03.05.2018 15:33:07

"Sanatın mutfağı ve mutfağın sanatı" bir arada BKM Mutfak UNIQ'de. Sanatın mutfağının ustası Yılmaz Erdoğan ile, mutfağın sanatı için eğitimini tamamlayıp, işin başına geçen Berfin Erdoğan ile birlikteyiz. Heyecanlarını paylaşmanın mutluluğundayız. "Restoran boyutunu tasarlarken hiç komedi kısmını düşünmedik. Komedi kısmını tasarlarken hiç restoran kısmını düşünmedik. İkisi de birinci sınıf olsun uğraşındayız" diye anlatıyor Yılmaz Erdoğan. Burası, yepyeni bir tiyatro biçimi.

Röportaj: Gözde YÖRÜKOĞLU
Fotoğraf: Zeynel Abidin AĞGÜL
Fotoğraf Asistanı: Hüseyin Rahmi AĞGÜL

12 yıllık BKM’nin eğitim ocağı BKM Mutfak, UNIQ’de yeni haliyle karşımızda. ABD’de dünyanın en iyi okullarından birinde eğitim aldıktan sonra Türkiye’ye dönen kızı Berfin Erdoğan da mutfak kısmının başına geçince, sanatın ve yemeğin yeni bir merkezi oluştu. Çırak girilip, usta olunabilecek bir hazine sunuyor BKM Mutfak UNIQ. Yedinci sanatın, tiyatronun, komedinin, sahne sanatlarına dair her detayın ve büyük organizasyonun icatçısı Deli Emin aslında o. Köyceğiz’deki çiftliklerinde yetiştirdikleri ürünlerle hazırlanan yemeklerin başında, yemek pişirilen tarafın sanat yönetmeni Berfin Erdoğan var. Aldığı eğitim ve bir yıllık iş deneyiminden sonra, ABD’den İstanbul’a dönerek, BKM Mutfak UNIQ'e profesyonelliğiyle dokunan Berfin ve kelimelere sığarak tanımlayamayacağımız babası Yılmaz Erdoğan. Yemeğin ve sanatın buluşması. Baba ve kızın buluşması. Çıraklarla ustanın buluşması. Bu buluşmaya, bu söyleşiye her türlüsünü atabiliriz bu başlıkların. Değişmeyen şey şu olmalı. Siz bu röportajı okurken, Yılmaz Erdoğan yepyeni bir proje için hazırlanıyor, Berfin de BKM Mutfak UNIQ'in misafirlerine yepyeni lezzetler sunmak için çalışıyor olacak. Onların yenilik aşkını durdurmak imkansız! Türkiye’nin komedi kulübü BKM Mutfak UNIQ, farklı programlarıyla ve menüsündeki eşsiz tatlarla hem güldürmeyi, hem eğlendirmeyi, hem de gurmelere layık yemekler tatmanızı sağlıyor. Bir orkestra şefiyle, hayatın göbeğinde, ansızın söyleşiye başlayınca, o şahane yemeklerin etkisindeki ben, başlıyorum sormaya. O pırasa dolmasının sırrı ne, ne lezzetli bir şey o diye... ‘’Sumak, tane sumaktır, sıcak suyla süzülerek yapılır. Benim doğduğum yerin ekşisi oydu. O zamanlar limon çok zor bulunurdu, bir kamyon gelecek, Akdeniz’den dağları aşacak da limon getirecek. Hatırlıyorum bir ara limon, maydanoz, yumurta bayağı sıkıntıydı. Benim bildiğim en eski ekşi sumaktır. Benim anneannem her türlü sarmanın içine bahçesinden topladığı can erikleri koyardı dolmasının içine, yaprak sarmanın içine koyardı. O ekşi batıda yoğurtla elde edilmeye çalışılıyor ama doğrusu sumaktır.’’ diye cevaplıyor Yılmaz Erdoğan ve başlıyoruz keyifli sohbetimize.

Sizde yemeğe olan tutku aileden mi geliyor?
Anadan gurmeyiz biz. Her zaman çok önemle ele alınmıştır yemek konusu ailemizde. Babamın önderliğine ve annemin aşçılığında. Babam çok iyi bir gurmedir ve annem çok iyi bir aşçıdır. Babamın bazen acımasız eleştirileri de teşvik etti. Bir kere, babam pilavın yağını az bulmuştu bunu da şöyle söylemişti: "Çocuklar ben bu pilavı cebime doldursam, Ankara’ya kadar gitsem pantolonum kirlenmez."

Mizah da mı babadan geliyor yani?
Bizim ustamızdır o. Mizahta da öyledir. Annem tabii bizim süper şefimizdir. Onun da ustaları anneannem, babaannem, İclal yenge... Deli Emin’in her şeyi kendi icat eden hali annemde var, dedemde var, anneannemde var.

Ailenizdeki hikayeleri başka kişiliklerde yazarak izleyiciyle buluşturuyorsunuz sanırım?
Evet ama bazen ben de bunu planlamadan yapıyorum. Deli Emin karakterini yazarken, içsel derinlikte bir akrabalıktan yola çıkmamıştım. Bambaşka bir yerden yola çıkmıştım ama bizde icat etme meselesi halen de devam ediyor. Mutfağın kapısında, ‘Yapılmışı yapma, söylenmişi söyleme’ yazıyor. Sen kendin bir şey ekle. Bu hayata gelen her insanın birincil görevi, bu orkestraya yeni bir şey eklemek. Başkasının yaptıklarını ezberleyerek de bir hayat yaşanıyor ama bence doğru değil.

Yaptıklarınızla tamam oldu demiş gibi bir haliniz de yok, durmaksızın üretmeye devam ediyorsunuz... Tek bir hayaliniz yoktu sanırım, hayaller çoklu muydu?
Biz de hayal eşittir proje. Hayalin gerçek hayatta karşılığı yok. Her hayal bir projedir her proje bir duadır aslında benim için. Bunu yapmak istiyorum diye Allah’ın huzurunda söz verir, onun da çalışmasını yapar, mantıksal süzgeçten geçirirsen, Allah onu hemencecik yapmanı sağlar. Sağlamıştır ve sağlıyor da.

Burada geriye sarınca, ilk Köyceğiz’e gitmeniz, çiftliği kurmanız... İlk zamanlar zevk için miydi çiftçilik?
Her şey çok öncesinde planlıydı. Bizim mutfakçıların hepsi, bunları gördüklerinde hiç şaşırmazlar. Çünkü mutfağın öğrencileri bilir ki, bunları 10 senedir, 15 senedir anlatıyorum. Çiftlik projesi 15 yılına girmiştir herhalde. Daha önce birçok yerde aradım. Hatta bazı yerlerden yeni araziler de aldık.