ŞEHRE YÖN VERENLER

27.06.2018 11:42:37

Genellikle göz önünde olmasalar da, İstanbul’u yaşayış biçimimizde uzun yıllardır büyük etkisi olan isimler ALEM’in 25’inci yılı için bir araya geldi. İstanbulla ve hep birlikte nice yıllara!

Röportaj: Ayşim ÖZGÜR
Fotoğraf: Serhat HAYRİ
Styling: Hakan ÖZTÜRK 
Saç: Erdem GÜL / MAAG Saç Sanat
Makyaj: Banu AKSUNGUR, Erdem ŞAHANLI
Fotoğraf asistanı: Burak ELMALI
Styling asistanı: Pınar AKAR
 
MURAT ABBAS
Zorlu PSM Genel Müdürü
Üç buçuk seneyi aşkın bir süredir Zorlu PSM’nin Genel Müdürü olan Murat Abbas program çeşitliliği ve takvim yoğunluğu açısından neredeyse yurt dışında dahi benzeri olmayan bir işi yönetiyor. Hedefleri çok büyük. Başlıca amacı ise çok da uzak olmayan bir süre içerisinde, Zorlu PSM’yi dünyadaki en prestijli, ilk akla gelen beş kültür-sanat merkezinden biri haline getirmek. Abbas; yılda 400 binden fazla biletli ziyaretçinin geldiği, bir sezonda binden fazla etkinliğin gerçekleştiği, müzikallerden tiyatroya, yerli-yabancı konserlerden festivallere, operadan baleye, kurumsal etkinliklerden ücretsiz kültür-sanat aktivitelerine, dijital bazlı sanattan sergilere kadar çok farklı disiplinlere kucak açmış bir sanat merkezinin genel müdürlüğünü yaparken İstanbul’u nasıl yaşadığını anlattı. 
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
Zamanımın çoğu Zorlu PSM’de geçtiğinden artık eskisi kadar İstanbul’un tadını çıkartamıyorum maalesef. Bu açıdan Zorlu Center benim açımdan bir merkez üssü haline geldi. Oturduğum ev Maçka’da olduğundan yürüme mesafesindeki Nişantaşı-Teşvikiye, Beşiktaş diğer uğrak yerlerimi barındıran semtler. Beşiktaş’a indiğimde vapurla Kadıköy’e geçmek, Ekspres İnegöl’de köfte yedikten sonra hemen yandaki Baylan Pastanesi’ne geçmek benim için büyük keyif. Vaktim varsa Moda’ya yürümeyi, oradaki yeme-içme mekanlarında arkadaşlarla sohbet etmeyi de çok seviyorum. Vapurla yeniden Beşiktaş’a dönmek, çarşıdan balık ve yeşillik alıp yürüyerek eve çıkmak benim için harika bir ritüel. Eskiden çok daha fazla vaktimin geçtiği Beyoğlu-Taksim bölgesi maalesef son senelerde pek uğramadığım bir yer haline geldi. Akaretler’deki Minoa Kitapevi, Galatasaray’daki Kontraplak müzik dükkanı ara sıra gitmekten çok keyif aldığım yerler. Zorlu Center’daki Cantinery ve Zorlu PSM’deki Cheers kokteyllerini en beğendiğim mekanlar.
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Müthiş, çılgın ve hüzünlü.
 
ZEYNEP AKDAMAR
Contemporary Istanbul VIP İlişkiler Direktörü
Bu yıl 20-23 Eylül tarihleri arasında 13. kez gerçekleşecek olan Contemporary Istanbul, şüphesiz, İstanbul’u geniş bir sanat izleyicisi kitlesinin odak noktası yapmak adına düzenlenen en önemli etkinlik. Zeynep Akdamar ise Contemporary Istanbul’un VIP ilişkilerini yönetiyor. Yani şehre gelen koleksiyonerler, müze direktörleri ve küratörler ile bire bir o ilgileniyor. Etkinlik başlamadan iki gün önce 13 bin metrekarelik bomboş bir alana girip, iki gün içinde oranın insanlarla dolup taşan bir fuar alanı haline geldiğini görmek onun için işinin en heyecan verici kısmı. Dinamik ve genç bir ekiple çalışıyor, sanat çevresinde iş yapmaktan mutluluk duyuyor ve aslında belki de her yıl yüzlerce insana direkt olarak İstanbul’un reklamını yapıyor. Şimdi, şehrin sanat çevresine yön veren Akdamar anlatıyor.
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
Her ne kadar Anadolu yakasında yaşıyor olsam da hayatımın çoğu hep Beyoğlu çevresinde geçti. Beyoğlu’nda okudum ve çalıştım. İstanbul’da keşfedilecek çok şey var. Her mahalle kendi içinde Avrupa’nın küçük bir şehri gibi. Çocuklu hayata geçiş yapmakla birlikte annelerimizin babalarımızın anlattığı “Caddebostan’dan sandalla açılmak” gibi aktiviteleri biz de yapmaya başladık. 
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Kaos, kültür ve her ne kadar oryantalizmden hoşlanmasam da şehrin katmanlarını iyi ifade ettiğini düşündüğüm için, mistik. 
 
BAHAR AKYILDIZ
İstanbul’74 Genel Müdürü
Kurulduğu günden bu yana kültürlerarası dinamik bir diyaloğu ve dünya çapında olası iş birliklerini desteklemek amacını benimseyen İstanbul’74, bugüne kadar İstanbul’da festival, sanat, sinema, moda, edebiyat, müzik ve mimari alanlarında ücretsiz ve herkesin katılımına açık pek çok organizasyon hayata geçirdi. Bahar Akyıldız da yaklaşık üç yıldır İstanbul’74 bünyesinde, 
İstanbul’un kültürel ruhunu ve zenginliğini dünyayla paylaşıp şehrin sanat başkentleri arasındaki önemli yerini pekiştirmek için çalışıyor. Yani onun işi direkt ve tam olarak İstanbul ile ilgili.
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
İstanbul köklü bir tarihle modernizmin birleştiği, çok kültürlü dinamik bir şehir. Bu da İstanbul’u çok renkli yapıyor ve her an keşfedilebilecek bir şeyler var. İstanbul tek bir tanıma sığamayacak kadar farklı karakteri içinde barındırıyor; eskiye saygılı, yeni ve farklılıklara açık, değişken ve hareketli…
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Eklektik ve bunu çok organik bir şekilde yaşıyor. Etkileşime çok açık: Zannediyorum başka hiçbir şehirde İstanbul kadar hızlı değişim göremeyiz. İlham Kaynağı: İstanbul gerçekten eşsiz bir şehir, başka hiçbir yere benzemiyor
 
DİDEM BAĞRIAÇIK
Akbank Private Banking Bölüm Başkanı
Finans sektöründe, hele ki bir de “özel bankacılık” alanında çalışıyorsanız, çok güvenilir olmanız ve iyi sır tutabilmeniz gerekiyor kuşkusuz. Didem Bağrıaçık, özel bankacılık alanında uzmanlaşmış en eski isimlerden biri Türkiye’de. “İşimiz her ne kadar dışardan çok ciddi gibi görünse de ekip içinde çok güzel vakit geçiriyoruz. Aramızda güzel bir harmoni var diyor, işini çok sevdiğini söylüyor, “zaten sevmesem yapmazdım” diye de ekliyor. 15 yıl Londra’da yaşadıktan sonra yeniden evine dönen Bağrıaçık Doğu ve Batı’yı birleştirdiği için çok sevdiği İstanbul’unu anlattı.
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
15 sene İstanbul dışında yaşamış biri olarak İstanbul’u çok seviyorum ve “Umarım bir daha İstanbul’dan ayrılmam” diyorum. Tabii ki çok kötü kullandığımız tarafları var bu şehrin ama o yine de tüm güzelliğiyle bize direniyor. Burada kalmamızı, buraya bağlanmamızı sağlıyor. Tam da Doğu ve Batı’nın mistik karışımı olarak görüyorum ben bu şehri. 
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Doğu, Batı, sentez.
 
BANU BÖLEN
IMG Moda Direktörü

İstanbul’un uzun süredir istikrarla devam eden bir moda haftası varsa, bu başarının arkasındaki en önemli isimlerden biri şüphesiz Banu Bölen. Çünkü Mercedes-Benz Fashion Week Istanbul’un prodüksiyonundan kulis işleyişine, içinde yer alacak tasarımcılarının seçilmesinden takviminin düzenlenmesine, yan etkinliklerin belirlenmesinden sponsorlukların kararlaştırılmasına kadar hemen hemen her detayıyla o ilgileniyor. Uykusuz gecelere, e-posta kutusunda bazen bir günde binlerce e-posta görmeye, yüzlerce yabancı misafiri aynı anda ağırlamaya alışık bir kadın o. Ritmi şehrin ritmiyle birlikte hareket ediyor, İstanbul’un modası Banu Bölen’den soruluyor.
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
Yaşla beraber İstanbul’un sana sundukları da değişiyor. Ben üç nesildir İstanbulluyum, dolayısıyla İstanbul benim memleketim ve her köşesinde pek çok anım var. Artık bir kaldırımdan geçerken bile “Burada şu haberi almıştım, şurada bu olmuştu” diyebiliyorum. Bu şehirle aramda ciddi bir bağ var. Ben çocukken ailem “Buralar dutluktu” derdi. Şimdi kendim söyler oldum. Mesela Maslak’ta ilk mekanlar açılmaya başladığında “Maslak’a kim gider” diyorduk, şimdi her gün işe gidiyoruz. Çok hızlı değişen, ama bence biraz yorduğumuz bir şehir burası.
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Güzel, şaşırtıcı, hüzünlü.
 
AYŞE BULUTGİL
İKSV Medya İlişkileri Direktörü

2011 yılından beri İstanbul Kültür Sanat Vakfı Medya İlişkileri Direktörü olan Ayşe Bulutgil, 15 yıldan uzun zamandır İKSV’de çalışıyor. Hatta üniversite yıllarındaki sanatçı rehberlikleri ve saha görevlerini de sayarsak, neredeyse 20 yıldır İKSV ailesinin bir üyesi. İKSV’nin yurt içinde ve yurt dışında gerçekleştirdiği tüm etkinliklerin medyadaki iletişiminden o sorumlu. Bu aralar ise 25. İstanbul Caz Festivali’ni düzenlemekle meşgul. Tahmin edersiniz ki, yıllar önce rehberlikten başladığı bir festivalin 25. yaşını, işin mutfağındakilerle birlikte kutlayabilmek onun için çok heyecan verici. Söylemeden geçmeyelim; İKSV’nin devam eden bir diğer önemli projesi de 16. Venedik Mimarlık Bienali’nde, Türkiye Pavyonu’nda hayata geçen Vardiya. 25 Kasım’a kadar devam edecek proje kapsamında, 16 farklı ülkeden 122 mimarlık öğrencisi Venedik’te buluşarak farklı temalar altında işler üretecek. “Böyle bir proje yaptırmanın heyecanı çok farklı” diyor Bulutgil. Eylül ayında, Okullar Okulu temasıyla kapılarını açacak olan 4. İstanbul Tasarım Bienali için de şimdiden çalışmaları yoğun bir şekilde devam ediyor. 
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
Uzun yıllar Anadolu yakasında yaşadım. Yakın zamanda Arnavutköy’e taşınmış olsam da hala Avrupa yakasına “karşı” diyenlerdenim. Kadıköy’de otururken, sabahları işe vapurla gelmek en büyük keyiflerimden biriydi. Şimdi mümkün olduğunca sabahları erken kalkarak yüzmeye gittikten sonra sahilden otobüsle Şişhane’deki ofisime geliyorum. Vapurun yerini tutmasa da sahil hattında müzik dinleyerek, bir şeyler okuyarak işe gelmek insanı güne iyi başlatıyor. Öğlenleri genelde Şişhane, Beyoğlu, Galata hattında yemek yiyorum. Hava güzelse Galata meydanındaki çay bahçesinde oturmak ya da Karaköy’e inmek keyifli. Akşamları festival sezonuna göre ritmim değişiyor, festivale göre Beyoğlu’nda bir filmde ya da şehrin öbür yakasında bir konsere gidebiliyorum. Yeni keşifler için Salon İKSV’deki konserleri takip ediyorum. Hafta sonları fırsat buldukça Anadolu yakasına geçmeyi seviyorum.
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Hızlı, kalabalık, şaşırtıcı.
 
ZEYNEP SELVİLİ ÇARMIKLI
Uzman Psikolog, Öz-Şefkatli Farkındalık Eğitmeni

Zeynep Selvili Çarmıklı’nın öz-şefkat, kabul ve kararlılık gibi kavramlar üzerine yazdığı kitabı “Pembe Fili Düşünme” geçtiğimiz aylarda çıktı ve kısa sürede çok sevildi. Hayatı boyunca farklı şehirlerde yaşayan Çarmıklı, artık “evim” dediği İstanbul’daki günlerini araştırmalar yapıp yazılar yazarak ve başta Bahçeşehir Üniversitesi olmak üzere farklı okullarda öz-şefkat ve farkındalık üzerine eğitimler vererek geçiriyor. Malum, İstanbul hareketli ve kıyaslamaya açık bir şehir olduğu için insanlarda öz-şefkat direnci geliştirmeye ve kendilerini yargılamalarına sebep olmaya da çok açık. Belki de bu yüzden İstanbullular, Zeynep Selvili Çarmıklı’nın anlattıklarını dinlemeyi çok seviyor.
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
18 yaşına kadar İzmir’de, sonra dört buçuk yıl Miami’de, iki sene de New York’ta yaşadım. İstanbul için artık evim diyebilirim ama aslında İstanbul’da, İzmir’de ya da Kars’ta yaşamanın benim için çok farkı yok çünkü genelde evden çıkmıyorum. Yazarların ve araştırmacıların hayat öyküsü bu sanırım. Genelde bir yere kapanıp zamanlarını orada geçiriyorlar, ben de onlardan biriyim. Ama İstanbul benim için yaşadığım diğer tüm şehirlerden çok farklı. Belki de dışarıda her zaman yapabileceğim pek çok şey olduğunu bilmenin lüksünden faydalanıyorum. Yapılabilecek aktiviteler bir saatle ya da dönemle sınırlı değil. 
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Nostaljik, kaotik ve güven. Çünkü kendimi burada güvende hissediyorum.
 
SELİM DEMİR
A46 Group Yönetici Ortağı

İş hayatına, 1999 yılında eşi Tuvana Büyükçınar Demir ile birlikte Nişantaşı’nda açtıkları A46 butik ile başlayan Selim Demir, bugün A46 Organizasyon ve A46 Tekstil’i bünyesinde barındıran A46 Group çatısı altında, yurt içi ve yurt dışında birçok önemli projeye imza atıyor, her defasında çıtayı bir adım ileri taşıyan etkinlikleri hayata geçiriyor. Bir dönem Nişantaşı sokaklarında düzenlenip İstanbul’a yeni bir soluk getiren yılbaşı partilerinden büyük markaların yıl dönümü galalarına, AVM dekorasyonlarından düğünlere, önemli festivallerden ödül törenlerine, adından söz ettiren pek çok etkinliğin arkasında o var. İşte hayatı boyunca İstanbul’un farklı kültürlerini yaşama şansı bulan ve bu yüzden kendini çok şanslı hisseden iş adamı ve onun İstanbul’u.
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
İstanbul’da maalesef bugün oldukça azalmış olan mahalle kültürünü çok severim. Çocukluğumdan beri bu kültürün yaşandığı semtlerde bulunma imkanı buldum. 1975’te Nişantaşı’nda doğdum, 80’lerin ortalarına kadar orada yaşadım. O dönemde İstinye’ye, Yeniköy’e yazlığa gidiyor, yazları orada bir yalıda yaşıyorduk. Sonra Yeniköy’deki o yalıda yaz-kış yaşamaya başladık. Yeniköy’de yaşarken lisede Saint-Joseph’i kazandım ve böylece Kadıköy-Moda girdi hayatıma. O dönemde aynı zamanda Galatasaray’da basketbol oynadığım için haftanın dört beş günü antrenmanım oluyordu. Bu vesileyle sabah Yeniköy’den yola çıkıp Kadıköy’e gider, ardından motora binip Beşiktaş’a geçer, Beşiktaş’tan dolmuşla Taksim’e giderdim. Dolayısıyla küçük yaşlarımdan itibaren İstanbul’un karakteristik üçgenlerini yaşama fırsatım oldu. Daha sonra Galatasaray A Takımı’nda basketbol oynamaya başladım ve bu defa da hayatıma Florya-Yeşilköy hattı girdi. İstanbul’u mümkün olduğunca sokakta kalarak yaşıyorum. O yüzden bayramlarda uzaklara gitmeyip burada kalmayı tercih edenlerdenim. Tekstil ve organizasyon işiyle uğraştığımız için yolun çok başındayken Tuvana ile vaktimizin çoğu Kapalıçarşı’da, Mısır Çarşısı’nda, Sultanhamam’da geçerdi. Oradaki sokak kültürünü ve esnafların samimi ilişkilerini yaşamak bize çok keyif verdi, bizi besledi. Belki de yaratıcılığımızın altında yatan en büyük etkenlerdendir. Şimdi de eski semtlerimizden Tarabya’da, 1750’lerden kalma bir tarihi eserde yaşıyoruz. Dolayısıyla İstanbul’da bana kendimi şanslı hissettiren bir gençlik yaşadım. Şimdi de yine kendimi şanslı hissetmeme sebep olan bir orta gençlik yaşıyorum.
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Boğaz, tarih ve mistik.
 
SİNEM EKŞİOĞLU
Five O’Clock Kurucu Ortağı

İstanbul’un ve İstanbulluların yaşam tarzına uyum sağlayan tatlı bir dünyası var Sinem Ekşioğlu’nun. Heyecan dolu, koşuşturmalı ve çok şık! İnsanların doğum günlerine, kutlamalarına, özel günlerine Five O’Clock’un eşsiz tatları ve sunumlarıyla eşlik ediyor, hayallerine ortak oluyor. Tüm bunları yaparken de zaman zaman şehrin tarihinden, zaman zaman görüntüsünden zaman zaman da önceki yüzyıllardaki leziz tariflerinden ilham alıyor ve “Ne yaparsak yapalım, kendi zevkimizden ve müşterilerin zevkinden önce bu şehre yakışır şekilde yapmaya çalışıyoruz” diyor. Kısa bir süre önce açılan yeni üretim tesisleri sayesinde, zamanla bu çıtayı daha ileriye taşıyacaklarına da şüphe yok. İstanbul ve Five O’Clock’un birbirine katacağı daha çok şey var.
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
Doğma büyüme Modalıyım. Anneannemin bize hazırladığı sofralarla büyüdüm. Kendi evimizle anneannemin evi arasında yürüyerek gidilebilen bir yol vardı ve İstanbul bizim için istediğimizde denize girebildiğimiz, istediğimizde çimlerin üzerinde piknik yapabildiğimiz ya da çocukken bile dolmuşa binip Nişantaşı’na gidebildiğimiz güvenli bir yerdi. O dönemlerde her şeyin tadı başkaydı. Yaşanmışlıkları daha çok hissediyor, örf ve adetleri daha çok yaşıyorduk. Hayatımızda günlük değişimler yoktu, her şey daha durağandı. Okulların tatil olması, bayramlar, yılbaşı geceleri en büyük heyecanlardı. Artık her gün bir kutlama var hayatımızda. Ama keşke her şeyi biraz daha tadına vararak yaşayabilsek. Anların, sohbetlerin, hediyelerin, paylaşımların kıymetini daha iyi bilsek.
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Benzersiz, hepsi bir arada, vazgeçilmez.
 
AYTÜL AYKE FIRATOĞLU - YONCA BAGANA
Aytül & Yonca Kurucu Ortakları

AYTÜL AYKE FIRATOĞLU
İstanbul’da, özellikle moda ve lüks alanlarına yakın duranların yıllarca çok iyi bildiği bir isim oldu Aytül Ayke Fıratoğlu. Son zamanlarda ise, kendi deyimiyle hayatı boyunca biriktirdiklerini ortağı Yonca Bagana ile birlikte kurduğu şirketi Aytül & Yonca’ya yansıtıyor. Bir yandan dünyanın en büyük markalarının Türkiye’deki iletişim danışmanlığını yapıp, stratejilerini oluştururken öte yandan masalsı etkinlikler tasarlıyor, onları hayata geçiriyor. Bu temponun onu sürekli İstanbul’un farklı noktalarına savurduğuna şüphe yok. Ancak şikayetçi değil. Çünkü ne kadar çok koşuşturursa hayat onun için o kadar zevkli! 
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
Tek bir semte çakılmayıp, İstanbul’u sonuna kadar yaşayanlardanım. Örneğin dün güne sabah 07:30’da Gümüşsuyu’ndaki ofisimizde başladım. Oradan Kavacık’a, Kavacık’tan Unkapanı’na, Unkapanı’ndan Hasköy’e, Hasköy’den Nişantaşı’na gittim. Her an her yere gidebiliyorum ve bu şehrin tüm semtlerini ayrı ayrı seviyorum. 
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Büyük sevgi, ailem, hayatımın her saniyesi. 
 
YONCA BAGANA
Başkalarının hayallerini gerçekleştirirken bu hayalleri kendi fikirlerinle süslemek, yaşanırken belki birkaç saat süren ama anılarda sonsuza dek yaşayan anlar yaratmak ve aynı zamanda Kempinski Hotel Barbaros Bay Bodrum, Louis Vuitton gibi lüks markalara danışmanlık vermek… Tüm bunları aynı potada eritmek kolay değil. Ancak Yonca Bagana, kurucu ortağu olduğu Aytül & Yonca çatısı altında, tüm bunları başarıyor. Belki gittiğiniz bir düğünde, belki bir davette ya da çok sevdiğiniz bir markanın sizinle iletişim kurma biçiminde onun parmağı var. “İşlere hazırlanma sürecimiz çok keyifli. Ama asıl o anı yaşamak hiçbir şeye değişilmez” diyor. Peki ya onun İstanbul’u nasıl bir yer? Dinleyin. 
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
İstanbul kendi içinde sürprizler yaratan bir yer. Biz işimiz gereği daha önce hiç kullanılmamış mekanları bulmaya çalıştığımızdan, sık sık bu sürprizlerle karşılaşıyoruz. Örneğin kendimize kiralık daire ararken bulduğumuz bir evde etkinlik düzenleyebiliyoruz. Böylesi daha zorlayıcı oluyor ama sonuçta ortaya bambaşka işler çıkıyor. Bir de bence en önemlisi, beş duyuyu birden harekete geçiren bir şehir. Kokuları bile farklıdır İstanbul’un. Nişantaşı’nda başka koku, Bebek’te başka, Sultanahmet’te başka koku duyarsınız. Biri İstanbul’u sadece kokularıyla anlatmak istese bile ortaya eşi benzeri olmayan bir şey çıkar. 
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Gizemli, sofistike, karmaşık.
 
MARCUS GRAF
Plato Sanat Daimi Küratörü, Yeditepe Üniversitesi Sanat Tarihi Profesörü, Sanat Yazarı

Son 15 senedir hem Yeditepe Üniversitesi’nde sanat tarihi, sanat teorisi ve sanat yönetimi üzerine ders veren, hem Plato Sanat’ta daimi küratör olarak çalışan hem de farklı mecralarda sanat yazıları yazan Marcus Graf, İstanbul’a birkaç günlüğüne gelip hayatını burada geçirmeye karar veren gerçek bir İstanbul aşığı. Şimdilerde Plato Sanat’ta onun kürate ettiği “Tatlı Küçük Yalanlar” sergisini ziyaret edebilirsiniz. Ancak şehre en az kendi üretimleri kadar önemli bir katkısı daha var ki, tekrar altını çizmeden geçmek istemeyiz. Hayatını genç öğrencilerle ve sanatçılarla, sanatçı adaylarıyla iç içe geçiren profesör, gelecekte İstanbul’un sanat hayatına yön verecek isimlere yol gösteriyor ve şehrin sanat yolunu uzun vadede aydınlatmak için çalışıyor.
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
2001’de İstanbul’a birkaç günlüğüne, bir arkadaşımla buluşmak için gelmiştim. İstanbul’dan sonra beraber Anadolu turu yapacaktık çünkü Almanya’da oturduğum semtteki arkadaşlarımın çoğu Türk’tü. Ancak arkadaşım İstanbul’a gelemeyince ben de bir ay boyunca burada yalnız kalmaya karar verdim vaktimi değerlendirmek için Türkçe kursuna yazıldım. “Merhaba, adım Marcus” demeyi öğrenirken de kurstaki Türkçe öğretmenim Şebnem’e aşık oldum ve buraya yerleştim. Şimdi iki çocuğumuz var. Bir çantayla işsiz gel, işe, eşe, iki çocuğa sahip ol… İşte şimdi de ALEM dergisindeyim! İstanbul işte benim için bu kadar ilginç.
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Güzel, çekici, canavar.
 
İLKAY GÜRPINAR
TBWA – CCO

TBWA\ISTANBUL’un CCO’su İlkay Gürpınar Business Insider’ın belirlediği “En Yaratıcı 30 Kadın” seçkisinde üçüncü sırada yer alarak, özellikle İstanbul’da reklam dünyasında çalışanların ve yaratıcı endüstrisindeki kadınların göğsünü kabarttı. İşini “Çok çalışmamıza rağmen çok çalıştığımızı hissettirmeyen bir iş” olarak tanımlıyor, reklamcılığı müzikten fotoğrafa, sanattan tipografiye, grafik tasarımdan modaya pek çok farklı alanı bir araya getirdiği için çok seviyor. Markalarına çok konuşulan, tek atımlık işler yapmayı değil, onların kaderini değiştirmeyi ve uzun vadeli katkılarda bulunmayı hedefleyen Gürpınar bakın İstanbul’u nasıl yaşıyor.
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
Dışardan tahmin edilebileceğinin aksine çok evcimen bir insanım. Belki iki küçük kızım olduğu için onlarla evde vakit geçirmeyi çok seviyorum. Ailece ya da arkadaşlarla yemeğe gitmeyi çok sevdiğimiz mekanlar var. Deneysel olmak yerine hep aynı yerlere giderek oralarda sosyalleşiyoruz. Kıyı Balık, Bebek Balıkçısı, Lucca, Beymen Brasserie, Karaköy Lokantası ve Beyoğlu’nda Zübeyir favorilerimiz.
 
Bu şehirde yaşamanın en zor ve en güzel yanları neler?
En zor yanı trafik ama onu kendi içinizde çözüp işinizi, evinizi, çocuğunuzun okulunu yakın tutan bir üçgen yaratırsanız daha rahat yaşayabiliyorsunuz. Şanslıyım ki ben işime yürüyerek gidip gelebiliyorum. Çocuğumun okulunu da ona göre seçtim ve aslında kendime fanus bir hayat kurdum. Çok farklı şeyleri bir arada bulabilmek, farklı yemek çeşitlerinin en güzellerini bulabilmek İstanbul’un en sevdiğim tarafları. Kapalıçarşı, Eminönü bambaşka bir dünya, Etiler bambaşka bir dünya, Bağdat Caddesi bambaşka bir dünya…
 
ESRA OFLAZ GÜVENKAYA
MCD Medya Lifetime Türkiye Başkanı

MCD Medya bünyesindeki; Kidz TV, Eurosport Turkey, Sinema TV ve Lifetime Turkey projeleriyle pek çok uluslararası TV kanalının Türkiye versiyonlarını hayata geçiren Esra Oflaz Güvenkaya, başarılı kariyerinin yanı sıra sosyal sorumluluk projeleriyle kadınların güçlendirilmesine katkıda bulunan bir girişimci. Lifetime TV’de başlattığı “Senin Mucizen” adlı programla kadınlara ilham vermeyi amaçlayan Güvenkaya, bu sayede pek çok kadına “yalnız değilsiniz” mesajı veriyor. Güvenkaya’nın bir diğer projesi olan “İkinci Şans” ise yaşamla ilgili hakları ellerinden alınan çocuklara ikinci bir şans sunulmasını sağlıyor; eğitim, konaklama, rehabilitasyon gibi alanlarda onlara yeni şanslar yaratıyor. “İstanbul dünyada en sevdiğim şehir” diyen iş kadınına onun İstanbul’unu sorduk.
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
Ben İstanbul’u doğru yaşadığıma inanıyorum. Çok merkezi bir yerde evim var ve ofislerime yakın. Şehrin içinde olduğum için gönlümce ve usturuplu yaşıyorum bu şehri. 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
 
Bu şehirde yaşamanın en zor ve en güzel yanları neler?
İstanbul’da hayat hızlı aktığı için bence burada yaşamanın en zor yanı her şeyi ucu ucuna yaşıyor ve her şeye ucu ucuna yetişiyor olmamız. Ama yine de dünyada en sevdiğim şehir, burada yaşamaktan mutluluk duyuyorum.
 
YÖNTEM AKMEN İNANÇ
Yontem Marketing Communications &PR Kurucusu

Yöntem Akmen İnanç’ın yatılı okullarla başlayan yurt dışında yaşama macerası, ailesinin işleri sebebiyle hayatının dörtte üçünden fazlasını yurt dışında geçirmesine sebep olmuş; İngiltere, İsviçre ve Amerika’da yaşamış. “Hayatım bir büyükelçi ya da bir konsolos gibi yurt dışında insanlara İstanbul’un ne kadar muhteşem bir şehir olduğunu anlatarak geçti” diyor. Belki de bu yüzden dünyaca ünlü markaların Türkiye’deki iletişim çalışmalarını doğru biçimde yapmak ya da tam tersine Türkiye’den çıkan markaları yurt dışında duyurmak onun için çok önemli. Marka danışmanlığı, marka konumlandırması gibi pek çok farklı başlık altında çalışan iletişim ajansı Yontem Communications’ın kurucusu olan iş kadını ile İstanbul sevgisini konuştuk.
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
Hayatımın dörtte üçünden daha fazlasından yurt dışında yaşayan biri olduğum için İstanbul aşığıyım. Bütün hayatım bir büyükelçi ya da bir konsolos gibi yurt dışında insanlara İstanbul’un ne kadar muhteşem bir şehir olduğunu anlatarak geçti. Bu şehirde her gün bambaşka bir şey keşfediyorsunuz, bugün bile bu stüdyoya gelirken bambaşka yollardan geldim. Ne yazık ki günlük hayatımızda bazen aynı üçgenler içinde yaşamamız gerekiyor. Kimi zaman Nişantaşı, Bebek, Etiler gibi merkezler etrafından çıkamıyoruz. Ama yine de kendi İstanbul’umda çok daha başka yerleri keşfetmek son yıllarda en büyük hobilerimden. Karaköy’de minik bir kafede kahvaltıyla başlayan macera Balat’ta kuru fasulye yemeye uzanıp oralardaki arka sokakları keşfetmekle son bulabiliyor. Kapalıçarşı da mesela bence hala keşfedilmeye çok açık bir yer. Şile, Kilyos ve Uzunya’yı da çok severim.
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Mistik, tutkulu ve kesinlikle keşfedilmeye değer.
 
GONCA KARAKAŞ
Effect Burson Marsteller CEO’su, Türkiye Halkla İlişkiler Derneği Başkanı

25 yıl önce yatırım bankacılığı yaparken halkla ilişkiler sektörüne adım atan ve Effect Pr’ı kuran Gonca Karakaş, dört yıldır Türkiye’deki halka ilişkiler uzmanlarını bir çatı altında toplayarak meslek içi dayanışmayı sağlayan Türkiye Halkla İlişkiler Derneği’nin de başkanlığını yürütüyor ve İstanbul’un iletişim dünyasına yön veren en önemli isimlerden biri olan Karakaş için İstanbul güzel bir karmaşayı temsil ediyor. Devamını ondan dinleyin.
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
Annem 80 yaşında, şu anda Teşvikiye’de doğduğu evde yaşıyor. Ben de orada doğdum. Sanırım 80 sene önce doğduğu evde yaşama şansı bulan çok insan yoktur bu şehirde. O yüzden şanslıyım ki, İstanbul’u hep annemden ve anneannemden eskileri, Teşvikiye’nin bostan olduğu günleri dinleyerek büyüdüm. Şehrin hem dinamizmini seviyorum hem de 20 senedir Kemer’de ormanda yaşadığım için o sakinliğe alıştım. Ormandan başka yerde yaşamayı hayal bile edemiyorum.
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Dinamik, delilik ve karmaşık. Ama güzel bir karmaşa. Benim hoşuma gidiyor. 
 
SUZAN KARDEŞ
Makyaj Sanatçısı, Müzisyen, Oyuncu

İş hayatına gazetelerdeki fotoromanlar için oyunculara makyaj yaparak başlayan Suzan Kardeş, yıllar içinde İstanbul’daki sinema, dizi ve reklam sektöründeki pek çok karaktere sihirli dokunuşlarıyla hayat verdi. Demet Akbağ, Yasemin Yalçın, Cem Yılmaz, Ata Demirer ve Tolga Çevik gibi ünlü oyuncular, onun makyajları sayesinde farklı karakterlere büründü, başta Sezen Aksu olmak üzere pek çok müzisyen yine onun makyajlarıyla sahneye çıktı. “Boş bir sayfaya yazılan hayale ortak oluyorum” diyor sanatçı. Tabii 47 yaşındayken başladığı müzik kariyerinden de bahsetmeden olmaz. Bugünlerde yeni albümü “Kardeş”in heyecanını yaşarken, her çarşamba Beyoğlu’nda Zarifi’de de sahne alıyor, İstanbul’u yaşaya yaşaya bitiremiyor.
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
Dünyanın her yerinde ölebilirsin ama İstanbul’da insanın canı ölmek istemiyor. Çünkü bu şehir bitmiyor, tükenmiyor. Biz sinemacı olarak, herkesten daha farklı bölgelerine girip çıktığımız halde bitiremedik… Sürekli şaşırtıyor insanı. Bir de ben İstanbul’un sabaha karşısını ve sabaha karşısını severim! Çok güzel bir mavisi vardır o saatte. Eskiden sabaha karşı Arnavutköy’den çıkar, yolda müzik dinleyip çay içerek Ahırkapı Feneri’ne, oradan da Rumelikavağı’na kadar giderdim. Haftada en az iki kez yaptığım bu tur beni çok mutlu ederdi. 
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
İstanbul’da ölmek istemiyorum. İşte üç kelime!
 
ARHAN KAYAR - ADSIZ DOĞAN EKMEKÇİ
dDf Kurucu Ortakları

ARHAN KAYAR
Üniversitede mimarlık okurken önce farklı mimarlara iş üreten ardından kendi işlerini yapmaya başlayan ve sonra da ortakları ile birlikte 1993 yılında Dream Design Factory (dDf)’i kuran Arhan Kayar, İstanbul’da yaratıcı endüstrinin bir parçası olarak pek çok projeye imza attı; sanat, tasarım, yeme içme ve eğlence kültürü gibi alanlarda İstanbul’un yaşam tarzını tanımlayan hayaller üretti, onları hayata geçirdi. Gün geldi düzenlediği etkinliğe duyulan ilgiden İstiklal Caddesi’nin kapanmasına sebep oldu, gün geldi evinde düzenlediği partilerle günlerce konuşuldu. Ona bir sarayda da, köşe başındaki kahvede de rastlayabilirsiniz. Ama önce, bu sayfadaki rastlantınızın tadını çıkarın. 
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
Şehri 24 saat yaşıyorum. İstanbul hem çok dinamik hem de çok kaotik. Tabii ki böyle bir mega kentin getirdiği zorluklar var ama onun yanında da çok genç ve projelere açık.
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Dün, bugün ve gelecek. Tüm bunların füzyonu. 
 
ADSIZ DOĞAN EKMEKÇİ
Habitat buluşmasının Boğaz’daki kapanış şovu, Azra Akın’ın Dünya Güzeli olduğu yıl çekilen Türkiye Tanıtım Filmi (evet, hani şu atların köprünün üzerinden atladığı film), özel bir davet için Kuruçeşme’den Galatasaray Adası’na bir geceliğine kurulan köprü, İstanbul’da yapılıp Bodrum’a getirilen yüzer ada Epique Island, 25 yıl boyunca alınan onlarca prestijli ödül ve daha niceleri… Adsız Doğan Ekmekçi, dDf çatısı altında ortakları ile birlikte kurduğu hemen hemen tüm hayalleri gerçekleştirdi, Türkiye’nin adını pek çok uluslararası platformda temsil etti. Ama yapacakları henüz bitmedi. “En az bir 25 yıl daha” hayaliyle gerçekleştireceği ilkleri şimdiden merakla bekliyoruz.
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
Farklı yerlere seyahat ettikçe İstanbul’un değerini daha iyi görüyor insan. İstanbul 24 saat yaşayan bir şehir. Ben de bu tempo içinde, zamanın nasıl geçtiğini anlamadan ama bu şehri çok severek yaşıyorum. Umarım en az bir 25 yıl daha İstanbul’da ve Türkiye’nin başka şehirlerinde hayallerimizi gerçekleştirme şansımız olur.
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Boğaz, kalabalık, çok güzel.
 
MELTEM KAZAZ
Salt & Pepper Project Kurucusu

22 yıl boyunca moda ve perakende alanında çalışan Meltem Kazaz, şu anda kurucusu olduğu Salt & Pepper Project ile kültür, sanat ve eğlence endüstrisine katkı sağlıyor. “Bu öyle bir iş ki; gününüzün, haftanızın, aylarınızın, yıllarınızın her anında sinema, tiyatro, sahne performansları ve konserler var. Sanatın bu farklı disiplinlerinin yaratıcıları ile temasta olmak, projeler için sürekli onlarla fikir çalışmak çok besleyici, çok eğlenceli ama bir o kadar da zorlu bir iş” diyor fakat BKM gibi bir “Hayalciler Birliği” ile çalıştığı için kendini çok şanslı hissettiğini de söylemeden geçmiyor. BKM kağıt üzerinde hayaller kurup, öyküler inşa edip sonra setlerde, sahnelerde bunları hayata geçirirken Kazaz da en başından itibaren bu hayallere ortak olup sonunda da başarıyı birlikte yaşamanın tadını çıkarıyor. Şu anda Organize İşler-2 filminin hayalleri içinde olan Kazaz’dan hayalleri ve gerçeği buluşturan İstanbul’u dinledik.
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
Benim için iki ayrı İstanbul var. Birincisi: Pazartesi’den Cuma’ya yaşadığım yoğun, hızlı, karmaşık, kalabalık, renkli, eğlenceli bir o kadar da stresli İstanbul. Ama bunu seviyorum zaten. Günün her saati başka bir yerde olmak, günü geceye işim gereği mutlaka bir etkinlikle bağlamak ve bütün bunları yaparken binbir farklı lezzetin, müziğin, insan profilinin içinde yer almak bana heyecan verici geliyor. Diğeri ise hafta sonu bana adeta bir tatil köyü havası yaşatan ormanın, yeşilin içindeki sessiz, sakin İstanbul, yani evim. Yıllar içinde belli alışkanlıklar geliştirdim yemek, içmek, eğlenmek veya dostlarımla vakit geçirmek için, bunları çok değiştirmiyorum. Ama İstanbul’un kalbinde yaşayan sosyal biri olarak da tüm yenilikleri deniyorum. Bu şehrin bendeki karşılığı; “Şükür, dünyayı bir yerinden yakalıyorum.” 
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Kaotik, vazgeçilmez, usanılmaz.
 
CİHAN KIPÇAK
Spago İstanbul Executive Şef

Bir yıldır Spago İstanbul’un mutfağını yöneten Cihan Kıpçak, geleneksel Türk mutfağından tatları modern bir anlayışla yeniden yorumlama konusundaki ustalığıyla tanınıyor. İstanbulluların damak zevkinde önemli değişimler yaratan şef, “Farkındalığınız ne kadar yüksekse İstanbul’dan o kadar ilham alırsınız” diyor, “İstanbul bir yemek olsa ne olurdu” sorumuza hiç düşünmeden, gülerek “türlü” diye cevap veriyor. Spago’daki işi dışında kendi yarattığı bir mekan olan Zula için de çalışan Kıpçak’ın son projelerinden biri de Bomonti’de retro bir bistro yaratmak.
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
İstanbul benim için karmaşa ve zenginliği ifade ediyor. İşim dolayısıyla birçok yere gidiyorum. Baktığım zaman hepsi çok güzel kompozisyonlar ama tek bir kompozisyonda her şeyi barındıran bir tek İstanbul var. Örneğin çoğu şehrin gece hayatı saat 02:00’de biter ama İstanbul sabaha kadar yaşıyor. Los Angeles’ta bile o saatte sokakta insan yok. Maçka’da yaşıyorum, evimi işime yakın bir yerde tutup motor kullanarak bu karmaşanın içinde uyumla yaşayabiliyorum. 
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Dinamik, karmaşık ve zengin.
 
CEM MİRAP
Lucca,  Cantinery ve Lucca Catering’in Kurucusu

Yemekleri, kokteylleri, müzikleri, servis kaliteleri ve konumlarıyla İstanbul’un yeme içme ve eğlence kültüründe adı altın harflerle yazılı olan iki mekan; Lucca ve Cantinery. Her ikisinin de hem İstanbulluların günlük hayatları içinde hatırı sayılır bir yeri var, hem de yurt dışından gelen yabancıların hayranlığını kazanıyorlar. Markalaşarak İstanbul’a değer katan bu iki mekanın yaratıcısı Cem Mirap, şimdilerde farklı bir lokasyonda, yeni bir Cantinery açmak üzerine çalışıyor. Ancak ne yaptıkları ne de yapacakları bunlarla sınırlı değil. Anlattıklarına kulak verin.
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
Benim İstanbul’um genelde restoranlarım arasında; Bebek-Etiler–Ulus üçgeninde geçiyor. Boş vakitlerimde Adalar’a ve ormanlara gitmekten, Şile ve Kilyos’ta sörf yapmaktan çok zevk alıyorum.
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Büyüleyici, kaotik, eşsiz.
 
BERNA SAĞLAM NAİPOĞLU
Bernaylafem İletişim ve Marka Danışmanlığı Kurucusu ve Ajans Başkanı

İletişim sektörüne ilk adımını, halkla ilişkiler duayeni Betül Mardin’in yanında staj yaparak atan Berna Sağlam Naipoğlu, uzun yıllar Vakko kuruluşlarında kurumsal iletişim direktörlüğü yaptı, 2004’te ise Fem Güçlütürk ile birlikte Bernaylafem’i kurdu. “İletişim çağı” olarak adlandırılan bir dönemde, onun yaptığı işin değerine paha biçilemez. Kurumsal bir markanın ya da bir bireyin dışardaki yüzünü, itibar yönetimini, konuşacağı dili planlıyor, insanlarla arasındaki köprü oluyor. Üstelik 14 yıldır genç meslektaş adaylarına bu işi öğretmek için çeşitli okullarda dersler de veriyor. Şehrin iletişimine yön verenlerden biri olarak nasıl mı yaşıyor? İşte cevaplar.
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
Ben İstanbul’u babamla sevdim. O kadar aşıktı ki şehre ben onun hayranlığından etkilendim önceleri. Uğruna şiirler yazdığı bir sevgiye sahipti. Sonra Ankara’dan İstanbul’a taşındık. 11 yaşındaydım. O gün bugün ben de sevdalısı oldum bu şehrin. İstanbul’un hem modern yüzünü hem de eski yüzünü çok seviyorum. En çok da ikisini birbiriyle karıştırdığım günlerde keyif alıyorum. Örneğin Boğaz’da başlayıp sonra modern bir yapıda bir restoranda yemek yiyip, ardından Çukurcuma’da, Beyoğlu’nda, Eminönü ve Beyazıt’da ya da eski İstanbul’un ara sokaklarında dolaşmak gibi… Anadolu Yakası Boğaz’ını da çok severim. Çengelköy’de yaşadığım için sahilde yürüyüş yapmak, denizin güzel iyot kokusunu içime çekerek derin nefes almak benim için bir ayrıcalık. Rahmetli babam “İstanbul’un keyfini çılarmak için ille de çok paran olması gerekmiyor” derdi. O kadar doğru ki. Sahilde bankın üzerinde simit yiyip çay içmek, manzarayı seyretmek, yaklaşan bir martıyı, insanların güncel tempolarını izlemek de İstanbul’u yaşamanın farklı bir şekli. Hatta sadece sokakta dolaşmak bile bir senaryo, kitap konusu. İstanbul’u gözlemlediğinizde size çok şey katan büyülü bir şehir. Tarih boyunca da enerjisi hep çok yüksek olmuş.
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Mistik, seksi, tarihi.
 
 
DENİZ OVA
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) - İstanbul Tasarım Bienali Direktörü

2007’den beri İKSV’de çalışan, 2013’ten beri de İstanbul Tasarım Bienali’nin direktörlüğünü yürüten Deniz Ova, ekibiyle birlikte mimarlıktan süreç tasarımına ve hatta sosyal tasarıma uzanan pek çok alanda “tasarım” farkındalığını artırmayı hedefliyor. İki yılda bir yeni bir küratör eşliğinde sergiler oluşturuluyor, bienal sergisinin etrafında kavramsal çalışılarak programlar yaratılıyor, üniversitelerde konuşmalar, şehrin farklı noktalarında atölyeler düzenleniyor. Bu yıl düzenlenecek olan 4. İstanbul Tasarım Bienali’nin başlığı ise Okullar Okulu. Şimdilerde bu yeni proje için heyecanla çalışan Ova, ‘bienal bir öğrenme platformu olabilir mi, olursa nasıl olur’ gibi sorular üzerine kafa yorduğu dönemde, bizim de İstanbul’la ilgili sorularımızı yanıtladı.
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
Benim İstanbul’um çok küçük diyebilirim. Toplu taşımayla ve yürüyerek gidebileceğim yerlerden oluşuyor. İşim ve evim bana göre İstanbul’un kalbi olan Beyoğlu’nda. Hafta sonları da küçük kaçamaklarla kıyı şeridinde devam ediyor hayatım. İstanbul’da düzenli bir kaos olduğunu söyleyebilirim. Çünkü katman katman, üst üste yerleşen kentler burada bir araya geliyor. Her köşesinde, her sokağında farklı şeyler keşfedilebilir. Benim için kıtalar arasında denge sağlamaya çalışan bir kent.
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Huzurlu, heyecan verici ve sürprizli.
 
HAKAN ÖZTÜRK
Moda Editörü

27 yıldır moda editörlüğü ve stil danışmanlığı yapan Hakan Öztürk, işini “güzelleştirmek, düzenlemek ve birbirinden farklı birçok şeyi bir araya getirmek” olarak tanımlıyor. Moda dünyasına bir arkadaşının teklifi üzerine farklı dergilere çekim yaparak başlamış, ancak bu işte bu kadar ilerleyeceğini kendisi bile tahmin etmiyormuş! Onun işi sadece insanları değil mekanları da birbirinden farklı hikayeler içinde daha güzel ve büyüleyici göstermek. Bugüne dek Topkapı Sarayı’nın harem bölümünden Kırım Kilisesi’ne ve Osmanlı hamamlarına kadar İstanbul’da çekim yapmadığı özel mekan neredeyse yok. Tarihi Yarımada’daki yaşamlardan, iç içe geçen binalardan hatta duvardan çıkan bitkilerden bile ilham alıyor. Kendisi ayrıca bu çekimimizin de moda editörü.
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
Nişantaşı doğumluyum. Hatta Nişantaşı’nda evde doğmuşum. Bu yüzden Nişantaşı’ndan vazgeçemiyorum ve nereye gidersem gideyim sonunda dönüp dolaşıp Nişantaşı’na geliyorum. Onun dışında, İstanbul’da su kenarı olan her yerde; özellikle Karaköy ve Galata’da yaşamaktan, çalışmaktan var olmaktan keyif alıyorum.
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Yorucu, biraz fettan, ikiyüzlü. Bir tane daha olsun; vazgeçilmez.  
 
SİYABEND SÜVARİ
Organizatör

Özellikle rock ve metal müzik dinleyicilerinin büyük hayallerini gerçekleştiren bir isim Siyabend Süvari. Örneğin İnönü Stadyumu’nda düzenlediği Sonisphere 2010 ile “büyük dörtlü” Metallica, Megadeth, Slayer ve Anthrax’ı İstanbul’da hayranlarıyla buluşturdu. Bon Jovi’yi, Jennifer Lopez’i bu şehre getirdi. Dünyanın belki en stresli ama en eğlenceli işlerinden birini kriz, kaos, zorluk demeden 20 senedir yapıyor. İşini de, İstanbul’u da tüm inişleri ve çıkışlarıyla seviyor.
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
Ben İstanbul’u çok sosyal yaşayan biriyim. Belki tek tek ‘Şuraya gidiyorum, böyle yapıyorum’ diyemem ama genelde insanlarla iç içe olduğum kesin.
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Kabalık, aşk, nefret.
 
MERT VİDİNLİ
Köşe Yazarı, Yeme- İçme Danışmanı

İstanbul’un yaşam stili üzerine gözlemler yapan, bu gözlemleri kimi zaman gazetedeki köşesinden paylaşan, kimi zaman da Doğuş Grubu’nun d.ream adı altındaki yeme içme yatırımlarına danışmanlık vererek herkese aktaran bir eğlence kâşifi Mert Vidinli. 10 yıl önce bir Ankaralı olarak geldiği İstanbul’da tek bir işe tutunmamış, dijital trendlerin de yükselişini yakalayarak kendine farklı iş dalları yaratmış. Gençlerin dilini yakaladığı, mekanlarıyla ilgili geri bildirimleri bile Instagram üzerinden topladığı için çok seviliyor ve takip ediliyor. Kendi gözünden bu şehri anlatmadan önce de yazın trendleriyle ilgili bize birkaç ipucu veriyor: “Eskiden İstanbul’un gece hayatı kalabalık partiler üzerine kurguluydu, şimdi daha çok keyif üzerine kurgulu. Herkes evinin yanındaki küçük barlara ya da teraslara gitmeyi seviyor. Bodrum ve Alaçatı’da daha çok canlı müzik dinlemeye, İstanbul’da ise daha çok teras mekanı görmeye hazır olun.”
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
Benim İstanbul’um eskiden Tepebaşı-Nişantaşı hattıydı, son zamanlarda evimin yerini de değiştirerek Etiler-Bebek-Arnavutköy hattına kaydım. Eskiden daha çok kalabalıklar içinde yaşıyordum. Şimdi yeşillikler içinde olmayı, sahilde yürüyüş yapmayı, spora gitmeyi ve gündüzleri Gabfoods gibi Boğaz’da sağlıklı yemek yapan mekanlarda yemek yemeyi seviyorum. Şehirde kendi küçük kaçışlarımı yarattım.
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Eğlenceli, yorucu ve çalışkan bir şehir. 
 
TAMER YILMAZ
Fotoğrafçı

Eğer Tamer Yılmaz’a “Kaç yıldır fotoğrafçılık yapıyorsunuz” diye sorarsanız, alacağınız cevap “Çok” olur! Haksız da değil. Onun fotoğrafçılık konusundaki deneyimi ne yıllarla ne de yaptığı işlerle sayılamayacak denli derin ve çok. 1999’da, eşi Ayten Alpün’le birlikte Fabrika Photography’yi kuran ve İstanbul’u profesyonel bir fotoğraf stüdyosu anlayışıyla tanıştıran Ylmaz; tarihi dokusundan, vahşiliğinden ve kargaşasından ilham aldığını söylediği İstanbul’da bugüne kadar belki binlerce moda ve reklam fotoğrafı çekti. Tıpkı İstanbul gibi, onun da enerjisi hiç bitmiyor!
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
Benim İstanbul’um daha çok Avrupa kıtası aslında. 1978 yılından beri bu şehirde yaşıyorum ama belki eski Ankaralı olduğum için, Boğaz kısmı hariç Anadolu yakasının büyük bölümü bana Ankara gibi geliyor. Haliç ve Eski İstanbul bölgesi, pek çok kişi için olduğu gibi benim için de İstanbul’u temsil eden klasikler. Bu şehirde o kadar çok yere gidiyorum ki, içinde o kadar çok dolaşıyorum ki, hiçbir zaman sabit bir yerim olduğunu söyleyemem. Bir bakıyorsunuz Pierre Loti’deyim, bir bakıyorsunuz Tarabya’da. Karaköy’ü, Galata’yı da çok severim.
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Kaos, Boğaz, kalabalık.
 
ÖZLEM ZEHEBİ
ÇABA Derneği Başkanı

2004 yılında ‘büyük hayallerin gerçek olabileceği’ fikrinden doğan ÇABA Derneği, bugüne kadar pek çok sosyal yardım projesi, etkinlik ve kampanya düzenleyerek Türkiye’nin her bölgesinden farklı sorunlara çözüm getirdi. Florya Çocuk ve Gençlik Gelişim Merkezi, okul öncesi ve erken çocukluk eğitim hizmetleri vererek ihtiyaç sahibi ailelerin ve dezavantajlı çocukların hayatlarına dokunan ÇABAÇAM ve münferit olarak yapılan bağışlar bunlardan yalnızca bazıları… Hayatını dernek için ‘çaba’layarak geçiren Özlem Zehebi İstanbul’da annelerle, çocuklarla, gönüllülerle omuz omuza vererek, özveriyle başkalarının hayatlarına dokunuyor. Şehre yön vermenin en güzel yollarından biri bu olsa gerek…
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
İstanbul benim için ne ifade ediyor biliyor musunuz? Dünyanın en güzel yerlerine gitseniz de yatağınızı, yastığınızı özlersiniz ya, işte öyle bir duygu, büyük bir aşk, büyük bir tutku. Elbette her aşkta olduğu gibi ilişkimizde inişler çıkışlar var ama o aşk hiç bitmiyor.
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Heyecan, özgürlük ve macera.
 
ÖZLEM CANKURTARAN
Çaba Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, Acıbadem Maslak Hastanesi Başhekim Yardımcısı, VIP İlişkiler Koordinatörü
 
Cerrahlar, işlerinin doğası gereği insan hayatına çok yakından ve birebir temas eden insanlar şüphesiz. Ancak Özlem Cankurtaran’ın insan hayatlarına olan dokunuşları hiçbir zaman mesleğinin getirdikleriyle sınırlı kalmadı. Uzun süre ÇABA Derneği’nin başkanlığını yürüten Cankurtaran, “ÇABA olarak önce hedef koyup, bir yerin ya da kişinin ihtiyaçlarını belirleyip ondan sonra ihtiyaçları karşılamak üzerine projeler geliştiriyoruz. ” diyor. Hem ÇABA hem de başhekim yardımcılığını ve VIP İlişkiler Koordinatörlüğünü yürüttüğü Maslak Acıbadem Hastanesi vasıtasıyla İstanbul’da pek çok insanın hayatını değiştiren Özlem Cankurtaran sevdiği her şeye aşkla bağlanan bir kadın. İstanbul’a beslediği duygu da aşktan daha azı değil elbette. 
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
Benim İstanbul’um genç kızlığım. Çok aşık olduğum, aşk yaşadığım bir şehir. Şu anda 48 yaşındayım 24 yaşından beri aynı adama aynı aşkla bağlıyım o yüzden benim İstanbul’umda aşk, enerji, mutluluk, annem, babam, ablam, bütün sevdiklerim var. Bence bu şehrin bir enerjisi var ve ben o enerjiyi seviyorum. 
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Aşk, enerji, tarih. 
 
İBRAHİM ZENGİN
Saç Tasarımcısı, no.21 Saç Stüdyosu Kurucu Ortağı

Moda dünyasında çalışanlar, dergilere, reklam filmlerine ve kampanyalara çekim yapanlar, defilelerin kulisinde çalışanlar İbrahim Zengin’i çok iyi tanır. Tabii bir de saçlarının gerçekten stil sahibi olmasını isteyenler! Farklı yerlerde rastladığınız pek çok ünlü ismin saçında da onun parmak izi var. Kendi deyimiyle “20 seneye yakın zamandır duygulara dokunuyor, kimlik kaygılı işler ortaya çıkarıyor, yeni arayışlar peşinde koşuyor.” Fakat eğer yine de sizin için gizli bir kahramansa, onunla tanışma ve no.21 Saç Stüdyosu’nun yolunu tutma zamanınız gelmiş olabilir. 
 
Sizin İstanbul’unuzu anlatır mısınız?
Bütün çocukluğum İstanbul’da geçti ve çok da hareketli sayılabilecek bir bölgesinde; Taksim’de geçti. Mesela benim çocuk bahçem, bisiklete bindiğim yer Gezi Parkı’ydı. O yüzden İstanbul benim için gerçekten çok derin bir yerdi. Acısıyla tatlısıyla çok fazla yönünü yaşadım. Çok tarih kokan bir yer, şu anda da Galata’da yaşıyorum, ofisim Nişantaşı’nda ama çok belirli bir çember içinde yaşıyormuşum gibi görünse de şehrin en ücra köşelerini de tecrübe ediyorum. Farklı birçok renkle birlikte yaşamak, farklı alt kültürle birlikte olmak zevkli.
 
İstanbul’u üç kelime ile tanımlamanızı istesek hangi kelimeleri seçerdiniz?
Hep, hiç ve feminen diyebilirim belki. Aslında şehre bir cinsiyet atfetmek istemiyorum ama kırılgan bir tarafı olduğunu da hissettiriyor bana. 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
PAYLAŞ