EMMA SHAPPLIN SANKİ BU DÜNYADAN DEĞİL

30.10.2017 16:46:31

Büyüleyici sesi, güçlü duruşu ve benzersiz güzelliğiyle Türkiye’deki müzikseverlerin kalbinde taht kuran Emma Shapplin, geçtiğimiz hafta Kapadokya’da verdiği konserlerle izleyenleri kendine bir kez daha hayran bıraktı. Konserin ardından, Kapadokya’nın mistik atmosferinde ALEM ekibiyle buluşan sanatçı, bohem-romantik stiller içinde, iç dünyasının kapılarını aralıyor.

Röportaj: Ayşim ÖZGÜR

Fotoğraflar: Zeynel Abidin AĞGÜL

Moda Editörü: Ayşe SÖNMEZ

Fotoğraf asistanı: Merve ÖZCAN, Murat AĞGÜL

Saç-Makyaj: Cevahir Özkan GÜNER

Mekan için ARGOS IN CAPPADOCIA’ya teşekkür ederiz.

 

Emma Shapplin, hiç şüphesiz dünyanın en başarılı ve popüler sopranolarından biri. Operadan lirik şiire, elektronik müzikten rock ve synth-pop’a kadar pek çok farklı janrdan ilham alıyor, her yaştan insanı müziğiyle büyülüyor. Fakat Türkiye’deki hayranlarının kalbinde apayrı bir yeri var. Buraya defalarca geldi, Türk müzisyenlerle düet yaptı, hatta türkü bile söyledi. Bu defa ise “Dünyadan Çıkış Yolları” teması altında üçüncü kez düzenlenen Cappadox’ta tasavvuf müziğini modernize eden çalışmalarıyla dünya çapında yankı uyandıran ney üstadı Mercan Dede ile birlikte sahneye çıkarak izleyenlere unutulmaz bir müzikal deneyim yaşattı. 

Cappadox’un bu yılki teması “Dünyadan Çıkış Yolları”ydı. Siz ruhen ve zihnen dünyadan çıkış yolu aradığınızda neler yapıyorsunuz?

Pek çok şey. Okuyorum, uyuyorum, doğaya dönüyorum. Bence doğayla yeniden bağlantı kurmak çok önemli çünkü oradan geldik ve bazen orada olmayı unutuyoruz. Bu bir deniz kenarı da olabilir, orman da…

Kapadokya’daki peri bacalarının ortaya çıkışı da farklı doğa olaylarının sonucu biliyorsunuz. Burada olmak size ne hissettirdi?

Büyülendim. Daha önce dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey görmemiştim. Manzara, doğal mimari, içinde konaklayabildiğimiz peri bacaları ve doğanın yumuşak formu… Anlatmak çok zor.

Kapadokya’da birlikte geçirdiğimiz anlarda David Bowie dinledik. Onun hakkında ne düşünüyorsunuz?

İnanamıyorum. Sanki hala yaşıyor gibi.18 yaşındayken gittiğim ilk konserlerden biri, Paris’te bir stadyumdaki David Bowie konseriydi. Çok arkalardaydım ve boyum kısa olduğu için arkadaşımın omuzlarına çıkmak zorunda kalmıştım onu görebilmek için. Ve sahneden o kadar uzakta olmama rağmen aurası beni çok etkilemişti. Enerjisi ve müzikal olarak hep kendi yolundan gitmesi bana hep özel gelmiştir.

Size başka neler ya da kimler ilham verir?

Her şey. Herkes. Bazen kendimi bekleme moduna alıyorum ve ilhamın bana gelmesini bekliyorum. Tabii yeterince hızlı gelmediği zamanlar oluyor!

Ama eminim hep en doğru zamanda geliyordur?

Evet kesinlikle! Eğer bir melodi üzerinde çok çalışırsam bazen günün sonunda onu tamamen bir kenara bıraktığım oluyor. Fakat rahatlayıp sakin olursam daha güzel işler çıkıyor ortaya. Akışına bırakıp zorlamamak gerek bazen.

Daha önce birçok kez Türkiye’ye geldiniz. Favori mekanlarınız nereler?

Kolay kolay seçebileceğimi sanmam ama İstanbul’u çok seviyorum elbette. Çok özel bir şehir. Özellikle de Boğaz kenarında olduğumda tarif etmesi zor duygular hissediyorum. Siz de aynı şeyi hissediyor musunuz?