-->

EROL DENEÇ FANTASTİK REALİST TARZIN ÖNCÜSÜ

İş Sanat Kibele Galerisi, fantastik gerçekçilik tarzının dünya çapındaki ilk Türk temsilcisi Erol Deneç’in 55 yıllık sanat yaşamını gözler önüne seren retrospektif sergisine ev sahipliği yapıyor. 

Viyana’daki Albertina ve Belvedere Müzelerinin yanı sıra Viyana Şehir Koleksiyonu ile Almanya, Avusturya, Fransa, İtalya ve Türkiye’deki bazı özel koleksiyonlarda eserleri bulunan Erol Deneç’in terrospektif sergisi İş Sanat Kibele Galerisi’nde 18 Şubat’a kadar ziyaret edilebilir. Genç bir ressamken Viyana’ya özel davet alan sanatçı 24 yıl Viyana’da yaşadığı sürede sanat çevrelerinin büyük ilgisini gördü. Erol Deneç ile sergisinin açılışı öncesi sanat üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.


Sanat sizin için ne ifade ediyor?
Sanat sanat için mi yoksa halk için mi? diye sorulur. Bence sanat sanat için ama dolayısıyla halkı ilgilendiriyor. Sanat içsel bir mecburiyet ve aşk demek.


Sanat yaşamınıza ne zaman ve nasıl başladınız?
Bundan 55 yıl evvel başladım. Herkes kendine gideceği bir yol bulmuş. Ben ise "Ne yapmalıyım?" diye düşünürken, resim yapmaya karar verdim ve Güzel Sanatlar Fakültesi’nde okumaya başladım. Bir gün yaptığım resmi gören, Viyana Fantastik Resim Okulu’nun kurucularından Ernst Fuchs’un davetiyle Viyana’ya gittim ve ilk sergilerini açtım. Ernst Fush fantastik resmin öncüsü olarak benim yaptığım resimi çok beğenince bana bir mektup gönderdi. “Ünlü olmak istiyorsanız hemen gelin ve galerimde resimlerinizi sergileyelim.” yazmış. Mektubun içine bir tren bileti ve cep harçlığı da eklemiş. Sene 1964’tü.


Viyana’da nasıl bir ortamla karşılaştınız?
Ben hiç amatörlük yaşamadım, hemen profesyonel ressamlar ile çalışma imkanı buldum. Almanca bilmiyordum fakat hayatımı idam etmek için temel cümleler kurmaya mecburdum. Her geçen gün birkaç kelime daha öğrendim. İlk sergim açıldığında sergiye giyecek kıyafetim yoktu. Gece 23:00’de herkes gidince galeriye gittim ve serginin çok kalabalık olduğunu duyarak çok sevindim. Resimlerim çok beğenilmiş. Ertesi gün sokakta imza veriyordum. Viyana küçük bir merkez olduğu için serginin başarısı hemen duyulmuş.

 


Dilinizi nasıl geliştirdiniz?
Viyana’da Havelka adında sanatçılar kahvesi vardır. Japonya’dan, Amerika’dan dünyanın her yerinden sanatçılar gelirler ve orada buluşurlar. Oradaki sanatçılar ile sohbet ederek dilim gelişti.Sekiz yıl sonra Viyana’da bir sanat kitabı çıkardım.


Halkın sanata ilgisi nasıldı?
Viyana'da halk sanata çok düşkün. Ellerinde lupler ile resimleri incelerler. Bazen burada insanlar sergileri koşarak geziyor o zaman çok üzülüyorum. 0rada insanlar resimleri ayrıntıları ile incelerler.


Fantastik resim yapma arzusu sizde nasıl şekillendi?
Bu aslında yaradılış ile ilgili. 50’li yıllarda Ekspresyonistlerden sonra birçok “izm” geldi. Dadaizm, Fütürizm gibi. Pek çok moda akımı geldi geçti. Sürrealizm ise mağra devrinden beri var. Modası hiç geçmiyor çünkü kabuk değiştiriyor. Aşrırı teknik yetenek ve hayal gücü fantastik resim için gerekli iki unsur. Bazı insanlara bu dünyadaki görüntüler yetmiyor. Fantastik resim yapma isteği özden kaynaklanıyor. Dünyada her şeyin bir sınırı var, evrenin de sınırı var ama hayal gücünün sınırı yok. İç alem o kadar derin ki bazı insanlar bunu keşfetmekten de korkuyor. İç alemimiz çok derin ve gizemli. Bazı filmler görüyoruz fantastik görüntüler bazen korkunç geliyor ama o görüntüler bir o kadar da enteresan.


Fantastik realizm dünyada nasıl karşılanıyor?
Şu anda bütün dünyayı sarmış durumda. Balkanlarda o kadar şahane sanatçılar var ki. İran ve Çin’de de aynı şekilde. 


Bu akımın başlangıcında var olan bir ressam olarak fantastik resmin sürecini anlatır mısınız?
Bu akım 50’li yıllarda Viyana’da başladı. 10 sene sonra ben devreye girmiş oldum. Viyana Fantastik Resimler Müzesi’nin müdürü “Siz bu ekolün öncülerindensiniz.” dedi. Ben de ondan duyunca sadece Türkiye’de değil dünyada da bu tarzın öncülerinden biri olduğumu öğrendim. Viyana Akademisi’nin profesörü Anton Lehmden der ki “Biz fantastik resim yaptık ama sen Viyana’ya ekspresif fantastik resmi getirdin.”


1950’lerde Viyana’da resim sanatı nasıl bir dönemdeydi?
Boş çerçeveleri, kirletilmiş çorapları sanat diye satanlar oldu. Bir dönem estetikten ve beceriden uzak şeyler sanat diye satıldı. Benim üstat olarak kabul ettiğim sanatçılar 1950’lerde bu durumu görünce “Acaba sanat bitti mi?“ diye sorgulamışlar ve unutulmuş klasik resim tekniklerini tekrar ön plana çıkararak, bugüne hitap eden ama geçmiş resim kültüründen faydalanan eserler ortaya koydular. İlk başta tepkiyle karşılansalar da kısa zamanda çok büyük ün sahibi oldular.


İstanbul’da nerede ders verdiniz?
İstanbul Kültür Merkezi’nde Türkiye’ye döndükten sonra dersler verdim. Sonra özel dersler vermeye başladım. İçimde bir uhde kaldı bir akademide ders vermek istiyorum. Zaman zaman elinde resimleri ile öğrenciler geliyor. “İyi ki siz varsınız” diyerek resimlerini gösteriyorlar. Akademide hocalar öğrencileri bir ekole yaklaştırmak istemiyor.


Hocanız Ersnt Fuchs ile bir anınızı anlatır mısınız?
Hocama sorardım “Hocam sizce benim resimlerimin değeri nedir? diye. O zaman için dünyada on kişiden biri sensin derdi. Şimdi çok fazla sanatçı var.


Türkiye’de kaç yıldır ders veriyorsunuz?
25 yıldır ders veriyorum. Çok yetenekli öğrencilerim oldu. Bazen bir öğrencim oluyor çok yetenekli ama satış işinde çalışıyor ve bir süre sonra resime ağırlık vermiyor. Halbuki Batıda bir kişinin azıcık bir yeteneği varsa bile değerini biliyor o yeteneğini geliştirmek için uğraşıyor. Burada aynı değer verilmiyor.


Kullandığınız teknikler neler?
Ben çok teknik kullanıyorum. Tamamen kendime ait tekniklerim var. İnsan tekamül için yaratılmıştır sürekli değişir. Bir sanatçı tekamül etmeli. 55 yıllık sanat hayatımda ben değiştikçe resimlerim de değişti. 
Merak edenler Erol Deneç ders1 adlı videomu seyredebilirler.


Çağdaş sanatın Türkiye’deki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir sanatçı kendini tekrar etmemeli. Resim dekoratif amaçla yapılmamalı. Gerçek bir sanat eseri her yere yakışır ve gerçek bir sanat eseri bayatlamaz. Leonardo’nun resmi hala taze. Sanatçı içine yönelmeli, modaya kapılmamalı. Sanat idraki dediğimiz bir durum var, diyelim ki felsefi bir konuşma dinliyoruz. Dileyenlere sorsanız herkes anladım der, herkes anlamıştır ama herkes başka bir şey anlamıştır. Herkes idraki kadar anlar. Sanatta da durum aynı.


Türkiye’deki müzeler için neler söylersiniz?
Avrupa’daki gibi müzeleri henüz burada göremiyoruz.


Bir resimde neyi seversiniz?
Diyelim ki Leonardo’nun bir resimini beğeniyorum, benim orada beğendiğim resim değil ki Leonardo’nun ruhu. Sanatçı eserine özünü yüklemeli. Bazı özler bizi daha çok etkiliyor.