03.05.2018 15:33:05

“Etrafımı sarmalayıp, algımı meşgul edebilecek her şeyden ilham alabilirim… İster istemez ülkem Türkiye ve büyüdüğüm yer İstanbul ağır basmakta.” bu sözler Nuruosmaniye’de bir araya geldiğimiz Hollywood yıldızlarının da gözdesi, ünlü mücevher tasarımcısı Sevan Bıçakçı’nın icra ettiği sanatının en güzel özeti aslında...

Röportaj Ceylan YENİACUN
Fotoğraf Koray KASAP
Styling Ayşe SÖNMEZ
Stil Life Fotoğraf Kemal OLCA
Fotoğraf asistanı Edip Ayarlı KAHVECİ
Kıyafetler NU

Henüz 12 yaşındayken “çok şefkatli ve şeffaf bir insandı” dediği Hovsep Çatak ustasının yanında mücevher serüvenine adım atan Sevan Bıçakçı bugün ise dünyanın dört bir yanında tanınan ünlü bir sanatkar. Geçtiğimiz yılki Oscar Töreni’ne Sevan Bıçakçı’nın ödüllü tasarımı Kraken ile katılan Whoopi Goldberg başta olmak üzere Julia Roberts,Brooke Shields ve Lady Gaga gibi çok sayıda yıldızın tasarımlarına hayran olduğu Sevan Bıçakçı, kısa bir süre önce Türk mimarisinin etkilerinin hissedildiği butiğini Miami Design District’te açtı. Yıllardır tasarımlarıyla adeta harikalar yaratan ve bizi masalsı dünyasında keyifli bir yolculuğa çıkaran Sevan Bıçakçı’nın dünya çapında tanınan bir isim olmasının yanında mutevazi kişiliğine de hayran kalmamak elde değil. Topkapı Sarayı, Ayasofya ve Süleymaniye Camii gibi önemli yapıtlara mücevherlerinde hayat veren ve en büyük ilham kaynaklarının kültürel hazineler ve tabiat ana olduğunu belirten Couture Design ödüllü Sevan Bıçakçı’yla Nuruosmaniye’deki atölyesinde bir araya geldik ve bakın neler konuştuk...

12 yaşında mücevherlerin büyülü dünyasına adım atmışsınız. Sonrasında her şey nasıl gelişti?
Hovsep ustamın vefatı sonrasında uzunca bir müddet kendi atölyemde modelcilik yaptım. Yıllar boyu çabaladıktan sonra artık bir ortaklık kurayım, işi büyüteyim derken o ortaklık da bir güzel battı. Maddi açıdan çok zor bir dönemdi, ancak yaşadığım türlü aksilikler nihayetinde kalbimin çağrısına, yani kendi tasarımlarıma yönelmeme vesile oldu. 2002 yılında borç harç parayla kendi çizgimin ilk parçalarını tasarlamaya giriştim. İlk üç seneyi türlü egzersizlerle atlattıktan sonra, 2005’ten itibaren yurtdışı açılım, birtakım tasarım ödülleri ve bunlara bağlı bir ilgi artışı gerçekleşti. Macera tadında başlayan hikayem bir müddettir hoşça bir serüven olarak devam etmekte.

Nasıl bir çocukluk geçirdiniz, Samatya’da büyümenizin bugünlere gelmenizde etkisi var mı?
Samatya çok büyük ve renkli bir aile gibiydi. Sokaklarda bir sürü çocuk, ama bir şekilde hepsini çaktırmadan gözeten büyükler ve bunun verdiği güvende olma duygusu… Etrafın kalabalıklığı ve muhabbet yoğunluğu sosyal ilişkiler konusunda gelişmeye çok elverişliydi. Bir şekilde hayatın içindeydik hepimiz. Mahalle çocuğu – apartman çocuğu ayrımı yapılırdı; o mahalle ortamı yok artık. İletişim denen şey medya ekranları üzerinden paylaşımlarla, yüz yüze muhabbetin nezaket kurallarına uyma gereği duymadan yürüyor. Hareketi bol bir mahalle çocuğu olabildiğim için meğer çok şanslıymışım. Bunu şimdi görebiliyorum.  

Tasarımlarınız çok farklı ve sıradışı. İlk zamanlar «acaba beğenilir mi» diye şüpheniz var mıydı?
“Acaba beğenilir mi” kaygıları, yani piyasa odaklı düşünce modelcilik geçmişimin bir gerçeğiydi. Bu dikkate rağmen modelcilikte çuvallamış olmam, korkularımdan sıyrılmamı ve sıra dışı bulduğunuz kişisel çizgime ulaşmamı sağladı. Yani şüphe ve tasarımlarım birbirine zıt yönde hareket eden iki ayrı dünya. Umursamaz olmayı beceremesem herhalde ortaya elle tutulur bir kimlik çıkmazdı.

Ustanız Hovsep Çatak’la ilgili bir anınızı paylaşmanızı istesek...
Detayını anlatmak çok uzun sürer, ama bir işi öğrettiği yöntemin dışına çıkarak daha temiz ve hızlı şekilde halletmeyi keşfetmiştim. Kızar diye saklamak istedim, ama fark etmesi pek uzun sürmedi. Azar beklerken sırtımı sıvazladı; tebrik etti. Eskiler “çırağın hüneri ustasınınkini geçmezse meslek ölür” derlerdi. Öte yandan çoğu usta gelecekte rakip çıkar korkusuyla bazı sırrını saklamıştır çırağından. Nur içinde yatsın, Hovsep ustam çok şefkatli ve şeffaf bir insandı.

Samatyalı çocuk Sevan ile şimdiki Sevan arasında ne gibi farklar var?
O zamanlar her yaramazlığın kabahatlisi ve başına hep dert açacak bir çocuk olarak yorumlanırdım. Şimdi için çok şükür diyelim.

Sevan Bıçakçı markasını üç kelimeyle özetler misiniz?
Türkiye’den, eşsiz ve cesur…

Çocukluğunuzda maddi zorluklar çekmek size bugunkü yaşamınızda neler kattı?
Bir sürü pahalı oyuncak. Her şeye rağmen bizimkisi eğlenceli, şamatalı ve paylaşılan türden bir yokluktu. Samatya’nın dayanışmalı ortamında açlık korkusu olmazdı. O maddi sıkıntılı günler herhangi bir travma etkisi bırakmadığı gibi, yardımlaşmayla her şeyin üstesinden gelinebileceği duygusunu aşılamıştır hepimize. Bugün çok tutumlu bir adam değilim belki, ama kaybetmekten de fazla korkmuyorum.