31.12.2019 10:42:00

Sosyal medyada hatırı sayılır bir hayran kitlesine sahip olan 'Afili Aşk’ dizisinin başrol oyuncusu Burcu Özberk ile bir araya gelerek Eskişehir’den İstanbul’a uzanan serüveninde yaşadıklarına ve hayallerine ortak olduk.

Röportaj: Ferda İskitoğlu 
Fotoğraf: Lara Sayılgan 
Styling: Simge Yücepur Kaya 
Saç: Uğur Alevyılmaz 
Makyaj: Gamze Tekin Alp 
Fotoğraf asistanı: Salih Yılmaz 
Styling asistanları: Seda Melis Akay, Buse Erdal, Azize Varlık 
Video: Onur Atıcı 

Mekan için Artam Antik Müzayede’ye teşekkür ederiz.

Yakın zamanda 30’lu yaşlarına adım atan ‘Afili Aşk’ dizisinin başrol oyuncusu Burcu Özberk ile bu hafta Artam Antik Müzayede’de tabiri caizse adeta geçmişe yolculuk yaptık. Çekim sırasında kendisini bambaşka bir dünyada hissettiğini söyleyen Özberk, birçok başarılı projenin içinde yer alsa da mütevazı duruşundan ödün vermeyerek “Henüz yolun başındayım” diyor.Güzelliğinin samimiyetinden geldiğine inandığımız Özberk’in Eskişehir’den İstanbul’a uzanan serüveninde yaşadıklarına, hissettiklerine ve hayallerine şimdi gelin beraber ortak olalım…

‘Muhteşem Yüzyıl’ ile başlayan ekran yolculuğunuz ‘Afili Aşk’ ile devam ediyor. Bize biraz bu süreçten bahseder misiniz? Hayatınızda neler değişti eksisi ve artısıyla?
'Muhteşem Yüzyıl’a başladığımda ben lisans ikinci sınıf öğrencisiydim. Erdal Beşikçioğlu ile beraber Tatbikat Sahnesi’nde çalışıyordum. Hiç beklemediğim bir anda Icon Ajans ile tanıştım. O sıralarda ‘Muhteşem Yüzyıl’ için ‘audition’ çekiyorlardı. ‘Audition’ verdim. Bu arada hayatımda ‘audition’ vermeyi bilmiyordum bile. Kamera deneyimim yok, hiçbir şey bilmiyorum. Dizide oynamak, bu sektöre atılma gibi bir heyecanım merakım da yoktu. Ben sadece tiyatro yapmak istiyordum. Sonra ‘Muhteşem Yüzyıl’a seçildim. Güzel bir karakterim vardı. Orada bu mesleğe gönül vermiş çok kaliteli insanlarla beraber çalıştım. Vahide Gördüm, Halit Ergenç, Meltem Cumbul… Genç ekipten Aras Bulut İynemli, okul arkadaşım Engin Öztürk, Selim Bayraktar yani o kadar güzel insanlarla çalışınca televizyon dünyasına doğru merakım oluşmaya ve kaymaya başladı. Çok heyecanlıydım o zamanlar. Öğrenmeye meraklıydım. Yeni şeyler keşfediyordum. Kamerayı, ışığı, açıyı, kendimi görsel olarak tanımaya başlamıştım o işle beraber. Hayatımda çok şey değişti aslında o zaman öğrenciydim ve sadece kendime ait sorumluluklarım vardı. Kendime ve aileme. Şu an ise sorumluluklarımın arttığını düşünüyorum. Çünkü bir kariyer planlaması yaptım. Beni çok fazla genç insan seviyor ve takip ediyor. Onlara karşı bir sorumluluğum var. Beni tanıyanlar oluyor, hiç tanımadığım insanlar oluyor. Onlarla sohbet etme şansım oluyor. Onların düşüncelerini, hayata bakışını ve bana nasıl baktıklarını keşfetmiş olmak gibi pozitif değişimler var benim hayatımda. Bir taraftan negatif değişimler de oldu. Mesela kendimi ekranda gördüğüm için bazı noktalara takıntılı olmaya başladım. 

Eskişehir’den İstanbul’a uzanan bir yolculuk sizinkisi. Hiç zorluk çektiniz mi, sonuçta büyük bir şehir burası?
Eskişehir küçücük bir şehir aslında. Gerçekten avuç içi kadar, Eskişehir’de her yere yürüyerek gidebilirsin. Ben oturduğum mahalleden yarım saat içerisinde Anadolu Üniversitesi’ne yürüyebiliyordum, hiçbir zorluk çekmeden. Öğrenci şehri olduğu için de çok rahattım. Eskişehir halkı öğrenciyi kabulleniyor, çok seviyorlar öğrencileri. O  yüzden de ayrı bir dinamizm var Eskişehir’de. İstanbul gözümü hiç korkutmadı çünkü 4-5 yaşlarındayken annem ve babam çalışıyordu, ben de anneannemlerde kalıyordum ve onlar da sürekli İstanbul’a gelirlerdi kardeşlerinde kalmaya. Beni de getirirlerdi hatta Cumhuriyet dedem, canım dedem bana hep balık ekmek alırdı Caddebostan’dan. Onlarla o kadar çok anım var ki vapura bindirirlerdi sırf vapuru göreyim diye. İstanbul benim için bir kartpostaldı, hatta şimdi de vapura bindiğimde yine çok heyecanlanıyorum. Bu şehre gelmek, bu kaosun içerisinde yaşamaktan gözüm hiç korkmadı çünkü çocukluğumdan beri hiç bilmesem de içimde olan bir hayalmiş. Bence bilinçaltımda hep İstanbul’a gelmek vardı. Enerji de evren de beni buraya çekti diye düşünüyorum.

Kısa bir süre önce 30 yaşına girdiniz. 30 yaş dileğinizin aşk olduğunu söylüyorlar. Doğru mu?
Bundan sonraki sene kaç yaşında olduğumu söylemeyeceğim (gülüyor). 30 yaş beni korkutuyor. Gerçekten saçımda beyazları görmeye başladım. Yüzümün oturduğunu, metabolizmamın değiştiği hissediyorum. Daha çabuk yorulmaya başlıyor insan. Kendini ayakta tutmak için daha fazla vitamin kullanmaya başlıyorsun, 30 yaş biraz korkutuyor. Evet! Evet, diledim, aşk diledim!

Aşk sizin için ne ifade ediyor?
Aşk bence hayattaki her şeyin sembolü. Aşk benim için bir sembol. Yaptığım işte de aşk var, kedilerime bakarken de aşkı görüyorum. Gerçekten eve gidip onları görmek… Mesela setteyim ve kedilerimi özlüyorum. Annem de öyle. Hayatta her şeyde aşk olmalı. Aşk olmadan o tutku o merak olmaz. Aşk benim için hem tutku hem merak, bütün pozitif duygularımın en uç noktası. O yüzden aşk olmadan her şey eksik kalır gibi düşünüyorum. Aşkla beraber çiçekler daha renkli, doğa daha güzel… Kıştan yaza geçiyormuş gibi hayatım. Boşuna dememişler içimde kelebekler uçuşuyor, içim çiçek açtı diye. Bu cümlelerin hepsi benim aşk tanımımı karşılıyor. Bu aşk aynı zamanda da karşı cinse beslediğim, bir erkeğe duyduğum aşk ile aynı şekilde… O yüzden aşk diliyorum. Çünkü hayatımız çok zor. Çok büyük mücadeleler veriyoruz. Maalesef bu dönem bu sektör insanı biraz yalnızlaştırıyor. Özellikle İstanbul’da. Diyorsun ya aslında aramızda bir yaka var veya aramızda 10 dakika var ama o mesafeler bile büyüyor bazen ve gidemiyorsun. Aşk olunca, aşk bütün engelleri aşar ya ve sana aşık olan insan senin yanında oluyor. Ben onunla bir araya gelmek için çaba sarf ediyorum, enerji harcıyorum ve bu insanı daha canlı tutuyor, daha ayakta tutuyor. O yüzden evet aşk diliyorum, biraz renklensin istiyorum hayatım.

Dizide ailenize tatlı bir yalan söylüyorsunuz. Peki gerçek hayatta da ufak yalanlarınız oluyor mu?
Küçükken konservatuara girecektim ben. Babam konservatuar okumamı istemiyordu. Sınavlara girerken babama sınavlara girmediğimi söylemiştim. O zaman Eskişehir’de Odunpazarı Belediyesi’nde başka bir tiyatrodaydım. Orada tiyatro yapıyordum ve paramı kazanıyordum. O kazandığım parayla sınav harcımı yatırmıştım. Sonra annemle beraber sınavlara girmiştim. Ufak bir yalan değil aslında, hayatıma yön vermekle alakalı bir şeydi bu. Tabii yalan söylüyoruz hayatımızda. Ama ben böyle bir şeyleri abartan, sürekli yalan söyleyenleri sevmiyorum hayatımda. Çünkü dönem çok zor. Zor bir dönemdeyiz gençler olarak. Dürüst hiçbir şey yok. GDO’suz ürün bile yok, insanlar, her şey, herkes değiştiği için bu değişim de tamamen yapay bir dünyanın üzerine kurulu ve ben oradan olabildiğince uzak tutmaya çalışıyorum kendimi. İlla ki şu an anlatsam eğlenceli hikayeler paylaşabilirim ama yalana pek yer vermiyorum hayatımda. Öyle insanları da çevremden uzak tutuyorum.

En iyi ve en kötü anlarınızı ilk kiminle paylaşırsınız?
Ablamla ve annemle. Çünkü beni bir tek olduğum gibi kusurlarımla gören, kabul eden ve karşılıksız sevgiyle karşılayan onlar. Tabii sadece onlar değil. O sevgiyi dostlarımda da hissediyorum ama aile başka bir şey. Bir de üç kız kardeş gibi büyüdük. O yüzden ilk onlarla paylaşıyorum, ilk onlara anlatıyorum. Zorlandığımda, kendimi eleştirdiğim noktalarda çok acımasız olabiliyor ablam bana karşı. 

RÖPORTAJIN TAMAMI BU HAFTA ALEM'DE.

PAYLAŞ