TİNA'NIN HİKAYESİ

08.03.2018 10:37:10

Nişantaşı’nda yıllardır var olan ve hep önünden geçtiğim Tina Jewellery’den içeri girdim ve bambaşka bir dünya ile karşılaştım. Markanın hikayesini tasarımcısı Esra Moreno’dan dinlemeye ne dersiniz?

Röportaj: Lara Mutlu - lara.mutlu@alem.com.tr

Üniversite yıllarından beri mücevher tasarımına merak saran Esra Moreno ile Tina Jewellery’nin hikayesini konuştuk.

Takı tasarımı yapmaya ne zaman, nasıl başladınız?
Mücevher tasarımına üniversite döneminde, tüm okul dışında arta kalan zamanlarımı geçirdiğim; annemin kurucusu olduğu Tina Jewellery’de başladım. O zamanlarda envanterimiz, ürünlerimizi elle çizdiğimiz bir defterde tutuluyordu. Annem burada da her zamanki titizliğini gösteriyor; ürünü yeteri kadar güzel çizilmiş bulmazsa silip tam anlamıyla benzer olana kadar tekrar tekrar çizdiriyordu. Ben zaman içerisinde kendimi geliştirdim ve mücevherlerin sahip oldukları ayrıntıları her geçen gün daha iyi görebilmeye başladım. Bir süre sonra olanları resimlemek yerine kendi hayalimdeki, kullanmaktan zevk alacağımı düşündüğüm tasarımları çizmeye başladım. 

Tina adı nereden geliyor?
Tina adı babamın, annemin gerçek ismi olan Christa adının Türkiye’de zor telaffuz edileceğini düşünüp onu Tina diye çağırmasıyla başlıyor. Annem de 1992 yılında kurduğu mücevher markasına kendi adıyla bütünleşen Tina Jewellery ismini veriyor.

Tasarımda nasıl bir stiliniz var?
Tasarımlarım, barındırdıkları fikir ve kusursuz detayları ile kolayca ayrıştırılabilir. Daha nadir olanın peşine düşen kadınların, kasalarda saklamak yerine, günün her saati kullanmaktan zevk aldıkları parçalar olmasını istiyoruz. Sonuçta adı üstünde mücevher çok kıymetli bir değer, ancak bu değerin yılda sadece bir-iki kez, belirli zamanlarda kullanılması bizce doğru değil. Biz “En değerli sensin” sloganını savunurken, en değerlinin de kişinin yaşamının her anında onunla birlikte, tüm pozitif enerjisini vermesinden yanayız. Tabii ki, insanın kasasında aile yadigârı olan veya koruma amaçlı tuttuğu parçalar olabilir ama kullanma alanı kısıtlı olduğu için kasada tutulan parçalar yanlış yatırımlardır.

Hangi materyallerle çalışıyorsunuz?
Nadir ve üst kalitede olan renkli taşlar, pırlanta ve altını birlikte kullanıyoruz. Bizim için en önemli kriter taşların suni bir işleme tabi tutulmamış olması. 

Sizce sizin tasarımlarınızı özel ve farklı kılan şey nedir?
Ürünlerimizle ilk defa karşılaşan kişilerden en sık duyduğumuz şeyler, “Bunlar Türkiye’de mi yapılıyor” ya da “Ürünleriniz çok farklı, başka hiçbir yerde bu kadar değişik tasarım görmedim” oluyor. Sanırım yarı Avrupalı, yarı Türk olmamız ve en önemlisi kadın olmamız tasarımlarımıza ayrıcalık katıyor.

Röportajın tamamı bu hafta ALEM'de...

PAYLAŞ