15.01.2020 09:55:00

Çalışmaktan, üretmekten, gençlerin hayatlarına dokunmaktan bir an olsun vazgeçmeyen, anı yaşamanın keyfini çıkaran, aklını, ruhunu, kalbini beslemekten mutluluk duyan bir isim Türkan Özilhan Tacir. En büyük tutkusu ise kendi deyimiyle onu her anlamda hayata bağlayan sanat. Tutkusunu kusursuz yansıtan Beyoğlu’ndaki evinde sanatı ve çok daha fazlasını konuştuk.

Röportaj: Ceylan YENİACUN
Fotoğraflar: Tamer YILMAZ, Onur ATICI
Styling: Ebru Gülçek
Saç: Talat Kıvrak
Makyaj: Çiğdem Yartaşı
Styling asistanı: Seda Melis Akay
Fotoğraf asistanı: Doruk Uğurluer
Video: Onur ATICI

Geçtiğimiz Eylül ayında büyük bir heyecanla aradım kendisini. Kapak çekimi yapmak istediğimi dile getirdim biraz çekinerek ama çok çok isteyerek. En kibar şekilde yurt dışı seyahatleri olduğunu bu arada da biraz düşünmek istediğini söyledi Türkan Özilhan Tacir. Aradan iki ay geçti ben yine heyecanla telefonun ucundaydım. Ve sonunda o gün geldi çattı. Eşi Ziya Tacir ile birlikte yurt içi ve yurt dışından gelen sanatseverleri ağırladıkları Beyoğlu’ndaki evinde bir araya geldik. Sabahın erken saatlerinde inanılmaz hoş bir kahvaltı sofrası ve müthiş bir enerjiyle karşıladı bizi. Tamer Yılmaz’ın objektifinin karşısına geçtiğinde ise tüm ekip profesyonelliği karşısında şaşkına büründük. Hayatında ilk kez böyle bir çekimi kabul ettiğini belirtti. Tahmin edersiniz ki ben o sırada heyecan ve mutluluktan yerimde duramıyordum. Sonuç mu? Mehmet Güleryüz, Selma Gürbüz, Leyla Gediz gibi çok değerli sanatçıların eserlerinin eşlik ettiği bir çekim ile baş başa bırakıyoruz sizi.  

Yoğun bir tempoda çalışan biri olarak iş dışında neler yapmaktan keyif alıyorsunuz?
Hastaneler iş temposunun yoğun olduğu, hareketli ve dinamik ortamlardır ve bir gün diğerini tutmaz. Ancak bu anlamda kendimi şanslı hissediyorum çünkü çalışmaktan, üretmekten ve yaptığım işin kendisinden keyif alıyorum. Anadolu Sağlık Merkezi benim ikinci evim, bu yüzden hiçbir zaman işe gidiyorum gibi düşünmedim ya da pazartesi sendromu yaşamadım. Elbette iş-yaşam dengemi korumayı önemsiyorum. Aileme, sevdiklerime, kendime ve hobilerime zaman ayırıyorum.
Sanatın her anlamda beni hayata bağlayan ve heyecanlandıran kişisel bir tutku olduğunu söyleyebilirim. Farklı kültürel aktivitelerden keyif alıyorum, aklımı, ruhumu, kalbimi besliyorum; çağdaş sanat sergilerini ve müzeleri gezmek, yurt içi ve yurt dışı klasik müzik konserlerine gitmek, tiyatro ve müzikal seyretmek, kültür bazlı seyahat etmek ve uzun yürüyüşler yapmak benim olmazsa olmazlarım. Nerede olursam olayım kitap okumak beni şarj ediyor. Kitaplar sayesinde hiç yalnız kalmıyorsunuz, farklı dünyalara açılıyorsunuz ve kendi hikayenizi yazıyorsunuz. Bunların yanı sıra ailece yaptığımız en keyifli aktivite Anadolu Efes’in maçlarını izlemek. İyi bir basketbol izleyicisi ve fanı olarak Anadolu Efes maçlarına gitmek kan dolaşımıma iyi geliyor. Anadolu Vakfı’nın oluşturduğu mentorluk programına destek vermeye çalışıyorum. Gençler ile tecrübe ve deneyimlerimi paylaşmak ve katkı sağlamak, hayatlarına dokunabilmek hoşuma gidiyor. Aslında genel olarak yapmaya çalıştığım şey; anı yaşamak, bu anlardan keyif almak ve bu anıları biriktirmek.

Sağlık merkezinin başında olan biri olarak siz sağlıklı olabilmek, zinde hissedebilmek adına neler yapıyorsunuz?
2003 yılından beri sağlık sektöründe çalışıyorum. Sağlık hizmeti sunan bir kurumda görev yapmanın yıllar içinde bu anlamda bana çok daha derin bir bilinç kazandırdığını söyleyebilirim. Öğrendiğim en önemli şey bedenimizi dinlemek ve bize ulaştırmak istediği sinyalleri ve mesajları duymak. İnsan sağlığı hem beden hem zihin sağlığını içinde barındıran çok kompleks bir yapı. Akıl, beden ve ruh sağlığı el ele giderse sağlıklı oluyoruz. Ben sabah erken kalkanlardanım, sabahın sessizliğini ve enerjisini seviyorum. Uzun zamandır meditasyon yapıyorum, bilinçli farkındalık ve nefes atölyelerine katılıyorum. Bu çalışmaların kendinizi keşfetmeniz açısından çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Her gün uzun yürüyüşler yapıyorum, doğa ile bir olmayı seviyorum. Düzenli beslenmeye çalışıyorum. Aile ve sevdiklerimle zaman geçirmek ve köpeğim Hector ile oynamak dengemi sağlıyor.

Kadın yönetici olarak iş dünyasında hala kadınlara karşı bir ön yargı olduğunu düşünüyor musunuz?
Ne yazık ki iş dünyasında cinsiyet eşitsizliği global bir sorun. İş hayatı erkeklerin baskın olduğu ve kuralları erkekler tarafından belirlenmiş bir dünya. Dünya nüfusunun yüzde 50’sini kadınlar oluştururken bu güçten, bilinç ve farklılıktan beslenmemek ve bu gücü kullanmamak yersiz. Onlarca araştırma ile kanıtlanan verilere göre yönetici ve liderlik vasıflarında ibre hep kadınları gösteriyor. Güzel bir örnek paylaşmak isterim, 2008 ekonomik krizinden sonra İzlanda ülke olarak istifa etmişti. Hatırlarsanız İzlanda’da hayat tamamen değişti. Kadınlar ülkenin her alanında yönetime dahil oldular, hatta ağırlıklı olarak kadınların liderliğinde hummalı bir sürece girdiler. İzlanda’nın ekonomik eğrileri hızla yükseldi ve tekrar rayına oturdu. Şu anda büyük şirketlerde yönetim kurulu üyesi kadınların oranı yüzde 44. Türkiye’de ise bu oran yüzde 10 altında kalıyor. Yapılan araştırmalar ve çıkan rakamlar konunun ciddiyetini gözler önüne seriyor. Dünyadaki tüm şirketlerdeki kadın CEO oranı yüzde 8. Bu oran ücret politikalarında da kendini gösteriyor. Son dönemde bu farkındalık ile beraber eğitimli kadın sayısının artması, kadınların sesini duyurması, iş hayatına katılması ve dönüşümü talep etmesi ile gündem değişiyor. Sadece iş dünyasında değil yaşamın her alanında daha atılması gereken çok adım var. Kadın olarak başarılı olmak için ekstra çaba, inat ve inanç gerekiyor. Sağlık sektörüne baktığınızda, hekimi, hemşiresi, yöneticisi ile kadın çalışan ağırlıklı olduğunu görürsünüz. Kadın dayanışması, gücü, üretimi ve kadınların sahip oldukları beceri ve yetkinlikleri paylaşmaları, geliştirmeleri için olağanüstü bir ortam. Bu tecrübe diğer sektörlere ışık tutmalı.

Çok dingin ve huzur veren bir duruşunuz var hep böyle misiniz yoksa arada karşınızdakini şaşırtmayı sever misiniz?
Teşekkür ederim. Dinginlik ve huzur iç dünyamı şekillendiriyor. Hayatın karmaşasının, gürültüsünün ve stresinin beni ezmesine izin vermiyorum ve her hissin geçici olduğunu biliyorum. Hayatın akışında beni ve sevdiklerimi mutlu edecek anların elimden kaçmasına izin vermiyorum. İçinde bulunduğum ortamda neşeyi ve eğlenceyi büyütmeyi de çok severim. 

Sanatla iç içe bir hayatınız var. Koleksiyonunuzda kimlerin eserlerini görmek mümkün?
Eşim ile neredeyse 20 senedir Çağdaş Türk Sanatı’nı takip ediyoruz. Koleksiyonumuzun yüzde 95’i Türk sanatçılardan oluşuyor. Sanatçılardan; Ömer Uluç, Yüksel Aslan, Erol Akyavaş, Burhan Doğançay, F. Zeid, Mehmet Güleryüz, Koray Ariş, Canan Tolon, İnci Eviner, Selma Gürbüz, Kezban Arca Batıbeki, Seçkin Pirim, Seyhun Topuz, Mustafa Horasan, Elif Uras, Leyla Gediz, Sinan Demirtaş, Mustafa Yüce ilk aklıma gelenler. 

Bildiğim kadarıyla sanatın yanı sıra bir diğer tutkunuz da seyahat. Son dönemde gezdiğiniz müze, fuar ve galerileri bizimle paylaşır mısınız?
Yaratabildiğim her fırsatta seyahat etmeyi seviyorum. Ve planladığım tüm seyahatler dünyadaki kültürel aktiviteler ile doğrudan ilgili oluyor. Seyahatleri; hem farklı kültürleri, insanları, yaşam tarzlarını görerek yeni görüşlerle vizyonumu geliştirmemi  hem de dünya sanat gündemini takip edebilmemi sağladığı için önemsiyorum. Yakın zamanda Venedik Bienali’ni keyifle gezdim. Londra’ya çok yoğun bir sanat yolculuğu yaptım. Royal Academy of Arts’da Lucian Freud’un kendi portlerinden oluşan olağanüstü sergisini ve İngiltere’nin en ünlü heykeltıraşlarından Antony Gormley’nin retrospektif sergisini ziyaret ettim.

Yakın zamanda yeni seyahat planları var mı?
Eskişehir’de açılan OMM Müzesi’ni gezmeyi arzuluyorum. New York’ta MOMA uzun bir renovasyon süreci geçirdi, yeni sergilerini görmeyi isterim. Ayrıca Norveç’te açılan Kistefos Twist Museum da radarımda olan yerler arasında. 

Koleksiyonunuza bir eser eklerken hangi kriterleri göz önünde bulunduruyorsunuz, son dönemde eklemek istediğiniz bir eser var mı?
Sanata ilgi duymak, eser satın almak ve zaman içinde bir koleksiyon oluşturmak keyifli ve bir o kadar da ciddiye alınması gereken bir yolculuk. Ve ben kendimi bu yolculuğun daha başında görüyorum. Çağdaş sanat engin bir deniz. Doğru tanımlamayı bilmek ve hakkını verebilmek için sanat tarihi okumak, güncel gündemi takip etmek, ön yargısız bir göz ile bakmak ve gözünüzü eğitmeniz gerekiyor. Dünyada söz sahibi bazı koleksiyonerlerin yazdığı kitaplar ve bazı özel eğitimler bu anlamda destekleyici oluyor. Bilinçli bir tercih ile koleksiyonumuzu sadece Türk sanatçılarından oluşturma kararı aldık. Kendi coğrafyamızın içindeki üretimleri takip etmek, izlemek ve ilişki kurmak sanata bakış açımızı özetliyor. Sanatçı yaşıyorsa, tanımayı ve sanatını kendisinden dinlemeyi önemsiyoruz. Kullandığı medyanın çeşitliliği, tekniği, işlerinin özgünlüğü, galeri temsili, geçmiş sergileri ve eser ile ilk temasta bize hissettirdiği satın alma sürecimizi belirliyor. Son dönemde gençleri de özellikle izliyorum ve eserlerini alıyorum. Sanat camiasının gençlere daha fazla şans vermesi  ve gelişimlerini sağlamak için farklı ortamlar sağlaması gerektiğini düşünüyorum. Son dönemde grup sergilerinden ve yarışmalardan aldığım genç sanatçıların eserleri oldu.

Koleksiyonunuza eserlerini eklediğiniz sanatçılarla bir araya geldiğiniz oluyor mu, koleksiyoner-sanatçı ilişkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Beyoğlu’ndaki mekanımızda sanatçılarla, sanat dünyasının profesyonelleriyle ve koleksiyonerlerle bir araya geliyoruz. Özellikle koleksiyonumuzu bienal ve sanat fuarı zamanında yurt dışından ve yurt içinden gelen sanatseverler ile paylaşmayı önemsiyorum. Yabancı misafirlerimize kendi sanatçılarımızı tanıtmak, işlerini paylaşmak ve Türk sanatının ve sanatçısının sahiplenildiğini göstermek beni çok mutlu ediyor. Üye olduğum SAHA Derneği ile Türk sanatçıların yurt dışında yer alabilmesi ve görünür olabilmesi için çaba sarf ediyoruz. İstanbul Modern Kadın Sanatçıları Destekleme Komitesi ile kadın sanatçılara farklı alanlarda destek oluyoruz.  Ayrıca sanatçıların atölyelerini ziyaret etmeyi seviyorum. Sanatçıyı üretim alanı içerisinde tanımak ve izlemek, sanatını anlamak ve kendi ağzından eserin sürecini dinlemek çok önemli ve keyifli. 

Sanat sizin hayatınıza neler kattı?
Sanat bana insan beyninin, hayallerinin ve becerilerinin ne kadar sonsuz olduğunu ve sınırları zorlamak gerektiğini öğretti. Sanat, duygularımıza dokunan sihirli bir değnek. Bazen tutkunun dışa vurumu bazen de içsel çatışmaların dile gelmesini sağlıyor. 
Sanat insanın karşılaştığı problemleri çözmede, hayatı kavramada, gördüklerini hissetmede önemli bir araç. Sanat hayatın karmaşasından sıyrılıp nefes almamı, farklı bakış açıları geliştirmemi sağlayan en etkin motivasyon kaynağı. Müzik, sinema ve tiyatro da benim için en az plastik sanatlar kadar elzem. Sanatın bu farklı dallarının hissettirdiği adanmışlık, farklı kimliklerin vücut bulması, özgürlük hissi tüm toplumun gelişimi için desteklenmesi gereken alanlar. Bu anlamda Türkiye’de çok kaliteli projeler yaptığına inandığım, sanat destekçisi, IKSV üyesiyim. Ayrıca Borusan İstanbul Filarmoni’nin yakın takipçisiyim. Sanat iyileştirir, geliştirir ve umut verir. Ben de bunu duyumsamayı seviyorum.

RÖPORTAJIN DEVAMI BU HAFTA ALEM'DE.

PAYLAŞ