HOLLYWOOD’UN YILDIZ İSMİ JONATHAN KITE

“Türk yapımı izlemeyi çok istiyorum. Buradaki insanlar çok eğlenceli, mutlaka komedileri de ilginçtir.”

Dünyanın her yerinde büyük ilgiyle izlenen 2 Broke Girls dizisinin başrol oyuncusu Jonathan Kite ALEM'in davetlisi olarak İstanbul’daydı. Şehri büyük bir keyifle gezen Kite, Türkiye’de sadece ALEM’in sorularını yanıtladı. 


Herkesin oyunculuğa başlama hikâyesi ilham vericidir. Sizinki nasıl oldu?
Küçük bir çocukken yeteneğimden söz edenler oluyordu. Bunun üzerine ‘Alice Harikalar Diyarında’ müzikalinde kediyi canlandırmıştım. Kedinin büyük bir gülüşü vardı. Bu çok komikti çünkü dar bir ağzım vardı. Güldüğüm zaman ufak bir gülüş oluyordu. İlk oyunculuğa orada başladım. Üniversiteye gittiğimde birçok film izledim. Filmlerle büyüdüm. Çok fazla eski film izledim. Babamın birçok eski klasik filmleri vardı. Eski radyo programları dinlerdim. Bunlar gerçekten bana ilham verdi. Daha sonraki yıllar çok fazla stand-up komedi izledim. Illinois – Chicago’da büyüdüm. Burada tiyatro çevresi iyiydi, büyük komedyenler ve tiyatrolar vardı. Orada büyüdüğüm için çok şanslıydım. Ve sonra Los Angeles’a taşındım. 10 yıldır da burada yaşıyorum.


2 Broke Girls dizisi öncesi de önemli rolleriniz vardı. Fakat bu dizi dünyada sizi fenomen haline getirdi. Diziden sonra hayatınız da neler değişti?
Bir aktör hiçbir zaman hangi işe sahip olacağını bilemez. Sürekli bir sonraki işini araştırır. Bunu düşünmek çok hoştur. Biz de bunu biliyorduk. Her sezon o yılı düşündük. Sezon sezon ilerledik. Çok fazla yoğundum, güzel bir ekiple çalıştık. Birçok insanın sahip olamayacağı bir fırsattı. Bu bana birçok kapıyı açtı. Dizinin tüm dünyada geniş kitlelere ulaştığını seyahatlerimde görüyorum. Stand-up komedilerime dizi sonrası tüm dünyada talep oldu. Bu şov devam ederken dünyanın birçok yerini seyahat etme fırsatım oldu. Türkiye’ye de geldim. Bunları daha önce yapmamıştım. Farklı fırsatlar yaratıldığı için çok şanslıyım.


Oleg karakteri ile ortak noktalarınız var mı?
İkimizin de saçları kestane rengi. İkimiz de hırslıyız. Bir şeyi istiyorsak peşinden gidiyoruz. Uzun süre bu rolü canlandırınca o karakter sana, sen de karaktere giriyorsun. Oleg‘le tutkularımız ortak gibi. Oleg’in Sophie ile bir ilişkisi var ve o da onu istiyor. Benim gibi amaçlarını gerçekleştirmek isteyen bir karakter. Bu açıdan bakacak olursak ikimiz de hırslı ve tutkulu karakterleriz…


Geçen sene Türkiye’ye geldiğinizde bir dönerci ile çekilmiş fotoğrafınız var. O fotoğrafın hikâyesini anlatır mısınız?
Taksim’de kalıyordum, meydanın orada. Arkadaşımla geri dönüp döner kesmek istedik. Döneri çevirmesi, ince bir şekilde kesmesi bana çok eğlenceli bir iş geldi. Döneri kesmek için bana izin verdiler. Eminim onlar çılgın bir Amerikalı'nın dönere dokunmak istemesi diye düşündüler.

 


İstanbul'da en çok nereyi beğendiniz?
Gerçekten Taksim’i çok sevdim. İlk geldiğimde de Taksim’de kalmıştım. Bunun yanı sıra Sultanahmet ve Ayasofya’yı çok beğendim. Topkapı Sarayı da muhteşemdi. Biz Amerika’da bu tip tarihi yapılara sahip değiliz. Buradaki mimariye hayran kaldım. Bu binaların yüzlerce hatta bin yıl önce yapıldığını düşünecek olursanız ‘vavv’ diyorsunuz. Bunları insanlara anlatmak, fotoğrafları göstermek çok eğlenceli olacaktır. İnternetten daha önce de görmüştüm ama gerçeği bambaşka güzel. İnsanların buraya gelip ilham almaları çok normal. Buradaki mimariyi ve tarihi binaları incelemek keyifliydi.


İzlediğiniz Türk dizisi veya filmi var mı?
Hayır daha önce herhangi bir Türk dizisi izlemedim. Burada kaldığımda da çok fazla otel odasında olmuyorum. Gezmeye çalışıyorum. THY seyahatlerimde de genellikle uyuyorum. Bu tür işleri Amerika’da da yapmaktan hoşlanmıyorum. Ancak Türk yapımı izlemeyi çok istiyorum, eminim çok güzeldir. Bir Türk komedisi izlemek isterim. Buradaki insanlar çok eğlenceli. Mutlaka komedileri de ilginçtir. Fakat taksideyken çok fazla Türk müziği dinledim. 


Türk müziğini beğendiniz mi?
Sözlerini anlamadığım için bir şey diyemeyeceğim. Ama kötü olmadığını, kulağımın git gide alıştığını söyleyebilirim. Türk arkadaşlarıma, erken saatlerde müziklerin duygusal oluşunun sebebini sorduğumda bana "Geleneksel olarak üzüntümüz olduğunda, sevgilimizden ayrılınca bu tip müziklerin çaldığı yerlere gideriz” demişti. Bu bana çok farklı geldi.


Bir Türk filminde oynamak ister misiniz?
Taksim’de gezerken büyük bir poster gördüm. Üzerinde 1890 yazıyordu. Tarihi bir filmdi sanırım. Türkiye’de ilginç hikâyelerin olduğunu, zengin bir tarihi olduğunu düşünüyorum. Ama Türkçem yok. Bunu aşabilirsem bir yapımda oynamak, bunun parçası olmak isterim.


Hangi tür filmlerde, hangi yönetmenlerle çalışmak istersiniz?
TV dizisi ve film senaryolarında en çok önem verdiğim şey hikâye ve tutkudur. Benim için öncelik budur. Farkındaysanız benim oynadığım rolün de tutkusu çok yüksek. Her şeyden önemli olan hikayenin anlatış biçimidir. Aslında çalışmaktan zevk aldığım birçok isim var. En sevdiğim Martin Scorsese ve J. J. Abrams. Bunların dışında elinde iyi bir hikâye olup, politik bir duruşu da olan isimsiz kişilerin de hikâyelerinde heyecanla çalışırım. Bu tip hikayeler ilginç oluyor. Biliyorsunuz ‘2 Broke Girls’ dizisinde oynuyorum. Dizide komedi dışında orada 2 kadının çabası var. İkisi farklı dünyalarını diziyle birleştiriyor. Bir başka çalışmayı sevdiğim yönetmen David Russell. Benim oynayacağım rol komedi, drama, macera çok fark etmez, önemli olan hikâye. 


Türk arkadaşlarınız olduğunu da biliyoruz. Mesela Demet Öger… Kendisiyle olan arkadaşlığınızdan bahseder misiniz?
Demet ile tanıştığım için çok şanslıyım. 2 Broke Girls öncesinde tanışmamıştık.1,5 yıl önce İstanbul’a geldiğimde ortak arkadaşımız Darren Darnborough vasıtasıyla iletişime geçtik. Bizi moda haftasına davet etti ve ben de çok merak ediyordum. Ona nezaketinden dolayı çok minnettarım. Kendisi çok önemli bir iş kadını ve özel bir insan. Onunla çalışmak her zaman keyifli. Yoğun programından dolayı bize katılamadı. Şu an Amerika’da ve ben Türkiye’deyim. Şubat ayında Los Angeles’ da buluşacağız.

 

Röportaj: Büşra ŞAHİN
Fotoğraf: Oğuz Birkardeşler