İLKBAHAR'DA AVRUPA

22.03.2018 13:27:36

Avrupa’nın güneyinde bahar bir başka güzel olur. Dalmaçya sahillerindeki Dubrovnik yeşilin envai rengiyle karşılar konuklarını. Fas’ın karşı kıyısında yer alan Cebelitarık’ın plajlarında hareket başlar. Sizi ilkbaharda Avrupa’nın en güzel duraklarına doğru bir geziye çıkarıyoruz

Serda BÜYÜKKOYUNCU
Fotoğraflar: Istock

İstanbul gibi Sevil’de de erguvanlar baharı selamlar, flamenko daha bir hoş gelir kulaklara. Malta’da balığın en iyisi baharda Marsaxlokk’da yenir, balıkçıların ağlarından masanıza gelir derya kuzuları. Cannes ise mayıs ortasındaki festivale hazırlanır, kırmızı halıda yürüyecekleri bir heyecan kaplar. Yunan mitolojisine göre bahar, Persephone’nin yeraltından yeryüzüne çıkış zamanıdır. Annesi Demeter öyle mutlu olur ki kızını görünce, her tarafı yeşilin renklerine boyar, doğa canlanır ve Akdeniz’in güneyi bahardan payına düşeni fazlasıyla alır.

DUBROVNIK
Kendi dillerinde Hrvatska diye geçen Hırvatistan bana göre Avrupa’nın en güzel ülkelerinden. Turistlerin son 15 yıldır keşfettikleri Hırvatistan Akdeniz’in parlayan yeni yıldızı. Ormanlar, adalar, Dalmaçya kıyıları, Akdeniz’in tertemiz sahilleri, ovalar, Alpler baharda bir başka güzel olur. Hırvatistan’da birbirinden güzel 1185 ada, 6000 kilometre sahil şeridi, yüzlerce marina ve çok sayıda milli park bu baharda sizi bekliyor.
Güneş senede 2600 saat ışıklarını cömertçe Hırvat topraklarına sunuyor. Mayıs ayında da etrafı ısıtmaya devam ediyor. Hırvatlar 17. yüzyılda taktıkları boyun bağına adlarını vermişler ve ortaya kravat çıkmış. İlk tükenmez ve dolma kalemi de 1906 yılında S. Penkala isimli Hırvat bir mühendis icat etmiş.

Dalmaçya sahillerindeki gözdelerim Zadar, Trogir, Split, Hvar, Brac ve Korcula adaları ve tabii ki Dubrovnik. George Bernard Shaw “Dünyada cenneti arayanlar Dubrovnik’e gelmeli.” demiş, ne de iyi etmiş. Çanakkale üzerine şiir yazan Lord Byron ise Dubrovnik’i “Adriyatik’in İncisi” olarak tanımlamış. Şehir tamamen surlarla çevrili, içine girdiğinizde dış dünyadan izole oluyorsunuz. Tarihi Dubrovnik’in (Stari Grad) sokaklarında dolaşmak, Barok ve Rönesans mimari tarzındaki muhteşem eserlerin arasında yürümek adeta geçmişin görkeminde kaybolmak gibi. Bir şehir bu kadar mı iyi korunur, üstelik onca savaşa rağmen? Venediklilerin geçmişteki katkısı dünyanın en güzel şehirlerinden birinin ortaya çıkmasını sağlamış.

CEBELİTARIK
Cebelitarık Tarık Dağı demek. 711 yılında, Tarık bin Ziyad Akdeniz’in Atlas Okyanusu’na açıldığı bu Boğaz’dan peşinde ordusu, İber Yarımadası’na geçmiş. Sonra da dönmek yok deyip gemileri yakmış aynı Sezen Aksu’nun şarkısında olduğu gibi. Karşısına çıkan Rock of Gibraltar’a da adı verilmiş Tarık’ın. Ülke çok önemli bir stratejik pozisyonda ve Akdeniz’in girişini kontrol ediyor, o yüzden tarih boyunca savaşların kurbanı olmuş.

Batı dillerinde Gibraltar olarak geçen Cebelitarık 1713’teki Utrecht Anlaşması ile İngiliz kolonisi haline gelmiş. 1967’deki referandumla İngiliz kolonisi olarak devam etme kararı almışlar. Ülkedeki en yüksek pozisyonda Kraliçe II. Elizabeth var. Vali kraliçe tarafından atanıyor. Dört yılda bir yapılan seçimlerle parlamentonun 17 üyesi belirleniyor, onlar 18. üyeyi seçip sözcü yapıyorlar.

İspanyollar geçtiğimiz yıllarda yapılan anlaşmalarla Cebelitarık’ın hava sahasını kısıtlamamaya, gümrük işlemlerini hızlandırmaya karar verdiler, karşılığında da Cebelitarık’ta çalışan İspanyollar için bazı haklar kazandılar. Cebelitarık’ın İspanya ile 12 kilometrelik sınırı var. Cebelitarık'ta gemi hizmetleri ve kıyı bankacılığı ekonominin can damarları. Kişi başına düşen gelirse 40.000$ civarında. 

SEVIL
Endülüs İspanya’nın bizim kültürümüze benzer izler taşıyan bir bölgesi. Eski camilerin Müslümanlık motifleri muhafaza edilerek kiliselere çevrildiği, bizde de kullanılan bazı Arapça sözcüklerin gündelik dile girdiği, flamenkosu dünyaca meşhur Endülüs, folklorik açıdan büyük bir zenginliğe sahip.

Sevil geçmişin zenginliğini bugünün şıklığıyla harmanlamış zarif bir şehir. Guadalquivir Nehri üzerinde yer alan Arapların Izvilla’sı İspanyolca’ya da Sevilla (İspanyollar iki “l” yan yana gelince “y” okuyorlar) olarak geçmiş. Şehir o kadar güzel ki birçok sanatçıya da ilham kaynağı olmuş. Ünlü ressamlar Murillo ve Velazquez burada eserler vermiş, Cervantes Don Kişot’u Sevil Hapishanesi’nde yazmış. Carmen (Bizet), Sevil Berberi (Rossini), İspanyolca adı Don Juan olan Don Giovanni(Mozart), Fidelio (Beethoven) bu şehirde geçen operalardan aklıma ilk gelenler. Amerika’nın keşif seferlerinin başlangıç yeri olan Sevil, bugün 750 bin nüfuslu bir kültür merkezi.

MALTA
Akdeniz coğrafyasında adeta bir nokta gibi olan Malta önemli bir stratejik konuma sahip, bu yüzden tarih boyunca hem denizciler hem de korsanlar için çok önemli bir rol oynamış. Sicilya’nın 93 kilometre güneyinde yer alan ülke üç bölümden oluşuyor: Malta, Gozo ve Comino Adaları. Avrupa Birliği’ne üye olan ama belli yerleri insana Kuzey Afrika’yı hatırlatan Malta, özellikle bahar aylarında diğer Avrupa ülkelerine göre daha uygun fiyatlı. 

Malta dili Arapça ve İbranice gibi semitik kökenli ama Latin alfabesiyle yazılıyor. Arapça etkisi çok belirgin. Şehir girişlerindeki tabelalar “Merhaba” diye sizi selamlıyor. İngilizce ikinci resmi dil olarak kullanıldığından lisan problemi yaşanmıyor. Adanın tarihi Kanuni ile değişmiş. St. John Şövalyeleri Rodos’ta Osmanlılara yenilince, İspanyol Kralı 5. Charles adayı şövalyelere vermiş. Kira bedeli olarak da her yıl iki Malta Şahini istemiş! Osmanlılar şövalyelere Malta’da da huzur vermemiş, adayı kuşatmışlar ama alamamışlar. Etrafta bu “Büyük Kuşatma” ile ilgili bir sürü şey görüyorsunuz, neredeyse tarihlerindeki en önemli olay. 1565’de Kanuni’nin 180 gemi ve 30 bin denizci ile yaptığı bu kuşatmada Osmanlılara karşı zafer kazanan komutanın adı başkent Valletta’ya verilmiş. Malta’nın tarihini anlatan ve Malta Experience dedikleri bir gösteride Osmanlılara önemli bir yer ayrılmış. Adada 1565 adını taşıyan bir içecek bile var. 1814’de İngiltere’nin bir parçası haline gelen ada bağımsızlığına ancak 1964’te kavuşmuş.

Başkent Valletta’yı St.John şövalyeleri Türkler gelir korkusuyla inşa etmiş. Şehirde 16. yüzyıl mimarisi hala egemen. Malta hükümetinin merkezi olan ve yarımada üzerindeki bir tepede yer alan şehir Grand Harbour (Büyük Liman) ile Marsamxett limanlarına bakıyor. İtalya’dan gelen feribotlar Büyük Liman’a yanaşıyor ve oradan 15 dakikalık bir tırmanışla şehre ulaşabiliyorsunuz. 

CANNES
Ilıman iklimi, birkaç yüz kilometreye yayılmış dünyaca ünlü şehirleri ve Akdeniz’in mavisi bu lacivert sahillerde sizi bekliyor.

Mayıs ortalarında Cannes’da yapılan Cannes Film Festivali şehrin en önemli olayı. Festivale sadece davetliler katılıyor ama kapısında beklerseniz ünlü yıldızlara el sallayabilirsiniz. Cannes’da ilk film festivali 1946 yılında yapılmış. Festivaller Sarayı, (Palais des Festivals et des Congrès de Cannes) ünlü Cannes Film Festivali başta olmak üzere, birçok farklı organizasyonun yapıldığı, merkezde sahilde yer alan büyük bina. Binanın sağına doğru yat limanı uzanıyor. Koyun batı ucundan hemen sonra daha sakin plajlar başlıyor.

Doğu’ya doğru giderseniz ünlü Croisette Bulvarı’nda buluyorsunuz kendinizi. Palm Beach’e kadar, sıra sıra ünlü oteller, restoranlar, herkesin akın ettiği plajlar ve kafeler var. Halka açık en iyi plajlar Plages du Midi ve Plages de la Bocca en gözde markaların olduğu Grey Street, Hilton yakınlarında yer alıyor. Cannes’da, merkezde zaman zaman antika pazarı kurulan meydanın hemen arkasında, Nice’tekine oranla daha kısa ama ilginç bir yaya yolu da (Zone Pietonne) bulunuyor. Daha kapsamlı bir alışveriş için ise birkaç kilometre boyunca uzanan Rue d’Antibe’a uğrayın.