaten Tersane İstanbul’daki çekimden iki gün sonra Delicatessen’de Elif’le buluştuğumuzda da her şeyi pek bir dağınık konuştuk. Bir yandan kahvaltı yaptık, bir yandan sohbet muhabbet. Kendisine ilk sorum, “Elif Boyner şu hayatta ne yapar oldu?” 

Elif Boyner şu hayatta ne yapar?
Biraz fazla heyecanlıyım, biraz fazla şey yapmaya çalışıyorum şu sıralar. Bana kalsa keşke haftalar sekiz gün, günler 30 saat olsa... O kadar heyecanlıyım ki şöyle düşünün; akşamları, “Acaba ne rüya göreceğim?” diye heyecandan uyuyamıyorum; sabahları, “Acaba bugün nasıl geçecek?” diye yerimde duramıyorum...” Neyse ne yaptığıma gelirsek; Sweaters App bu dönem en çok vaktimi alan şey. Bu bir mobil spor uygulaması. Her gün büyüyor. 50 bin indirme sayısına ulaştık. Amacımız 2019’da yurt dışına açılmak. Bir de biliyorsunuz sanatçıyım aslında. İki yıl önce bu uygulama, hayatıma girmeden önce Murat Pilevneli ve Öktem Aykut Galeri ile çalışmıştım. Sanat, şu sıralar yeniden gündemimde.

Sanatla bu kadar içli dışlıyken ne oldu da pat diye böyle bir uygulama kurdun?
Gerçeği anlatıyorum. Bundan birkaç yıl önce bir erkek arkadaşım her gün iki saat antrenman yapıyordu ve bu bana çok tuhaf geliyordu. Ben de o zamanlar daha içe kapanık yaşayan, genellikle atölyesinde takılan biriydim. 20 kişilik bir arkadaş grubum vardı, hep atölyede bir aradaydık. Spora başlayınca daha aktif bir insan oldum. İnsanlarla ilişkilerim kuvvetlendi. Bana gerçekten çok iyi geldi spor yapmak. Ve sonra, “Bana bu kadar iyi gelen bir şey neden başkalarına da gelmesin, herkesi buna alıştırmalıyım” diye düşündüm. Açıkçası Sweaters App hayatıma ilk girdiğinde bu kadar vaktimi alacağını düşünmemiştim. Bunu da itiraf edeyim. Ve evet biliyorum soracaksın, o erkek arkadaşımla hala birlikte değilim. Bir de Sweaters App’ten bahsetmişken Sweat Box’lar var. Mobil spor stüdyoları. Buralarda katılımcılar ücretsiz spor yapabiliyor ve birlikte çalıştığımız spor merkezlerinin eğitmenleriyle bir araya gelip ders alabiliyorlar. 

Vakitten bahsetmişken zamanını nasıl yönetiyorsun?
Bu aralar ben de yavaş yavaş onu öğrenmeye çalışıyorum. İnsan bazen kendini çok yoruyor. Sabah kalkıyor işe gidiyor, akşam yatakta hala yazı yazıyor vs. Ve bu verimsiz bir çalışma şekli oluyor. Ben şu an çalışmalarımı daha kısa saatlere indirdim. Öteki türlü hayatından çalıyorsun. Sabahları 07.00’da uyanıyorum. Köpeğim Frida’yı gezdiriyorum. Bir saat sporumu yapıyorum. Saat 16.00-17.00’a kadar işlerimi bitirmeye özen gösteriyorum. Gerçi işlerimi de iş olarak görmüyorum. Onlar, hayatımın bir parçası. 

Sanata geri dönüyorum. Atölyede çalışan Elif’e ne oldu?
Şimdi, eskiden kavramsal düşünmek için kendimi zorluyordum. Okulda seni kavramsal düşünmeye itiyorlar. Ama kavramsal düşünmek için de kendini eğitmen gerekiyor. Öyle pat diye kavramsal düşünemiyorsun. Beynini o şekilde çalıştırmak için çok okuman, çok izlemen, çok incelemen gerekiyor. O mekanizmaya dönüştüğün an ise sen istesen de, istemesen de beynin öyle çalışmaya başlıyor. Gördüklerin, yaşadıkların, dokundukların, sana dokunanlar... Her şey düz bir duvara bakarken gözünün önünde beliriyor. Yani fikirler üzerinde düşününce değil; boş bir anında geliyor. Mesela bir an görüyorum; gözümün önünde bir resim beliriyor veya bir histen bir video... O nedenle şu an mutlaka sanat üretmem gerekiyor. O kadar çok fikirle doluyum ki. Kavramsal olarak fikirlerin yüzeye çıkışı gibi bir şey bu. 

Hayatta seni en çok ne mutlu ediyor?
Doğada olmak. Özellikle dağlara tırmanmak insanın egosunu inanılmaz törpülüyor. En son Sweaters App için Van’a gittik, orada dağa tırmandık. Özgür ve birsiniz. Koskocaman dağda... Bir ilişkide olması gerektiği gibi, bir ülkede olması gerektiği gibi. Umarım 2019’da Ağrı Dağı tırmanışa açılacak. Yoksa İran’a gitmek gerekiyor tırmanış için ama biz kendi ülkemizde tırmanmak istiyoruz.


Peki, hayat sana en çok neyi öğretti?
Henüz öğretmedi ama yavaş yavaş olacak gibi. Klişe bir cevap ama hayat bana kendimi sevmemi öğretiyor. 

Tesadüflere inanır mısın?
Hayatta tesadüf diye bir şey olduğuna inanmıyorum. Her şey planlı. Şu an, bu hayatta bize en çok acı çektirenler ya da bizim en çok acı çektirdiklerimiz ile önceki hayatlarımızda ruhlarımız bir anlaşma yapıyor. Ve onlar bizim en büyük öğretmenimiz oluyor. Gelişmemize katkıda bulunuyorlar. Yani ben buna inanıyorum.

PAYLAŞ