16.08.2019 09:47:15

Aile mesleği dolayısıyla mücevherle iç içe bir yaşam süren Fatoş Altınbaş Sarıgül ile Bodrum’daki evinde bir araya geldik. Akademik kariyerinin yapı taşı olarak adlandırdığı Bir Dönüşüm Hikayesi; El Yapımı Mücevherat Ustaları’ kitabıyla başlayan yolculuğunu The Stones of Grandbazaar’ ile daha da derinleştirerek mücevherat ustalarının Kapalıçarşı’ya duydukları derin bağlılığı kaleme alan Sarıgül, ustalardan çok şey öğrendiğini ve şu an olduğu kişiyi onlara da borçlu olduğunu dile getiriyor.

Röportaj: Ceylan YENİACUN

Fotoğraf: Lara SAYILGAN

Styling: Bengisu Gürel

Saç - Makyaj: Hakan Kültür

Fotoğraf asistanı: Salih Yılmaz

Video: Onur Atıcı

 

 

Aynı saatlerde İstanbul’da yağan yağmurun aksine biz Bodrum’da bol güneşli bir havanın motivasyonuyla güne başlıyoruz. Eğlenceli ve bir o kadar da enerjik bir ekiple sabah 7:30 sularında Fatoş Altınbaş Sarıgül’ün Mandarin Oriental’daki evindeyiz. Sabah mahmurluğunu bir yana bırakın oldukça enerjik bir Fatoş karşılıyor bizi. Vakit kaybetmeden saç- makyaj hazırlıklarına başlıyoruz tam o sırada benim gözüm ister istemez masanın dört bir yanına yayılmış mücevherlere takılıyor. “Mücevherler Kapalıçarşı’da mesleğine yıllarını vermiş ustaların tasarımı. Ben bu koleksiyonun küratörlüğünü yaptım” diyor Fatoş ve ekliyor, “Mevaris’in ilk koleksiyonu elmas taşlardan oluştu çünkü Kapalıçarşı bizim geleneğimiz, mirasımız ve ben de bunu vurgulamak istedim.” Elmas ve yakutların eşlik ettiği çekimden geriye kalan ise özenle hazırlanmış sofradaki keyifli sohbet, ev sahibinin hafızalarımıza kazınan misafirperverliği ve zarafeti oluyor.

 

‘The Stones of Grandbazaar’ kitabınız aslında doktora tezinizi yazarken ortaya çıkmış. Kitap haline getirmeye nasıl karar verdiniz?

 

‘The Stones of Grandbazaar’ kitabımın çıkış noktası üç yıl önce basılan ve ilk kitabım olan ‘Bir Dönüşüm Hikayesi; El Yapımı Mücevherat Ustaları’ kitabımdır. Akademik kariyerimin yapı taşı olan, doktoramı da almamı sağlayan araştırmam sonrasında, çıraklık yaşlarından itibaren Kapalıçarşı’da mücevher üreten ustalarla yaptığım görüşmeler sonrası yazdığım kitabım bu konuya ışık tutan ilk kitap oldu. 20. yüzyılın son çeyreğinden ve 21. yüzyılda daha da hızlı bir şekilde gelişen makineleşme, bilgi sistemleri ve tasarım alışkanlıklarındaki değişimleri neticesinde farklılaşan sektörde sanatlarını icra eden ustalar, Kapalıçarşı’ya duydukları derin bağlılığı ve çarşının ruhunu, değişen mesleklerini ve değişen çarşıyı bana anlattılar. İlk kitabımdan sonra Kapalıçarşı’nın Osmanlı ile bütünleşen tarihini ve sadece bir ticaret merkezi değil, sanat merkezi olarak da ne kadar değerli olduğunu hatırlatmaktan dolayı çok mutlu oldum. Sonrasında daha fazla farkındalık yaratmak amacıyla çalışmalarım devam etti ve ortaya yeni kitabım çıktı.

 

 

Kitabınızı yaratırken Kapalıçarşı’daki mücevher ustalarıyla yaşadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Kitabımı yaratırken pek çok ustanın yaşanmışlıklarını dinlemekten büyük keyif aldım. Ziyaretlerimden birinde, yaşı itibariyle çokca tecrübe sahibi ustalardan birini altın ve değerli taşlarla kaplı küçük bir kutu üzerinde çalışırken gördüm. Bunun ne olduğunu sorduğumda, 80 küsür yaşında bir müşterisinin kendisi ve eşi vefat ettiğinde alyanslarını saklayıp evlatlarına miras bırakmak için bu kutuyu yaptırdığını söyledi. Çok zarif bir İstanbul hanımefendisi olarak anlattığı müşterisi için özenle üzerinde çalıştığı, sanat eseri diyebileceğim kutu mükemmel görünüyordu. Bu düşünceden, yaşamdan sonraya yapılan hazırlıktan, ölümün nasıl olgunlukla karşılandığından çok etkilendim.

 

 

Kapalıçarşı’nın tarihi, ustaların deneyimini yakından gözlemlemek size neler kattı?

 

Kapalıçarşı kendi ruhu olan bir mekan. 500 yılı aşkın süredir, nesillerce insana kol kanat germiş, asırlarca İstanbul’un yüz akı olmuş bir mekan. Orada olmak bana her zaman keyif veriyor. Ustaların sanatına izleyici olurken, onların anılarını dinlemek benim için mühim bir hayat tecrübesi oldu. Çok şey öğrendim, hayran oldum, bazen hassasiyetlerine şaşırdım, entelektüel seviyelerinden çok etkilendim. Şu an olduğum kişiyi onlara da borçluyum.

 

Ses getiren bir projeye daha imza attınız. “The Stones of Grandbazaar Arts&Design’ın” oluşum sürecinden bahseder misiniz?

 

Dürüst davranmam gerekirse, bir tasarım ve sanat galerisi kurmayı hiçbir zaman hayal etmedim. Fakat kitabın oluşum sürecinde, Kapalıçarşı fotoğraflarını çeken Fransız fotoğraf sanatçısı Chloe Le Drezen’den çok etkilendim. Fotoğrafların sadece kitapta kalmasını istemedim. Aynı şekilde Mevaris Mücevher Koleksiyonu da böyle oluştu. Ustaların ellerinden sanat eseri mücevherlerin daha fazla kişiye ulaşabilmesini istedim. Emeği paylaşmak istedim. Böylece bu galeriyi kurmaya karar verdim.

 

 

Aile mesleği olan mücevher ile ilişkiniz ne zaman başladı; anlatır mısınız?

 

Altın ve mücevher her zaman hayatımın odak noktalarından oldu. Aile mesleğini sürdürmek hayalimdi. MBA yaptıktan sonra pırlanta derecelendirme kuruluşu GIA’de altı ay eğitim alarak taş uzmanı oldum. Sonrasında üç sene Altınbaş Mücevherat’ta çalıştım. Fakat kurumsal hayatın çalışma şartları zor olduğundan evlenip de hamile kalınca bu dönemi akademik kariyerime ayırmaya karar vererek ayrıldım. Sonrasında iki kızımı dünyaya getirip, onlara zaman ayırırken, bir yandan da doktoramı tamamladım ve üniversitede ders vermeye başladım. Halen de Altınbaş Holding Mücevher Grubu şirketleri yönetim kurulunda görev yapıyorum.

 

RÖPORTAJIN TAMAMI ALEM'DE.

PAYLAŞ