MODASI GEÇMEYEN ŞEHİR LONDRA

12.09.2018 16:06:45

“Londra’nın altını üstüne getirdik... Öyle hemen Londra’nın içine düşeceğiz zannetmeyin. Size önce biraz İngiltere’den söz edeceğim. Gelin artık İngiltere tarihine bir göz atmaya başlayalım. Daha yapacak çok iş, gezecek çok yerimiz var...”

Serda BÜYÜKKOYUNCU - [email protected] / Fotoğraflar: iStock

Önce İngiltere

İngiltere geçmişte en büyük sömürgeci ülke olarak dünyanın %40’ını topraklarına katmış. O yüzden de “Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk” olarak anılmış. Britanya denince akla İngiltere, Galler Bölgesi ve İskoçya geliyor. “United Kingdom” yani Birleşik Krallık olarak geçen İngiltere’de, Kuzey İrlanda da var. Galler Bölgesi, İskoçya ve İrlanda, İngiltere ile birleşmiş. Ama yapılan bir anlaşma ile İrlanda’nın sadece kuzey kısmı Birleşik Krallık’ta kalmış. Avrupa’nın üçüncü en büyük nüfusu, haritaya baktığınızda 966 kilometreye, 483 kilometre boyutlarındaki bir adaya sıkışmış. Avrupa’nın çoğu köşesinde olduğu gibi İngiltere’de de hangi taşı kaldırsanız karşınıza Romalılar çıkıyor.

Peki Size Bir Soru: İngiltere’de Trafik Neden Soldan Akar?

Bir zamanlar herkes İngilizler gibi yolun solundan gidiyormuş. Geçişin sağdan ya da soldan yapılması aslında anatomik bir sebebe dayanıyor. Yüzyıllar önce yolun karşısından gelenin dost mu yoksa düşman mı olduğunu kestirmek mümkün değilmiş. İnsanların çoğu sağ ellerini kullandıkları için yolun solundan, duvar dibinden giderek sol taraflarını emniyete alır, sağ ellerini kılıçlarını hemen çekecek şekilde hazır bekletirlermiş. Yolun solundan seyahat, ilk defa 1300 yılında Papa’nın Roma’ya gelecek hacıların yolda karmaşaya meydan vermemeleri için yolun solundan gitmelerini söylemesiyle resmileşmiş ve yüzyıllar boyu devam etmiş. 18. yüzyıl sonlarında ABD’de birçok atın çektiği posta arabalarında sürücü koltuğu yokmuş, sürücü en arkada ve soldaki atın üstünde oturuyormuş. Yolun solundan gidilmesi yolun kontrolünü zorlaştırıyormuş. Çok geçmeden ABD’de trafik sağdan akmaya başlamış. Bir süre sonra kendisi de solak olan Napolyon, ordularındaki ikmal arabalarına yolun sağından gitmeleri emrini vermiş ve fethettiği her ülkede bu uygulamayı hayata geçirmiş. İngiltere, Napolyon tarafından hiçbir zaman ele geçirilemediği için İngilizler yolun solundan gitme alışkanlığından vazgeçmemişler. Modern araba teknolojisinin gelişmesiyle bu gelişimin dünya öncüsü olan ABD’de sürücü koltuğu ve direksiyon aracın sol tarafına konulmuş. Dünyanın birçok bölgesinde bu şekilde yaygınlaşmış. Londra’nın diğer ikonik sembollerinden biri de siyah taksiler. Ülkede bunlara “Black Cab” deniyor. Bunlarla ilgili ilginç olan olaysa şu: Şoförler Londra’nın tamamını öğrenene kadar en az iki yıllık eğitim sürecinden geçiyor. Okullarda aldıkları yoğun eğitim sonrasında sınava girebiliyorlar. Sınav oldukça zor. 320 temel rota, bu rotalar üzerine yayılmış toplam 25.000 sokak, 20.000 kent simgesi testi geçebilmek için temel bilinmesi gerekenlerden. Bugün Londra’da Black Cab kullanma lisansına sahip şoförlerin sayısı 25 bini aşıyor.

LONDRA’DA ALIŞVERİŞ

Londra’nın ünlü alışveriş caddesi Knightsbridge, dünya markalarının butikleri ile dolu. Para harcamayı seviyorsanız adreslerinizden biri Bond Street olmalı. Beylere en iyi terzi ve gömlekçilerin bulunduğu Jermyn Street ve Savile Row tavsiye edilir. Ekonomik alışveriş için Avrupa’nın en uzun caddelerinden olan Oxford Caddesi’ni tercih edin.

Tower BrIdge

Londra Kulesi’nin önünde olduğu için buraya “Kule Köprüsü” deniyor. Baskül köprü türündeki en ünlü köprülerden biri. 1894’te kullanıma açılmış. Köprü, iki yürüyüş yolu ve bir araba yoluyla birbirine bağlanmış olan iki kuleden oluşuyor. Londra’nın doğusunda ticaretin büyümesi nedeniyle nehrin iki yakasını birleştirmek için yeni bir köprüye ihtiyaç duyulmuş. Aslında 1870 yılında su altından geçen ve sadece yaya trafiğine açık bir tüp geçit yapılmış ama yetersiz kalmış. Köprü eğer bildiğimiz klasik köprülerden yapılsa, gemilerin limana geçişleri sorun olabilirmiş. O yüzden 1876 yılında bir köprü proje yarışması açılmış. Yarışmanın sonucunda, Horace Jones’un projesi kabul edilmiş. Yapımına 1886 yılında başlanmış ve sekiz yılda bitirilmiş.

“Tower of London” ile uyumlu olması istendiği için, Viktorya döneminin gotik tarzında yapılmış. O zamanlar köprü kanatlarının açılması hidrolik bir düzenekle sağlanmaktaymış. 265 metre uzunluğundaki köprünün inşaatında 450 işçi çalışmış. 11.000 ton çelik kullanılmış. Bugün, elektrikli bir sistem kullanılarak kanatlar kaldırılıyor. Köprü, yılda yaklaşık 1000 kez açılıyor.

PIccadIlly Meydanı

Piccadilly bütün yolların çıktığı yer gibi Londra’da. Bir tarafında alışveriş caddesi, diğer tarafında gece hayatının sürprizlerine giden yol, öbür ucun devamında da şehrin oksijen deposu Hyde Park var. 1910’da elektriğin gelmesiyle beraber meydan reklamlara ev sahipliği yapmış, bugün de etraf neon ışıkların ve tabelaların tekelinde. New York’un Times Meydanı neyse, Londralılar için Piccadilly Meydanı da o. Bu yüzden buraya Küçük Times Meydanı diyenler de var. Piccadilly Meydanı’ndaki dev reklam panosu 1955’ten beri orada bulunuyor. Son 100 yılda 50’den fazla ünlü marka bu ışıklı dev reklam panolarında logolarını yayınlamış. Piccadilly Meydanı yılda 100 milyondan fazla ziyaretçi ağırlıyor. Ortada Alfred Gilbert’ın 1892’de yaptığı heykel var. Tam adı “The Shaftesbury Anıtı”. Londralılar tarafından Eros Heykeli olarak anılsa da, heykelin Eros’un ikiz kardeşi Anteros olduğunu söyleyenler var. Yunan mitolojisine göre Anteros, kardeşi Eros’un karşıtıymış. Katı yürekli oluşu ile doğa dışı sevgileri önleyerek düzeni sağlayan tanrısal varlık olarak geçiyor. Bazılarına göre ise Anteros karşılıklı sevginin simgesi olarak kabul ediliyor. Bu heykel Shaftesbury Kontu Anthony Cooper’ın fakirlere olan insancıl sevgisini sembolize ediyor. Kont, yoksullara yaptığı yardımlardan dolayı bu heykel ile onurlandırılmış. Piccadilly’deki Kraliyet Akademisi ise 1768’de kurulmuş. Sir William Chambers, Kral III. George’a gidip görsel sanatları geliştirmek için bir okul kurulmasını istemiş. Kral iyi ki bu teklifi kabul etmiş. Böylece İngiltere’nin ilk sanat okulu açılmış. Bine yakın resim, beş bin fotoğraf, yüzlerce heykel var Piccadilly bütün yolların çıktığı yer gibi Londra’da. Bir tarafında alışveriş caddesi, diğer tarafında gece hayatının sürprizlerine giden yol, öbür ucun devamında da şehrin oksijen deposu Hyde Park var. 1910’da elektriğin gelmesiyle beraber meydan reklamlara ev sahipliği yapmış, bugün de etraf neon ışıkların ve tabelaların tekelinde. New York’un Times Meydanı neyse, Londralılar için Piccadilly Meydanı da o. Bu yüzden buraya Küçük Times Meydanı diyenler de var. Piccadilly Meydanı’ndaki dev reklam panosu 1955’ten beri orada bulunuyor. Son 100 yılda 50’den fazla ünlü marka bu ışıklı dev reklam panolarında logolarını yayınlamış. Piccadilly Meydanı yılda 100 milyondan fazla ziyaretçi ağırlıyor. Ortada Alfred Gilbert’ın 1892’de yaptığı heykel var. Tam adı “The Shaftesbury Anıtı”. Londralılar tarafından Eros Heykeli olarak anılsa da, heykelin Eros’un ikiz kardeşi Anteros olduğunu söyleyenler var. Yunan mitolojisine göre Anteros, kardeşi Eros’un karşıtıymış. Katı yürekli oluşu ile doğa dışı sevgileri önleyerek düzeni sağlayan tanrısal varlık olarak geçiyor. Bazılarına göre ise Anteros karşılıklı sevginin simgesi olarak kabul ediliyor. Bu heykel Shaftesbury Kontu Anthony Cooper’ın fakirlere olan insancıl sevgisini sembolize ediyor. Kont, yoksullara yaptığı yardımlardan dolayı bu heykel ile onurlandırılmış. Piccadilly’deki Kraliyet Akademisi ise 1768’de kurulmuş. Sir William Chambers, Kral III. George’a gidip görsel sanatları geliştirmek için bir okul kurulmasını istemiş. Kral iyi ki bu teklifi kabul etmiş. Böylece İngiltere’nin ilk sanat okulu açılmış. Bine yakın resim, beş bin fotoğraf, yüzlerce heykel var içinde. Michelangelo’nun “Meryem Ana ve Çocuk” isimli önemli bir çalışması da burada bulunuyor.

YAZININ TAMAMI ALEM'İN TRAVEL EKİNDE.

PAYLAŞ