-->

SADBERK HANIM MÜZESİ MÜDÜRÜ HÜLYA BİLGİ

“Bazı eserlerin üzerindeki damgaların, bezeme tekniklerinin araştırılması, üzerindeki taşların incelenmesi oldukça zahmetli ancak bir o kadar da heyecan verici oldu.”

Sadberk Hanım Müzesi’nin 35. kuruluş yıldönümü vesilesi ile düzenlediği “Cevher” adlı sergide, müzenin Türk-İslam bölümünde yer alan mineli ve murassa eserler, görenlerde hayranlık uyandırıyor. Sergide, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuyumculuk beğenisini yansıtan elmas, zümrüt ve yakut gibi değerli taşlarla süslenmiş murassa eşyalar ile ince işçilikleri ile birer mücevher niteliği taşıyan mineli eserler yer alıyor. Sadberk Hanım Müzesi Müdürü Hülya Bilgi ile “Cevher” sergisi, müzenin temellerini atan rahmetli Sadberk Koç ve müzeye büyük emeği geçen kızı Sevgi Gönül üzerine keyifli bir söyleşi yaptık.


Sadberk Hanım adına kurulan bu özel müze, İstanbul’un kültür yaşamının vazgeçilmez parçalarından biri oldu. Bu müze ilk kurulduğunda Sadberk Koç’a ait koleksiyon mu sergilenmişti, hangi eserler yer almıştı?
Sadberk Hanım Müzesi, Vehbi Koç’un eşi Sadberk Koç’un kişisel koleksiyonunu sergilemek üzere 1980 tarihinde ziyarete açılmış Türkiye’nin ilk özel müzesidir. Koleksiyonda sergilenen eserlere geçmeden önce Sadberk Hanım’ın bu koleksiyonunu nasıl oluşturduğuna kısaca değinmek isterim. Sadberk Koç, aileden gelen güzel sanatlar ve eski eser merakıyla, gençlik yıllarından itibaren Türk işlemeleri ve Osmanlı kadın kıyafetlerini toplamaya başlamıştı. Boş zamanlarında Ankara’da ve bilhassa İstanbul’da Kapalıçarşı’daki antikacılara gider, Türk işlemelerini toplar ve bunların türleri, yöreleri ve yapıldığı tarihler hakkında bilgi almaya çalışırdı. Bazen bu gezilerinde çocuklarını da yanında götürürdü. Zamanla işlemelerin yanında Osmanlı sanat eserlerine de ilgi duyarak tuğralı gümüşler, porselenler, tespih ve kaşıklar gibi eserleri de toplamıştır.

 

Ömrü boyunca titizlikle topladığı bu eserleri, zamanla büyük bir koleksiyon haline dönüştürdü. Yurt dışında gezdiği müzelerden, özellikle de Atina’daki Benaki Müzesi’nden çok etkilenmiş ve bir an evvel bir müze kurup, bu eserleri sergilemek ve başkalarıyla paylaşmak istiyordu. Ancak Türkiye’de kanunen “özel müzecilik” diye bir kavram mevcut değildi. Bu eserleri kendi adını taşıyacak bir müzede sergilenmesi, hayatının son günlerine kadar en büyük arzularından biri olmuştur. Ancak ömrü bu arzusunu gerçekleştirmeye yetmedi. 23 Kasım 1973 tarihindeki vefatından sonra Koç Ailesi ve Vehbi Koç Vakfı Sadberk Hanım Müzesi’nin arzusunu yerine getirdiler. Başlangıçta sergilenen ve muhafaza edilen yaklaşık üç bin beşyüz eserden oluşan Sadberk Koç’un kişisel koleksiyonu içinde Osmanlı dönemi kadın kıyafetleri, işlemeleri, Türk ve Avrupa porselenleri ile tuğralı Osmanlı gümüşleri yer alıyordu. Zaman içinde hibe ve satın almalarla koleksiyon gün geçtikçe çeşitlenmiş ve zenginleşmiştir. Sadberk Hanım Müzesi bugün ondokuz bini aşkın eseri bünyesinde toplamaktadır. Bu eserler arasında, M.Ö. 6. bin yıllarından Bizans dönemi sonuna kadar Anadolu’da yaşayan uygarlıkların maddî kültür kalıntılarını yansıtan arkeolojik eserler ile Selçuklu, Eyyubî, Memlûk, Safavi eserleri, Osmanlı pazarı için yapılmış Avrupa, Uzak ve Yakın Doğu eserleri ile Osmanlı dönemi dokumaları, kıyafetleri, işlemeleri, seramik, maden ve hat eserleri sayılabilir.

 

 

Rahmetli Sevgi Gönül de sağlığında bu müzeye çok emek vermişti; müzede bir de Sevgi Gönül Binası var, bundan da bahseder misiniz?

Vehbi Koç ile Sadberk Hanım’ın ortanca kızları olan, eski eserlere ve sanata düşkünlüğü ile bilinen Sevgi Gönül, Koç Ailesi adına annesinin müze hayalini gerçekleştirme görevini üstlenmiş ve müzenin kuruluş çalışmalarının ardından müze İcra Komitesi Başkanlığı’nı 2003 yılındaki vefatına kadar sürdürmüştür. Gerek vizyonu gerekse uluslararası bilim dünyası ve sanat camiası ile kurduğu iyi ilişkiler müzenin gelişimine ve tanınmasına önemli katkı sağlamıştır. Annesi Sadberk Hanım’ın merakı olması nedeniyle, Sevgi Gönül’e de sirayet eden işleme ve kıyafet türünden eserlere olan ilgisi sayesinde, işleme ve kıyafet koleksiyonu oldukça zenginleşmiştir. Bunun yanında İznik çini ve seramik koleksiyonuna da özel bir ilgi göstermiştir.

 

Sevgi Gönül, gerek yurt içi gerekse yurt dışında düzenlenen müzayedelere çıkarılmış İznik çini ve seramik eserlerinin müzeye ve ülkesine kazandırılması konusunda büyük gayret içinde olup, bir nevi bunu kendine misyon edinmiştir. Özellikle yurtdışında düzenlenen müzayedelere çıkarılmış eserleri satın alarak, bu eserlerin ait oldukları topraklara geri getirilmesinde büyük rol oynamıştır. 1983 yılında, koleksiyoner Hüseyin Kocabaş’ın eserlerinin müzeye kazandırılması ile Sadberk Hanım Müzesi’nde zengin bir arkeoloji bölümü oluşturulmuş ve bu eserler 1988 yılında ziyarete açılan ek binada sergilenmiştir. Eserlerin çağdaş bir müzecilik anlayışı içinde ziyaretçilerin hizmetine sunulmuş olmasından dolayı Sadberk Hanım Müzesi “Europa Nostra” ödülünü kazanmıştır. Bu çabalarından dolayı Vehbi Koç Vakfı, müzenin arkeoloji bölümünün yer aldığı binayı Sevgi Gönül’e ithaf etmiştir. Bugün bu yapı “Sevgi Gönül Binası” olarak anılmaktadır.

 

Azaryan Yalısı’nda hangi eserler yer alıyor? Osmanlı dönemi kıyafetleri ve işlemeleri koleksiyonu nasıl oluşturuldu, bunların kullanmış kişilerin her birinin hikayesi olmalı?

Sadberk Hanım Müzesi koleksiyonu, iki ayrı yapı içinde yer alıyor. Bunlardan birincisi, 19. yüzyıl sonlarında inşa edilmiş ve üslup olarak Avrupa geleneksel mimarisinden örnek alınarak yapılan “Azaryan Yalısı”dır. Yalı, 1950’de Koç Ailesi tarafından satın alınmış ve müzeye dönüştürülmesine karar verilmiş, 1978 yılına kadar da yazlık olarak kullanılmıştır. 1978-1980 yılları arasında, Sedat Hakkı Eldem’in hazırladığı restorasyon projesinin uygulanmasıyla müzeye dönüştürülmüş ve 14 Ekim 1980 tarihinde de ziyarete açılmıştır. Şu anda müzenin Türk-İslam bölümü Azaryan Yalısı’nda yer almaktadır. İlk katta Erken İslam, Selçuklu, Eyyubî, Memlûk, Timur ve Safevi dönemlerine ait maden, seramik ve cam eserler ile Osmanlı dönemi maden, seramik eserleri, Çin ve Avrupa porselenleri sergilenmektedir.

 

 

 

Müzenin zengin Osmanlı seramik koleksiyonu içinde yer alan İznik çini ve seramik koleksiyonu, müze koleksiyonu içinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Sergi salonlarında, 15. yüzyılın sonundan 17. yüzyılın ortalarına kadar İznik çini ve seramik sanatının gelişimi seçkin örneklerle kronolojik bir düzende izlenebilmektedir. Osmanlı seramik sanatının 18. yüzyıl - 20. yüzyıl arasındaki gelişimi ise Kütahya ve Çanakkale seramiklerinin sergilendiği vitrinlerde görülebilir. Azaryan Yalısı’nın ikinci katında, Osmanlı dokumaları, işlemeleri ve kadın kıyafetlerinden oluşan zengin koleksiyon ile Osmanlı hat ve tezhip sanatından örnekler sergilenmektedir. Ayrıca bu katta Türk gelenek ve göreneklerinde yer alan kına gecesi, hamam ve sünnet töreni mizansenlerle ziyaretçilere tanıtılmaya çalışılmaktadır.

 

Vehbi Koç Vakfı Sadberk Hanım Müzesi kuruluşunun 35. yılını muhteşem “Cevher” sergisiyle kutluyor. Sergi, tarihin pırıltılı bir dönemine yolculuk yaptırıyor. Bu sergide sizi en çok etkileyen parçalar hangileri?

Sadberk Hanım Müzesi’nin 35. kuruluş yıl dönümü vesilesi ile düzenlediği “Cevher” adlı sergide, müzenin Türk-İslam bölümünde yer alan mineli ve murassa eserlerinin tanıtılması amaçlanmıştır. Sergide, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuyumculuk beğenisini yansıtan elmas, zümrüt ve yakut gibi değerli taşlarla süslenmiş murassa eşyalar ile ince işçilikleri ile birer mücevher niteliği taşıyan mineli eserlere yer verilmiştir. Bunlar arasında kemer tokası, yazı kutusu, divit, kaşık, fincan zarfı, sakızlık, şerbetlik, cep saati, yelpaze, sineklik, tütün çubuğu, enfiye kutusu, broş, nişan ve terlik gibi farklı türde eserler sayılabilir. Osmanlı döneminin birçok sanat ve zanaat alanında olduğu gibi kuyumculuk işlerinde de halk işi ve saray işi olarak tabir edilen bir ayrım göze çarpar.

 

Sadberk Hanım Müzesi’nde sergilenen mineli ve murassa eserler, sarayın beğenisi ile paralellik göstermekte ve büyük ölçüde saray çevresine yakın bir zümre tarafından kullanılmış olan eşya ve takılardan oluşmaktadır. Sergide yer alan eserler arasında bir seçim yapmak elbette zor. Her eserin biz müzeciler için ayrı bir önemi ve değeri vardır. Ancak bunlar içerisinde eğer bir eser daha nadir rastlanan türdense, üzerindeki damgası ve yazısı ile bize yapıldıkları döneme ilişkin bir bilgi veriyorsa ya da bir hikayesi varsa kuşkusuz bu eserler biz müze araştırmacılarını ve sergi küratörlerini daha bir farklı heyecanlandırıyor.

 

 

“Cevher” sergisindeki önemli eşyalardan bahseder misiniz; örneğin hazinedarın çantası?

“Cevher” sergisinde yer alan ve Sultan II. Abdülhamid tuğralı, saray hareminin en yüksek görevlisi olan bir hazinedar ustaya ait olan çanta, Osmanlı dönemi hazine teşkilatlanmasındaki uygulamaları yansıtan çarpıcı bir örnektir. Deri üzerine kadife kaplı olup gümüş aplikelerle süslenmiş, merkezindeki gümüş plakada eski Türkçe “Devletlü Hazinedar Usta” ibaresi ve 1893 tarihi bulunan bu görkemli eser, Osmanlı’nın son döneminde sarayın altınlarının ve mücevherlerinin hazinedar usta tarafından korunaklı bir şekilde taşınması için yapılmıştır. Bir başka nadide eserimiz ise benzer bir örneği Topkapı Sarayı Müzesi koleksiyonunda bulunan Sultan Abdülaziz dönemine ait bağa yazı kutusudur. İçinde mine ve yaldızla süslenmiş hokka takımı bulunmaktadır. Osmanlı toplumu içerisinde hattatların ve hat sanatının ayrıcalıklı bir yerinin olması, yazıya dair alet ve malzemelerin de özenli olmasını sağlamıştır. Bu tür ince işçilikli yazı takımları, padişahların hazinelerinde bulundurdukları, hanım sultanların da çeyizlerine dâhil ettikleri önemsenen eşyalardan olmuştur.

 

Bir de kemer tokası var.

Serginin en erken tarihli eserlerinden biri olan, yeşim paftalar üzerine altın yuvalı lâller ile bezeli 16. yüzyıl sonlarına ait bir kemer tokası ise Osmanlı klasik dönem kuyumculuk beğenisini en iyi şekilde yansıtan örneklerdendir. Bu eserler dışında sergide önemli bir grubu renkli mine ve değerli taşlarla bezeli enfiye kutuları ve cep saatleri oluşturur. Gerek cep saatleri gerekse enfiye kutuları Osmanlı’da itibar gören diplomatik hediyelerden olmuş ve bir aksesuar gibi taşınmıştır. Sergide yer alan örnekler, imparatorluğun geç döneminde, Osmanlı’nın zevkine uygun olarak Avrupa’da üretilen kuyum işlerinin imparatorluk içerisinde yaygın olarak kullanıldığını açıkça göstermektedir.

 

Böylesi bir sergi hazırlamanın güçlükleri neler? Sergide Osmanlı’nın kuyumculuk zevkini yansıtan değerli taşlarla bezenmiş eserler yer alıyor. Bu eserler hangi döneme ait bilgi verir misiniz?

Müzede sergi hazırlarken, önceliği koleksiyonumuzda yer alan eserlere veriyoruz. Belli temalar üzerine, depoda yer alan ve mekân kısıtlaması nedeniyle daha önce sergileme imkânı olmayan eserlerimizi bu sergiler vasıtasıyla ziyaretçilerimizle buluşturuyoruz. “Cevher” sergimiz de müze koleksiyonumuzda yer alan eserlerden oluşmaktadır. Bu nedenle sergi hazırlık aşamasında eserler üzerinde zaman kısıtlaması olmadan rahatça çalışabildik ve bu durum bizim için büyük bir avantajdı. Diğer sergilerde olduğu gibi bu sergi için de eserlerimizi büyük bir itina ile sergiye hazırladık. Bütün eserler konservatörlerimiz tarafından tek tek gözden geçirilerek bakımları yapıldı ve sergilenmeye hazır hale getirildi.

 

“Cevher” sergisinde yer alan eserler 16 yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın ilk yarısı arasındaki geniş bir tarih aralığında, Osmanlı topraklarında veya Osmanlı zevkine uygun olarak Avrupa’da üretilmiş eserlerden oluşmaktadır. Bunlar, Osmanlı üretimi olan eserlerin aksine Türkiye’de üzerinde araştırmanın en az yapıldığı eser grubunu oluşturuyor. Bu nedenle eserlerin yayına hazırlanması uzun soluklu bir çalışma gerektiriyordu. Bazı eserlerin üzerindeki damgaların, bezeme tekniklerinin araştırılması, üzerindeki taşların incelenmesi oldukça zahmetli ancak bir o kadar da heyecan verici oldu. Bu süreçte mekanik saatler, değerli taşlar, Osmanlı dönemi nişanları gibi farklı konularda uzmanlaşmış kişilerden de destek aldık. Bunun yanı sıra sergideki eserlerin bir bölümünü hibe eserler oluşturuyor. Kişiler, aile yadigârı olan eşyalarını, gelecek kuşaklara en iyi şekilde korunarak ulaşacağından emin olarak müzemize güvenle getiriyorlar. Bu nedenle hibe edilen eserler bizim için ayrı bir önem taşıyor ve bunları sergilemekten de büyük bir memnuniyet duyuyor ve bu sergi ile bir nevi bağışçılarımıza teşekkürlerimizi sunuyoruz.

 

Röportaj: Fatih ŞAHİN

Fotoğraflar: Bayazıt ŞİMŞEK