19.06.2018 13:07:11

Mehmet Ali Berkman ve oğlu Tunç M. Berkman ile Babalar Günü öncesi bir araya gelerek aralarındaki “tatlı sert” olarak ifade ettikleri ilişkiyi konuştuk.

Röportaj: Lara MUTLU
Fotoğraflar: Zeynel Abidin AĞGÜL
Styling: Ayşe SÖNMEZ

Berkman’lar ile geçen hafta çekim için saat 09.00’da Zeynel Abidin Ağgül’ün stüdyosunda bir araya gelmek için sözleştik. Akkök Holding Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Ali Berkman, tam vaktinde stüdyodan içeri girdi. Kendisinin ne kadar disiplinli olduğunu o an anladım. Zaten röportaja başladığımızda Vestel Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Tunç M. Berkman da babasının sadece işte değil; hayatın her alanında ne kadar disiplinli olduğundan sıkça bahsetti. Hayatın her alanı derken çocuk yetiştirmekten de bahsediyoruz. Tunç M. Berkman da tıpkı babası gibi disiplinli bir kişiliğe sahip. Çekim şaşırtıcı derecede hızlı bitti. Baba-oğul, o kadar profesyonellerdi ki... Üstelik bir hayli de espriliydiler. Çekim aralarında kahkahalarımıza engel olamadık. İkiliyle aralarındaki ilişkiyi ve baba olmayı konuştuk.

Baba-oğul nasıl bir ilişkiniz var?
Tunç M. Berkman: Babamın profesyonel bir hayatı vardı. Disiplinli ve otoriter bir babaydı. Aynı zamanda şefkatli ve duygusal bir yanı da vardı. Babamın iş hayatındaki disiplin, aile yaşantısına da yansıyordu. Fırsat buldukça bizle zaman geçirirdi. Hatta babam benimle kız kardeşimden daha fazla zaman geçirmiştir. Başladığım ve yapmakta olduğum sporların çoğunda babamın imzası var. Örneğin; birlikte tenis oynardık, kayak yapardık, parkta futbol oynardık. Basket asla oynamazdık çünkü ben baskette iyi değildim. Babam akademik hayata çok önem verirdi. Beni hayatım boyunca hep okula yönlendirdi. Ben ise biraz hareketli ve başına buyruk bir çocuktum. Baba-oğul ilişkimiz hep tatlı sertti.
Mehmet Ali Berkman: Sadece spor yapmazdık birlikte. Mesela odaya kapanır saatlerce lego oynardık.
T.M.B.: Lego demişken araya girmek istiyorum. Aklıma satranç oynayışlarımız geldi. Babam asla kaybetmeyi sevmez. Satranç o kazanana kadar saatlerce devam ederdi. Aynı şekilde teniste de mesela... Ben küçükken teyzem yurt dışında yaşıyordu. Bana hep oyuncaklar getirirdi. Yıldız Parkı’nda onun getirdiği oyuncaklarla oynardık. Hatta bir keresinde uzaktan kumandalı tekne getirmişti. Tekneyi havuzun ortasından geri getirememiştik.
M.A.B.: “Ya baba, oynamayalım artık; çocuklar gelecek başımıza” derdi. Tunç’un yaptığı en büyük yaramazlıklardan biri, dört, dört buçuk yaşındayken bir gün köprüyü geçerken arabada arka koltuktan uzanıp arkadan dedesinin gözlerini elleriyle kapamasıydı. Neyse ki, bir şey olmamıştı. Yaramazdı yani. 
T.M.B.: Benim kızım da bana çekmiş. Yaramaz biraz.

Kızınız kaç yaşında oldu?
T.M.B.:
 Vera, dört buçuk yaşında. Eylül’de beşe basacak.
Sizin kızınızla aranız nasıldır?
T.M.B.: Ben geç baba oldum, 42 yaşında... Bunun avantajları da var, dezavantajları da... İnsan daha olgun, daha toleranslı oluyor. Çocuk yetiştirirken onun çocuk olduğunu unutmadan hareket etmek lazım. Robot gibi onu yapma, bunu yapma demek olmaz. Eskiden bunu yapamazdım şimdi daha toleranslıyım. Eskiden daha çok spora giderdim. Şimdi spor yerine daha çok kızımla vakit geçirmeyi tercih ediyorum. Mesela baş başa yürüyüşler yapıyoruz. Ona kitap okumayı çok seviyorum.

Baba olduktan sonra hayatınızda neler değişti?
T.M.B.:
 Daha tedirgin ve evhamlı oldum. İnsan çocuğu kendini kurtarana kadar onun etrafında olmak istiyor. Şimdi daha iyi anlıyorum anne ve babaların neden bu kadar tedirgin olduklarını; çocukken anlamıyorsunuz. Daha özgür olmak istiyorsunuz. Çocuk sahibi olmak çok keyifli bir şey; keşke daha önce olsaydım.
M.A.B.: Baba-oğul ilişkisinde sevgi ve şefkat her zaman ön planda. Babanın disiplinli olması, “Çocuğum benden daha iyi olsun” arzusundan kaynaklanan bir şey. O, bende eksik olduğunu düşündüğüm şeyleri yapmasın, benden daha iyi olsun diye... Mesela Tunç’un zamanında okullara giriş sınavları çok önemliydi. Tunç da sınavlardan bir gün 95, bir gün 75 alırdı. Ben de kızardım 75 aldığı zamanlar... Ama Tunç 18 yaşından itibaren Amerika’da tek başına okudu, master yaptı ve çok iyi bir eğitim aldı. Çocukları ömür boyu kollayacaksınız. Onların sıkıntısı benim sıkıntım, onların neşesi benim neşemdir.

Hayat size en çok neyi öğretti?
T.M.B.:
 Eskiden insanları daha fazla yargılardım. Artık yargılamamayı öğrendim. Herkesin bir hayatı var, herkes bir şeyler yaşıyor; yaşadıklarıyla birisi oluyor. İnsanları oldukları gibi kabullenebiliyorum.
M.A.B.: Hayat zor bir süreç. İş, aile ve özel hayatta dengeyi kurmak önemli. Bir de sürekli bir şeyler öğrenmek lazım. Ben öğrenmeyi çok seviyorum. Tarih, coğrafya... Ne olursa. Ve yaptığım her işi çok ciddiye alırım. 

PAYLAŞ