18.05.2018 20:26:24

Henüz 22 yaşındayken ilk işini kuran ve bugüne kadar 30’dan fazla şirketiyle gerçek bir girişimcilik örneği sergileyen Emin Hitay’la sanat eserlerinin başrolde olduğu Bebek’teki yalısında bir araya geldik. Hitay, başta gençler olmak üzere birçok kişiye örnek olabilecek hayatını ve bilinmeyenlerini sadece ALEM’e anlattı.

Röportaj Ceylan YENİACUN
Fotoğraf Ece OĞULTÜRK

Kısa bir süre önce Bebek’teki yalısında yakın dostlarının katıldığı çok özel bir partiyle 60. yaş gününü kutlayan Emin Hitay’la kedileri Jennifer, Bulut ve Efe’nin de eşlik ettiği çok özel bir çekim gerçekleştirdik. “Zorlukların bana heyecanımı kaybettirmesine izin vermedim” cümlesiyle yıllar içinde iş hayatında edindiği deneyimleri tüm samimiyetiyle özetleyen Hitay, girişimcilik ruhundan mıdır bilinmez geçmişi düşünerek yaşamayı sevmediğini, geleceğe bakmayı tercih ettiğinin sıkça altını çiziyor. Emin Hitay başarılı iş yaşamının yanı sıra koleksiyoner kimliğiyle de öne çıkan bir isim. “1986’de ilk resmimi aldım. O zaman “koleksiyoner olacağım” gibi bir düşüncem yoktu. Zamanla gelişti. Zamanla, topladığım işler de değişti. Kendi koleksiyonerlik anlayışım, kendi tarzım oluştu” diye özetliyor sanata olan düşkünlüğünü. Hitay’ın sanat tutkunlarına bir de sürprizi var. Başarılı iş insanı, sanat tarihçilerinden oluşan uzman bir ekip ile kitap hazırlığı içinde…

22 yaşında ilk şirketinizi kurdunuz. 38 yıldır yatırımcı ve girişimcisiniz… Yılların size kazandırdığı hayat dersleri neler oldu?
Ömür imtihanlarla geçen, bitmeyen bir okul… Doğrularla ve yanlışlarla, hatalarla gelişiyorsunuz, olgunlaşıyorsunuz. Michalengelo 87 yaşında “Hala öğreniyorum” demiş… Ben gençlik yıllarımdan itibaren, çalışarak, üreterek, öğrenerek, sürekli dünyayla iletişim kurarak yaşamak istedim.  Girişimcilik yolunu seçmek, sakin sulardan uzaklaşmak demektir. Bunun sonucunda çoğu insandan fazla risk alıyor, daha zor ve stresli bir hayata sahip oluyorsunuz. Mutlaka çok da hata yapıyorsunuz. Bana göre her hata, insanın gelişimi için aynı zamanda büyük bir şanstır. Önemli olanın, güçlü bir şekilde toparlanmak ve hızla yeniden başlamak olduğunu düşünüyorum. Bazen, “evet” diyorum zor yollardan geçmişim, uykusuz geceler, ailemden uzak zamanlar, insanı sağlığından edecek kadar stresli günler hatta aylar geçirmişim; ama hala hayata karşı aynı heyecanı duyuyorum. Hayatın kazandırdığı deneyimleri, armağan olarak gördüm ve zorlukların, bana heyecanımı kaybettirmesine izin vermedim. İş hayatımda farklı alanlarda girişimler ve yatırımlar yaptım, 30’dan fazla şirket kurdum. Bazılarının satışını gerçekleştirdim, bazılarındansa vazgeçtim. Bir kısmını ise Hitay Holding bünyesinde halen devam ettiriyoruz. Doğrusu, girişimcilik ekosisteminin bugünkü gibi bir vizyona sahip olmadığı o dönemde bu yolu seçmek, pek kolay değildi. Temelini çoğunlukla teknolojiden alan, Türkiye için yeni birçok sektörde daha önce bilinmeyen farklı iş kanallarının ve istihdamın oluşmasına zemin hazırladık. Bunları aynı zamanda ülkemizde girişimcilik kültürünün gelişmesi adına hizmet olarak görüyor ve bundan mutluluk duyuyorum. Geçmişi düşünerek yaşamayı sevmem, geleceğe bakmayı tercih ederim. Ama dünün dersleri ile yarına bakmak derseniz, hayat kimseyi hasarsız bırakmadığı gibi beni de değişik sınavlara tabi tuttu. Bazılarından kaldım ama galiba genel olarak iyi iş çıkardım. Dönüp bakınca, doğrularımın hatalarımdan fazla olduğunu görüyorum.

İş hayatınızda yaşadığınız pişmanlıklarınız var mı?
Olmaz mı... Bazı noktalarda doğru kararları verebilseydik, bugün daha başarılı şirketlerimiz olurdu. Öyle hatalar oluyor ki, sizi olduğunuz yere çakıyor. Onlarla büyümek, yola devam etmek çok zor olabiliyor. 38 senede bu gözler neler gördü... Nelson Mandela’nın çok sevdiğim bir sözü var: “Hayattaki en büyük zafer hiçbir zaman düşmemekte değil, her düştüğünde ayağa kalkmakta yatar.” Hatalar yapacaksınız, bazen pişmanlıklarınız da olacak ama her zaman yola devam edeceksiniz.

İş yaşamınızın dışında koleksiyoner kimliğinizle de öne çıkıyorsunuz. Koleksiyonerliğinizi nasıl tanımlarsınız?
Koleksiyonerliği muazzam bir disiplinle, belli kuralları takip ederek, profesyonel destek alarak yapan kıymetli isimlere saygım var. Ülkemizde sanatın hakkettiği değeri bulmasına katkıları büyük. Benim içinse koleksiyonerlik, iş yaşamından kendimi izole ettiğim; tamamen hobi olarak yaptığım bir uğraş. Sanatın seyircisi olmayı, takipçisi olmayı seviyorum. 1986’de ilk resmimi aldım. O zaman “koleksiyoner olacağım” gibi bir düşüncem yoktu. Zamanla gelişti. Zamanla, topladığım işler de değişti. Kendi koleksiyonerlik anlayışım, kendi tarzım oluştu.

PAYLAŞ