09.03.2018 15:14:17

Anadolu'nun girişimci kadınları başarı hikayelerini anlattılar.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında Anadolu’nun girişimci kadınlarının başarılarını sayfalarımıza taşıdık. Mardin’deki Cercis Murat Konağı’nı marka yapan, bol ödüllü işletmeci Ebru Baybara Demir, Şanlıurfa’da, Cevahir Han’ı turizme kazandıran Cevahir Han Yönetim Kurulu Başkanı Cevahir Asuman Yazmacı, Gaziantep Kalesi’nin eteğinde 113 yıllık evi, Medusa Cam Eserler Müzesi’ne dönüştüren Füsun İşsever, Gaziantep’ten İtalya’ya gelinlik ihraç eden Firdevs Serpil Karuserci ve Antakyalı girişimci Gülay Yüceer başarı öykülerini anlattılar.

Firdevs SERPİL KARUSERCİ
“Hiçbir engellemenin beni durdurmasına izin vermedim” diyen Firdevs Serpil Karuserci, ilk tasarımını beş yaşındayken oyuncak bebeğine diktiği elbise ile yaptı. Şu an kendisi Türkiye’nin en büyük gelinlik firmalarından Dreamon’un sahibi ve Milano, Paris ve Londra’ya ihracat yapıyor...

Firdevs Serpil Karuserci, Gaziantep’te küçük bir butik işletirken, zamanla İtalya’ya gelinlik ihraç eden bir konuma gelmiş başarılı bir girişimci. 2011 yılında Garanti Bankası KAGİDER ve Ekonomist Dergisi’nin düzenlediği yarışmada, “Yöresinde Fark Yaratan Kadınlar Kategorisi”nde 5600 kadın arasında Birincilik Ödülü’nü alan Serpil Karuserci ile keyifli bir söyleşi yaptık.

Gaziantep’te küçük bir butik sahibi iken yurt dışına açılan ve İtalya’ya gelinlik ihraç eden bir girişimci oldunuz ve çalışanlarınızın yüzde 90’ı da kadın. Başarı öykünüzü anlatır mısınız?
Memur bir babanın ilk kızıydım. 5-6 yaşlarında bebeklerime kağıttan elbiseler yapardım. Hiç unutmuyorum; o yaşlardayken çarşafımdaki desenleri keserek süslemeler yapmıştım, annem çok kızmıştı. Ortaokul 1. sınıftayken annem evde olmadığı zaman, sandıktan kumaş çıkarıp kendime elbise dikmeye çalışmıştım. Her türlü malzemeyi değerlendirerek tablolar süs eşyaları yaptığımı hatırlıyorum. Hatta bir gün soba teliyle evdeki pelit kağıtlarıyla ortanca çiçekleri yapmıştım ve bu, yakınlarımın ve arkadaşlarımın hoşuna gitmişti. Herkese renkli çiçekler yapmaya başlamıştım. Şişelerin üzerine renkli mumlar dökerek değişik malzemeler yapıştırarak, dersten ve uykudan çaldığım zamanlarda çok fazla uğraşım oluyordu. Ortaokul ve lise böylece devam etmişti. Kayıt yaptırdığım Adana İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ni siyasi olaylar nedeniyle yarım bırakmak zorunda kalmıştım. Gaziantep Belediyesi işçi bürosunda iki, sicil işlerinde 2 yıl ve sonra da muhasebe bölümünde çalıştığım sırada Kız Meslek Lisesi’nin akşam kursları vardı. Dikiş, nakış, vitray, seramik çiçek el sanatları kurslarına katılıp sertifikalarımı almıştım. Diğer kursiyerler bir ürün yaparken ben 2-3 ürün hazırlıyordum. Dikiş hocam bana sürekli ‘Belediyeden ayrıl beraber bir butik açalım’ diyordu. Sonra evlenip çocuklarım olunca Gaziantep Belediyesi’nden ayrılmak zorunda kaldım; her anne gibi ben de çocuklarıma daha iyi bakmak istiyordum. 

İş hayatında daha aktif olarak kadınları görmek için neler yapılmalı ve iş hayatına atılmak isteyen kadınlara tavsiyeleriniz neler?
Kadının yükü ağır. Kadının çocuk, ev işleri, ebeveyn bakımı, hasta ve yaşlı bakımı gibi ağır yükünü hafifletmek için kalıcı çözümler üretilmelidir bence. Yerel yönetimler ucuz kreşler açmalı, uygun fiyatlı yaşlı bakım evleri açılmalı; biraz da erkekler kadınlara yardımcı olmalı. Kadının kredi alması kolaylaştırılmalı. Kadınlara eğitimler verilmeli, rol modeller çoğaltılmalı... Yapacak çok fazla şey var. İş hayatına atılmak isteyen kadınlar ise  araştırmalı, fizibilitesini çok iyi yapmalı; artılarını eksilerini hesaplayıp hangi yörede neyin eksikliği hissediliyor, buna göre davranıp sevdiği hoşlandığı işi yapmalılar bence. Evet, Doğu’da Güneydoğu’da kadın olmak daha da zor... Ancak isterseniz öncelikle kendinize güvenirseniz, başarırsınız...

Gülay YÜCEER
Medeniyetler ve hoşgörü kenti olan Antakya’da doğan Gülay Yüceer, büro ve ev mobilyaları üretim ve satış işiyle yola çıkarak zamanla yurt dışına ihracat yapan büyük bir şirketin patronu oldu. Hatay’da girişimci kadınların lideri olarak bir dönem çok aktif olarak çalışan Gülay Yüceer, Hatay’da yapılan 2. Anadolu Girişimci İş Kadınları Zirvesi’ne öncülük etti.

​Medeniyetler ve hoşgörü kenti olan Antakya’da doğan Gülay Yüceer, büro ve ev mobilyaları üretim ve satış işiyle yola çıkarak zamanla yurt dışına ihracat yapan büyük bir şirketin patronu oldu. Hatay’da girişimci kadınların lideri olarak bir dönem çok aktif olarak çalışan Gülay Yüceer, Hatay’da yapılan 2. Anadolu Girişimci İş Kadınları Zirvesi’ne öncülük etti. İşindeki başarıları ödüllerle perçinlendi; bunlardan biri de, 2005 yılında Dünya Gazetesi’nin verdiği ödül idi. Yüceer, Antakya’da kadınların sosyal ve kültürel olarak bir araya gelerek, sadece kendilerine tahsis edilmiş B-FİT salonunda, spor yapmaları fikrini de hayata geçirdi. “Hayatımda duyarlılığı ve insanlığıyla bana örnek olan, rahmetli annemin adını yaşatmak amaçlı, benim çocukluğumun geçtiği ve bahçesinde annemin emeği, sevgisi olan evimizi B-FİT salonu olarak hizmete açtım” diyen Gülay Yüceer ile keyifli bir söyleşi yaptık.

Antakya’da büro ve ev mobilyaları üretim ve satış işiyle yola çıktınız; zamanla yurt dışına ihracat yapan büyük bir şirketin patronu oldunuz. Bölgenizde girişimci kadınlara öncülük ettiniz. Öykünüzü anlatır mısınız?
Öncelikle böyle anlamlı bir günde, bu sayınızda şahsıma da yer verdiğiniz için çok teşekkür ederim. 1990 yılı başlarında büro ve ev mobilyaları ile başlayan serüvenimiz, kademe kademe büyüyerek ihracata kadar yol aldı. Zaman içerisinde iş dünyasında geldiğimiz nokta, beni daha çok çalışmaya ve kadınlara yönelik daha güçlü fikir birlikteliklerinde yer almaya itti. Anadolu’da bizden önce kurulmuş olan KAGİD başkanlarından gelen teklif ile ekonomimizin büyümesine katkıda bulunmak, bize miras bırakılan Cumhuriyet değerlerini, bizden sonraki nesillere güçlendirerek aktarmak gibi önemli sorumlulukların bilinciyle, Hatay KAGİD Derneği’mizi kurduk. Kurucu başkan olarak görev yaparken, başarılarımızın ivme kazanması için, el birliği ile çalıştık.

Hatay’da yapılan 2. Anadolu Girişimci İş Kadınları Zirvesi’ne öncülük ettiniz. Bunlardan bahseder misiniz?
Yaşadığım şehre ekonomik ve sosyal anlamda katkı sağlamanın önemini bildiğim için, toplumsal projelerde yer almaya hep gayret ettim. En güzeli de, bu çabalarımın değerli insanlar ve kurumlar tarafından ödüllendirilmesi oldu. Bunların ilki olarak, 2005 yılında Dünya Gazetesi’nin, ilinde ve sektöründe başarılı bulduğu kadınlara verdiği ödülü almamı söyleyebilirim. Aynı dönemde, benim de üyesi olduğum ve önemli bir sivil toplum kuruluşu olan HASİAD Derneği’nden de, bu ödülü aldığım için plaketle taçlandırıldım. Sonrasında, KAGİDER ve Anadolu’daki diğer kadın girişimci derneklerinin teklifi gündeme geldi. Çok heyecanlandığım bu teklif karşısında, bizim için çok önemli olan 29 Ekim 2006 tarihinde Hatay KAGİD’i kurduk. Kurucu başkanlığı görevini yaptığım derneğimizi diğer girişimci üyelerimizle, T.C ekonomisine ve ilerlemesine katkıda bulunmak amaçlı var gücümüzle çalıştık. Bugüne kadar bize bırakılan Cumhuriyet değerlerini, bizden sonraki nesillere güçlendirerek bırakmak gibi önemli sorumluluklarımızın bilincindeydik. Anadolu’da başlayan bu hareketin, birlik ve beraberliği güçlendirmesi, bölgesel kalkınma ve teşvik uygulamalarıyla iş gücü ve istihdamın arttırılması hedefinin bilinciyle güzel projelere imza attık. Yeni kurulmuş bir dernek olarak, diğer derneklerle sürekli istişarelerde bulunarak, daha etkin bir dayanışma platformu oluşturabileceğimize inanıyorduk. Bu düşünce ile Maraş’ta ilk zirvemizi gerçekleştirdik. Antakya’mızı en güzel şekilde tanıttığımızı düşündüğümüz bu süreçte, o dönem kurulan ve amacı, dinlerin ve inanışların farklılığına rağmen, kardeşliğimizi vurgulamak olan Antakya Medeniyetler Korosu’nu da zirvemizde misafir ettik. Ayrıca yeri gelmişken, beni kırmayarak, iş yoğunluğuna rağmen koromuzun kıyafetlerini tasarlayan sevgili arkadaşım Bahar Korçan’a buradan tekrar teşekkür ederim. Kısacası başkanlık sürecini zevkle yaptığım ve her biri çok değerli olan üyelerimizle bu dönemi geçirdim. Geçen zaman içinde, KAGİD’in Bursa zirvesinde bulunurken, KAGİDER üyesi ve şu anda TOBB Kadın Girişimciler Üst Kurul üyesi olan Bedriye Hülya’nın konuşmasından etkilenerek, B-FİT projesini ilimizde gerçekleştirme kararı aldım. Bu projede amaç, yine kadınların sosyal ve kültürel olarak bir araya gelerek sadece kendilerine tahsis edilmiş B-FİT salonunda, spor yapmalarıydı. Hayatımda duyarlılığı ve insanlığıyla bana örnek olan, rahmetli annemin adını yaşatmak amaçlı, benim çocukluğumun geçtiği ve bahçesinde annemin emeği, sevgisi olan evimizi B-FİT salonu olarak hizmete açtım. Şu an yaşanan sıkıntılardan dolayı devretmek durumunda kaldığım ama hala devam eden bu salonun varlığı benim için mutluluk vericidir.

Cevahir ASUMAN YAZMACI
“Cevahir Han’da yörenin unutulan yemeklerini, özünü bozmadan tarihi mekan içerisinde sunuyoruz. Burada en son teknojoliyi kullanarak, konuklarımızı en güzel şekilde ağırlamanın çabasını vermekteyiz.”

Cevahir Asuman Yazmacı, Şanlıurfa’da önce tarihi Cevahir Konuk Evi’ni, ardından da Cevahir Han’ı hayata geçiren girişimci bir iş kadını. Şanlıurfa’nın ilk kadın girişimcisi ve ilk kadın işletmecisi ünvanına sahip. Aynı zamanda Asuman Hanım, Şanlıurfa Girişimci İş Kadınları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı. Ayrıca Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası’nın meclisine seçilmiş ilk kadın üyesi ve ilk kadın yönetim kurulu üyesi... Cevahir Asuman Yazmacı’ya başarı öyküsünü, tüm yönleriyle sorduk.

Şanlıurfa’da 2005 yılında bir ilki gerçekleştirerek şehrin ilk kadın girişimcisi oldunuz. Cevahir Han Yönetim Kurulu Başkanı’sınız. Bu başarı öyküsünü anlatır mısınız?
2005 yılı Şubat ayında kamuya ait olan ve Öğretmenevi’nin işlettiği tarihi bir konakta yediğim kötü yemek ve aldığım kötü hizmet sonucunda işletme müdürüne ‘her şey çok kötü niye böyle?’ diye sorduğumda işletme müdürünün verdiği: ’İşinize gelirse hanımefendi’ cevabı öncelikle Cevahir Konuk Evi’nin doğmasına, ardından da Cevahir Han’ın doğmasına neden oldu. Bu sektörde verilmeyecek tek cevabı verecek beyefendi, benim içimdeki girişimci ruhu açığa çıkarmıştı aslında. Ve ben o zamanlar valiliğe ait olan ve şehrin ilk restorasyonu yapılan konağını da böylelikle talep ederek, kamuya ait bir yerin özelleşmesini sağlamış oldum. Girişimci ruhumla kentin ilk kadın girişimcisi ve ilk kadın işletmecisi ünvanına sahip oldum. 15 Ekim 2005’de konağı teslim aldım ve 7 günde hummalı bir çalışma ile Cevahir Konuk Evi’ni butik otel ve restoran olarak 23 Ekim 2005’de hizmete açtık. Ve Erkek egemen sektörde tek kadın olmayı başardım. 2005 -2015 yılları arasında Cevahir Konuk Evi’ni işlettim. Cevahir Konuk Evi Şanlıurfa’nın bir marka değeri oldu.

Şanlıurfa Ticaret ve Sanayii Odası’nın, 1894 yılından bu yana meclisine seçilmiş ilk kadın üyesi ve ilk kadın yönetim kurulu üyesisiniz. Duygularınızı öğrenebilir miyiz?
Kadınlar girişimci olurken aynı zamanda her birinin sosyal girişimci olması gerektiğine de inanmaktayım. Yapmış oldukları işleri sivil toplum çalışmaları ile de taçlandırmaları gerekiyor diye düşünüyorum. Ben 9 yıldır sivil toplum çalışmalarının içerisindeyim. Bu süreçte kadınlar için, kendimiz için yapmamız gerekenler olduğunu farkettim. Beraberce üretmenin, güç birliği yapmanın ise önemli olduğunu kavradım. Bana göre her zaman verdiğimin fazlasını aldım. Evet zaman ayırıyorum, yoruluyorum ama olağanüstü dostluklar kazandım. Nereden bakarsanız bakın sivil toplum çalışmaları insanı her zaman mutlu ediyor.

Füsun İŞSEVER
“Eşim bir gün eve minicik cam bir şişe ile geldi. Muhteşem bir şeydi bu cam şişe, üzerinde binlerce renk yanıp dönüyordu sanki; ‘bu nedir?’ dedim. Bu binlerce yıllık bir ‘gözyaşı şişesi’ dedi ve bizim her ikimizin de ama öncelikle onun cama olan aşkı başladı. Gözümüzü alamıyorduk sanki bu küçük şişeden; kimbilir kimler kullanmıştı bu şişeyi.”

İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümü mezunu, sanat aşığı, Gaziantepli Füsun İşsever, yıllarca anneannesi ve babaannesinden hatıraları, fincanları, örtüleri toplarmış. Kendisi gibi sanat tutkunu eşi Kamer İşsever’in bir gün eve getirdiği minik bir ”gözyaşı şişesi”yle başlamış her şey ve sonunda Gaziantep’in adını sanatla bütünleştiren özel Gorgo Medusa Cam Eserler Müzesi’ne hayat vermişler. 

Kurucusu olduğunuz Gorgo Medusa Cam Eserler Müzesi, Gaziantep’in adının sanatla birlikte anılmasını sağlıyor. Sadberk Hanım Müzesi’nden sonra ikinci arkeolojik özel müze olan bu müzeyi kurma amacınız neydi, hikayenizi anlatır mısınız?
Özel Gorgo Medusa Cam Eserler Müzesi’ni Gaziantep’te 2008 yılı Haziran ayında zorlu geçen mücadeleler sonucunda tarihi üç Antep evini alarak restore ettirdik ve hayata geçirdik. Türkiye’deki iki özel arkeoloji müzesinden biri olan müzemiz, geniş bir koleksiyona sahip. Keşfinden bu yana insanlığın vazgeçilmezi olan cam, binlerce yıl sonra bugün de insanları büyülemeye devam ediyor. Bu büyüye kapılanlardan biri de eşim Kamer İşsever ve ben Füsun İşsever… İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümü mezunuyum. Uzun yıllar şirketimizde eşimle çalıştıktan sonra ara verip ev hanımlığına terfi ettim, iki oğlumuz var. Müzemizin açılışından itibaren tekrar iş hayatına atıldım. Gaziantep Kalesi’nin eteklerindeki 113 yıllık üç evi satın alıp müzeye dönüştürdük. Kayıtlı bir koleksiyoner olan eşim Kamer İşsever’le birlikte 20 yıldır biriktirdiğimiz kişisel koleksiyonumuzdaki 4 bin arkeolojik eseri sergiliyoruz. Bu eserlerden 3 bini cam eşyalardan oluşuyor. Büyük uğraşlar sonucu hayata geçirdiğimiz Medusa Kültür ve Sanatevi Müzesi, Koç Vakfı’ndan sonra Türkiye’nin en büyük cam eser koleksiyonuna sahip.

Müzede değerli arkeolojik eserler, nelerden oluşuyor? Müzenizde altın takılar, kil mühürler, sikkeler, İslami dönem satranç takımı da var, bunların özelliklerini anlatır mısınız?
İlk açıldığında eser sayımız daha azdı. Zamanla koleksiyonumuz genişledi ve biricik eser sayımız arttı. Benim için kırık bir parça bile çok değerli. Müzede ağırlıklı olarak Roma dönemi, bir kısım İslami Dönem, Hitit, Frig, Urartu, Yunan ve 9 bin yıl öncesine kadar dayanan farklı dönemlere ait kıymetli eserler bulunuyor. İlk odada farklılık yaratmak amacıyla altın, gümüş, bronz takılar, sikkeler, savaş aletleri, figürinler ve pişmiş topraktan bazı eserler yer alıyor. Yukarıda yer alan 4 oda ise cam eserlere ayrılmış durumda. Benim için eserlerimizin hepsi çok kıymetli. Ancak tabii ki içlerinde çok önemli olanları var. Örneğin, ilk odada Yunan Dönemi’ne ait 2400 yıllık bir kukla bebeğimiz var, sonra Eski Babil Tanrı heykelcikleri bulunmakta, arkasında çivi yazısı var. Diadem denilen altın mezar takılarımız var. Yeniden doğuşa inandıkları için ölüleri mezara süsleyerek koyarlarmış. Sonra Geç Hitit Dönemi 3800 yıllık minyatür savaş arabamız en kıymetli eserlerimizden biri. Cam eserlerin bulunduğu odada Fenike dönemine ait bir cam şarap amforamız bulunmakta. 3 bin yıllık ve denizden nadir sağlam çıkan eserlerden biri olarak biliniyor. Sidon’larımız çok özel, iki adet sidon denilen cam parfüm yağı şişemiz var. Üzerlerinde kral ve kraliçeyi temsil eden yüz figürleri bulunuyor. Çok nadir çıkan eserlerdir. Gelen konuklarımız “gözyaşı şişeleri”mizin hikayesini dinlemeye bayılıyor. İslami dönem eserlerimiz arasında Selçuklu Dönemi’ne ait ilk Çeşm-i Bülbül örneklerinden sayılan yeşil yıldız ayaklı cam sürahimiz çok özel.

PAYLAŞ