04.05.2018 20:51:40

Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı ile ofisinde buluştuk. Mütevaziliği, enerjisi ve içtenliğiyle bizleri büyüleyen Bülent Eczacıbaşı ile, dünü, bugünü ve yarını konuştuk.

Röportaj: Gözde YÖRÜKOĞLU
Fotoğraf: Lara SAYILGAN
Fotoğraf Asistanı: Salih YILMAZ

Hayallerin paylaşıldıkça büyüyeceğine inanan bir babanın oğlu o... Her cümlesinden bir ders çıkarmak mümkün. ‘’Keşke diyerek dünyayı değiştiremeyiz.’’ diyen Bülent Eczacıbaşı gibi başarılı iş adamları oldukça, dünyanın daha güzel bir yer olacağındansa eminiz. Eczacıbaşı’nın da belirttiği gibi, bu hafta 15.’si başlayan İstanbul Bienali’ne olan katılım 90’lı yıllarda onbinlerle ifade edilirken şimdi yarım milyonu aşıyor. Düzenli çalışmanın, disiplinin, bitmeyen umudun ne denli etkin olabileceğinin kanıtı İstanbul Bienali. ‘’ Bienal, 30 yılda yalnızca ülkemizin değil, tüm dünyanın en önemli güncel sanat etkinlikleri arasında kendine yer edindi. Dünya sanat çevrelerinin dikkatini Türkiye’ye çekti, ülkemizin kültür ve sanat yaşamını, sanatsal ve düşünsel üretimini destekledi.’’ diyor Bülent Eczacıbaşı. Toplumun sanat, kültür ve sporla tüm DNA’sının değişebileceğine inanan biri olarak, Türkiye’nin en saygın iş adamlarından Bülent Eczacıbaşı ile röportaj yapacak olmak beni çok heyecanlandırıyordu. ALEM ekibi olarak, Bülent Eczacıbaşı kapak çekimini gerçekleştireceğimiz günü iple çekiyorduk. Çekim bitip de, Lara Sayılgan ile Eczacıbaşı ofisinden çıktığımızda, aklımdan yine aynı şeyler geçti... Hayatı böylesine dolu dolu yaşayan, yeni kuşaklar için ilham kaynağı olabilecek, sanat ve spora yaptıkları katkılarla her daim mutlu olan iş dünyasının duayen ismi olup bir o kadar da mütevazi olabilmek büyük bir erdem. Kendisiyle bu kapak çekimini gerçekleştirmek de ALEM olarak bizler için büyük mutluluk. Ofisteki tüm çalışanların enerjisi, Bülent Bey’in espri anlayışından nasibini almış durumda. Sadece yüzler değil, gözlerin de içi gülüyor. Ofise adım attığımızda bizi, bundan bir buçuk yıl önce sokaktan bulup sahiplendikleri Kaşmir karşılıyor. Belli ki Kaşmir, ofiste tatlı bir hükümdarlık sürüyor. Kendisini de çekimlerimize davet ediyoruz. Bülent Eczacıbaşı’nın kucağında, masasında duran Bedri Rahmi Eyüboğlu tablosunun önünde bize poz veriyor. Dünyanın en prestijli bienalleri arasında her zaman ilk üçe girmeyi başaran İstanbul Bienali, bu yıl 15.’sini gerçekleştirecek. Bu tatlı heyecan öncesinde, bienali, İKSV’yi, geçtiğimiz yıl Dünya Şampiyonu olan Eczacıbaşı Voleybol Takımı’nı, çocuklarını, eşini, bu memleketin insanı için çabalarını, kısacası onun ilham alınası hayat öyküsünden kesitler dinlemek için heyecanlıyım. Gözlerinin içi hep gülüyor, hiç kuşkumuz yok ki Bülent Bey’in programı çok yoğun. Fakat öte yandan yanımıza geldiği an itibariyle yine hiç kuşkumuz yok ki, bu çekim şahane geçecek. Öyle de oluyor. Her anında çok güldüğümüz, çok eğlendiğimiz.

Türkiye’nin en saygın iş adamlarından biri olarak gelecek kuşaklar için nasıl bir misyon edinmiş durumdasınız?
Topluluğumuzun kuruluşundan bu yana süregelen iş kültürüne baktığınızda bir değerler bütünü görürsünüz. Bu kültür, Kurucumuz Merhum Nejat Eczacıbaşı’nın ellerinde hayat buldu, gelişti ve paydaşlarımızın ihtiyaç ve beklentilerine göre zaman içinde şekillendi. Çok zaman kurucular, güçlü kişilikleri ile kendi oluşturdukları kurumda güçlü bir kurum kimliği yaratırlar. Örneğin, bizim kurumumuzun kültüründe çok önemli bir yer tutan toplumsal yaşamın her alanında katkıda bulunmak ilkesi, kurucumuzun kendi kişisel tercihlerine dayanıyor.
Nejat Bey, “özel girişimde gerçek ölçünün, toplumun varlığını artırmadaki başarı düzeyi” olduğuna inanırdı. Kuruluşumuzdan bugüne, her faaliyetimizde bu inancın, bu anlayışın izlerine rastlayabilirsiniz. Hem kurumsal, hem de kişisel misyonumuzu bu çerçeve içinde görüyoruz.

Uluslararası sanat çevrelerinde saygı duyulan etkinliklerin arasında yer alan İstanbul Bienali, 30. yılını kutluyor. Bizlere, bienalin bu noktaya gelmesinde nasıl bir yolculuğunuz olduğunu anlatabilir misiniz?
İstanbul Bienali için ilk çalışmalar 1980’li yılların ortasında başladı. Uluslararası sanat dünyasından önemli isimlerin danışmanlığında çalışmalar yapıldı. İstanbul’un uluslararası sergiler için nasıl kullanılabileceği, çağdaş sanatın tarihsel bir perspektifle nasıl ele alınabileceği araştırıldı. Uzun çalışmaların ardından ilk bienal 1987’de düzenlendi.
Beral Madra’nın koordinatörlüğünde ilk bienal düzenlendiğinde Türkiye’deki izleyiciler Avrupa’daki güncel sanat akımlarına, hatta küratör, bienal gibi kelimelere, kavramlara bugünkü kadar aşina değildi. Bugün bienalin olmazsa olmaz öğelerinden olan mekâna özgü üretimler, tarihsel mekânların güncel sanatla yeniden keşfedilmesi de bu ilk bienalle gündeme gelmişti.
Yine Beral Madra tarafından gerçekleştirilen ikinci ve Vasıf Kortun yönetiminde düzenlenen üçüncü bienallerin ardından René Block’un küratörlüğünü üstlendiği dördüncü bienal Türkiye’nin çağdaş sanat alanında ilk kez bu ölçekte dış dünyaya açılması anlamında bir dönüm noktası oldu diyebilirim. Uluslararası sanat camiasının gözleri Türkiye’de gelişmelere çevrildi. Sonraki yıllarda da gerek Türkiye’den gerek uluslararası arenadan çok başarılı küratörler, her yeni bienalde dünyamızı farklı bir boyutta zenginleştiren, sanatsal ve düşünsel üretimi destekleyen ve ufkumuzu genişleten sergilere imza attılar.
İstanbul Bienali macerasının başlangıcından bugüne dek tam otuz yıl geçti. Bienal, 30 yılda yalnızca ülkemizin değil, tüm dünyanın en önemli güncel sanat etkinlikleri arasında kendine yer edindi. Dünya sanat çevrelerinin dikkatini Türkiye’ye çekti, ülkemizin kültür ve sanat yaşamını, sanatsal ve düşünsel üretimini destekledi. Belki de en önemlisi, hem izleyicilerin hem sanatçıların nefes alabileceği, özgür üretim ve ifade ortamları da yarattı.
Bir yandan etkinliğe katılım da çok arttı, izleyici sayılarımız 90’lı yılların sonunda ancak on binlerle ifade edilirken, artık yarım milyonlarla ifade ettiğimiz bir döneme geldik. Venedik Bienali’nin 122 yıldır düzenlendiği düşünülürse, İstanbul Bienali’nin otuz yıl gibi bir sürede yakaladığı başarı bizim için gurur verici.

New York Observer İstanbul Bienalini 2017’nin 10 sanat etkinliği arasında göstermiş. Benzeri gelişmelerin sizdeki yansıması ne oluyor?
Son yıllarda İstanbul Bienali’nin ulaştığı uluslararası başarı bizi gururlandırıyor. İstanbul Bienali ülkemizde ve bulunduğumuz coğrafyada düzenlenen en geniş çaplı uluslararası sanat sergisi olma özelliği taşıyor ve güncel sanatçıların uluslararası alanda tanınmaları konusunda önemli bir rol oynuyor. 2015’te gerçekleştirilen 14. İstanbul Bienali’nin açılış haftasında, uluslararası sanat çevrelerinden 5 bine yakın konuk İstanbul’a gelmiş, bienal 40’dan fazla ülkede 500’ün üzerinde habere konu olmuştu. Bienalin, Türkiye’nin ‘güncel sanat alanında düşünce üretiminde etkin rol alan bir ülke’ olarak yurt dışındaki tanıtımına önemli katkıda bulunduğuna inanıyoruz.
Bu sene de bienale büyük bir uluslararası ilgi var. 16 Eylül’de kapılarını açacak 15. İstanbul Bienali ile ilgili daha şimdiden 50’ye yakın ülkede 300’e yakın haber yer aldı. Dediğiniz gibi New York Observer “2017’nin 10 sanat etkinliği” arasında İstanbul Bienali’ni gösterdi. Newsweek dergisi Ocak ayında “2017’de uğruna seyahate çıkmaya değecek beş sergiden biri” olarak İstanbul Bienali’ni de saydı. Böyle haberlerin, Türkiye’nin ve İstanbul’un uluslararası kültür-sanat haritasında önemli bir istikamet olarak yer almasını sağlaması açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Bienal, küresel anlamda zorluklarla geçen bir yılın ardından uluslararası boyutta iyi şeyler konuşmak, olumlu ilişkiler geliştirmek için de önemli bir fırsat yaratıyor.